PAYLAŞ

1381204_350109231791405_1276429423_nTeslim TÖRE

Erdoğan`ın aylarca ajitasyon ve propagandasını yapıp, şovlarla süslediği 30 eylülde üzerine 50 dakika tumturaklı laflarla partisinin ve kendisinin ne kadar “bulunmaz Hint kumaşı” olduğunu anlattıktan sonra, 5 dakikada da içeriğini ‘kerhen’ açıkladığı “demokrasi paketinden”: Kırşehir Üniversitesinin isminin “Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” yapmaktan öte, Kürt sorunu ile birlikte Türkiye`nin en önemli iki sorunundan birisi olan Alevilerle ilgili fazlaca bir şey çıkmadı.

Paket her halinden belli olduğu üzere “kerhen” hazırlanmış ve ‘kerhen’ de açıklanmıştı. Kerhendi çünkü Erdoğan ve Hükümetinin temel politikası: Kürtlere de Alevilere de demokrasi alanında bir şeyler vererek, bu iki önemli sorunu demokratik yöntemle çözmek değildi. Kürtlerin, Özgürlük Hareketi`n den olanlarını ezip, yok etmek geriye kalanlarını ise “benim Müslüman kardeşlerim” ayağı ile asimile ederek Kürtleri ve Kürt sorununu bitirmekti.

Alevileri ise: “Müslüman mısınız değil misiniz…?” köşesine sıkıştırarak onlara “Müslümanız” dedirterek, yüzlerce yıldır devam eden Alevi sorununu yezitçe bir kurnazlık politikası ile İslam ideolojisinin çemberine alarak, son darbeyi vurup, bitirmek istedi. Ama her iki konuda da: evdeki Pazar çarşıya uymadı. Başka bir halk deyimi ile: `hedik taşlı çıktı`. Kürtler onlarca yıl savaştı yenilmedi, Erdoğan ve Hükümeti`ni barış masasına oturttu…

Aleviler ise baş kaldırdı “çetin cevize” döndü. Erdoğan ve Hükümeti her ikisini de yiyemedi. Söz konusu plan belki de sadece Erdoğan ve Hükümeti`nin değildir. Belki global kapitalizm sömürüsünü, Kuzey Kürdistan da dahil sorunsuz bir ortanda yapsın diye böylesi bir plana gereksinim duydu. Alevilerin; “bir üzümü engür suyu yapıp kırk kişi ile içme, bir elmayı bir ceme paylaştırma…” gibi kapitalizme ters gelen paylaşımcı kültüründen kurtulmak için, böylesi bir hinlik planını yapmış ya da birileri yapmışsa evet deme gereği duymuştur.

Alevileri asimile etme planı çok eski. O nedenle, Alevilerin içinden Hızır Paşalar üretme projeleri de tarihten kalma projelerdir. ‘Kalma’ derken ara verilmiş proje anlamında söylemiyorum: Hızır Paşa`dan beri süreklilik arz eden projeler olarak niteliyorum. Ama söz konusu projeler Alevileri bitirmeye yetmedi. Alevileri bilinçten yoksun bırakmak, sıradanlaştırmak, dayanışmacı, paylaşımcı, ezilenden yana olma güdüsü ve duygusu, acıma hissi gibi insani duygu ve düşüncelerden kopartıp, Aleviliğin esas ideolojik gücü olan batinilik felsefesinden uzaklaştırıp, sadece bir “inanç” düzlemine indirgemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Batinilik felsefesi kaba materyalizm değildir. İslam içi bir akım olan Tasavvuf felsefesi de değildir. Batinilik felsefesi: Manizmin, Mazdakizmin, Şamanizmin ve kısmen de olsa Zerdüştlüğün bir sentezidir. Söz konusu sentez Alevi ve Bektaşilere özgü bir sentezdir.

