PAYLAŞ

nuce_26092013-104322-1380185002.21Kızılbaş Aleviliğini anlatan “Dewres” belgeselinin yönetmeni Belgin Cengiz, gazetemize konuştu. Cengiz, modernitenin Alevi geleneğinin temelini oluşturan talip-mürşit ilişkisini kırdığını belirterek, “Bu ilişki biterse söz de biter” dedi.

Dersim Kızılbaş Aleviliği’ni anlatan “Dewres” belgeseli günümüzde kaybedilmiş birçok ritüele odaklanıyor. Belgin Cengiz’in yönetmenliğini yaptığı belgeselin İstanbul galası 28 Eylül’de Barış Manço Kültür Merkezi’nde 19.00 ve 20.15 seanslarında gösterilecek. Dewres, Aleviliğin unutturulmaya çalışılan yüzünü Ali Xıdır Dede aracılığı ile hatırlatma çabasında. Bunu yaparken de Aleviliğin kadim inancını günümüze taşıyan ocaklar, dergahlar, ziyaretlerden yola çıkıyor. Kendini arayan bir gencin, Ali Xıdır Dede ile geçirdiği günleri odağına alan Dewres, İnsanı Kamil, Hak ile Hak olma, 4 Kapı 40 Makam gibi kavramları hafızaya tekrar çağırıyor. Cengiz, belgeselde de anlatılan ve günümüz Aleviliği’nin temel sorunu olan talip – mürşit ilişkisinin kopmasını sorunların merkezine koyuyor ve ekliyor cemevlerinde öğretilenler şekilsel..

Belgesel badireler atlatarak şimdiki haline geldi. Belgeselin ortaya çıkışı nasıl oldu?

Dersim geçmişte geniş bir eyaletti. Çevresindeki