Bu sentez Alevi ve Bektaşilerin özel ve tüzel kişiliğine denk bir sentezdir. Defalarca yazdım vurgulamak için bir daha yazayım: Aleviliğin temel felsefesi olan Batinilik, Materyalizm değildir. Ama bilgi dağarcığında bilgi biriktirme, dağarcığını zenginleştirme bakımından tıpkı Materyalizm gibi; hangi dalda, hangi kişi ve inanç tarafından üretilmiş olursa olsun; insana dair her bilgi ve birikime sahip çıkan onu koruyan, kendi bilgi dağarcığına koyarak geleceğe taşıyan bir felsefedir. Batinilik felsefesi, insani değerlerin bir toplamından oluştuğu için ideolojik bakımdan çok `güçlü` dinlerin ideolojik baskılarına karşı direnmiş ve yüzyıllardır varlığını korumuştur. Ne Hıristiyanlık, ne İslam ve ne de Musevilik felsefesi, ideolojik olarak Batınılik felsefesini yenik düşürüp, imha edememişlerdir. Başka bir söylemle, bütün semavi dinleri yer yüzündeki milyarlarca insanı kendilerine bent etmişlerdir, ama Batinilik felsefesini dolayısı ile de Alevi Bektaşiliği ne kendilerine bent edebilmiş, ne de ideolojik bakımdan ezerek yok edebilmişlerdir…

Musevilik hariç Semavi dinlerinin tümü, egemenlere karşı mücadele etmek amacı ile yoksul semtlerde, yoksulların dini olarak doğmuştur. Yoksullar, dinler etrafında örgütlenerek, organize olup, egemen sınıflara karşı mücadele etmişlerdir. Din gelişip, güçlenip, egemenlerin gücünü aşınca, egemenler dini de kendi etkileri altına almaya çalışmışlardır ve almayı başarmışlardır. Bütün semavi dinleri egemenlerin dini haline gelmiştir. Fakat, Batinilik yani Alevi Bektaşilik egemenlerin etkisi altına girmemiştir. Ezilenlerin ve ezilenlerden yana olanların felsefesi, inancı ve ideolojisi olarak kalmaya devam etmiştir ve etmektedir. Aleviliğin bu yapısından dolayı sadece İslam değil, egemenlerin dini haline gelmiş olan Hıristiyanlık da Alevi Bektaşilere soy kırım uygulamıştır. Hıristiyan dininin Alevilere yönelik bu hırsında Rafiziliğin payı da vardır. Çünkü Alevi- Bektaşiler, Rafizilerle de sıkı enternasyonal ilişkiler kumuşlardır. Bu niteliğinden dolayı Alevi-Bektaşiler enternasyonal bir tüzel kişilik de kazanmıştır. Batinilik felsefesi: Balım Sultan, Kızıl Deli, Gül Baba, Sarı Saltuk gibi baba erenler vasıtası ile Avrupa da ki `Rafizilik`le de tanışmış, bağ kurmuş, bilgi dağarcığına onlardan da bir şeyler katmıştır. Bundan dolayı Alevilere çoğu zaman “Rafizi ” de derler.

Ancak, Marksizm`in materyalizm temelinden doğup, güçlü bir dünya ideolojisine büyümesinden sonra, Rafizilik Marksist –Materyalizmin içinde kayboldu. Marksist Materyalizm ile Batinilik felsefesinin bütünleşmesi Türkiye de de denendi. (Bunu özel olarak yapan kimse yoktu, tıpkı Avrupa da ki Rafizilik gibi kendiliğinden oldu) Ama, Türkiye de Batinilik sosyalistlerin yani bizlerin sosyalizm diye savunduğumuz ideolojiden daha etkindi. O nedenle Alevilik sosyalizmle değil, sosyalizm Alevilikle karışarak melezleşti. Devrimci mücadele boyunca Batinilik Türkiye (Anadolu) toprağının bir ürünü, sosyalizm ise bir ithal düşünce ve ideoloji olarak kaldı…

Kültürel alanda; Pir Sultan Abdal tiyatro oyunları, Bedreddin`in mücadele ve söylemleri, Mustafa Kemal`in kurtuluş hikayeleri… gibi konular işleniyordu. Bu nedenle, Türkiye Marksist- Materyalizmi; Batinilik felsefesi ve Alevi- Bektaşiliği içselleştirerek bir bütünlük yaratamadı. Ondan dolayı da sosyalistler Alevilikle bütünleşip, içselleştirerek kaynaşmak yerine, Alevilerle ittifak yapmak konumuna düştüler…

İttifaklar bazında, sosyalizm adına Alevilere ve Aleviliğe burun büken sosyalist geçinenler bu tarihsel gerçekliği anlamamış, algılamamış olan tiplerdir. “Bükemediğin bileği öpeceksin” halk deyiminden olduğu gibi Aleviler ve Alevilikle birleşerek, Aleviliği içselleştiremeyen sosyalizmin: onunla ittifak yapması doğal ve kaçınılmazdır. Bu nesnel gerçekliğe burun bükmek a-politikliktir. Aleviler artık Türkiye de sadece bir dini inanç topluluğu değil, bir politik güç ve siyasi arenanın önemli bir aktörü konumundadır. Mücadele sürecinde önemli ölçüde bilgi birikimi ve deneyim sahibi olmuştur. Bundan böyle kendi hakları için kimseye minnet etmeyecektir. “hak verilmez alınır” prensibi doğrultusunda kendi hak ve hukukunu kendisi tayın edecektir. CHP onlarca yıldır Alevileri: “beni desteklemeseniz Sünniler sizi ham ederler…” yalanı ile duygularını ve oylarını sömürdü.

Başka partiler Alevilerden bir iki kişiyi millet vekili yaparak, Alevilerin iradesine ipotek koydular. Bütün bunlar tarihte kalacak artık. Çünkü aleviler CHP, AKP, gibi kendilerini “diyet vermekle” oyalayan, sonra da “kimseye diyet borcum yoktur”diyen partilerin peşinden ayrılıp, hakları için olmaları gereken yere, sokaklara indiler. Evet, indikleri yerin ucunda ölüm de vardı, onunla da karşılaştılar. Gezi de, Gezinin devamındaki mücadele de Erdoğan ve Hükümetinin tutmuş olduğu ölüm ipini de göğüslediler. Gezi, Alevilerin çok önemli katılım sağladığı bir devrim mücadelesine büyüdü. Elbette Gezi Alevidir demiyorum. Gezinin mücadele fidanı, Alevi gençlerinin de kanı ile boy verdi, gelişti ve büyümeye devam ediyor…

Aleviler sokak gücünü en iyi Gezi de gösterdiler. Alevi düşmanlarına en etkileyici yanıtı Gezi ile verdiler. Gezi çıkışı olmasa idi Aleviler, Erdoğan`ın paketine ”kerhen” de olsa giremezlerdi. Alevilerin Gezi gücünün gördükten sonra: “Cem evi cümbüş evi, Müslümansanız Camiye gelin, değilseniz başınızın çaresine bakın” gibi, Alevileri aşağılama tavrından `vaz geçip`, “kerhen “ hazırlamış oldukları “pakette” Alevilere de “kerhen” yer verdiler!…

Ama paketin açıklanmasından hemen sonra, panik halinde: Alevi kardeşleri ile ilgili çalışmaların devam ettiğini, bir pakette Aleviler için hazırladıklarını açıkladılar. Erdoğan ve Hükümetinin bu paniği: Alevilerin artık intizarlıktan kurtulup, kendileri olduklarını, hak dilemek yerine hakkın alındığının bilincine vardıklarını, bu bağlamda tüzel ve politik bir kişilik kazandıklarını net olarak gösteriyor.

4 Ekim 2013

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız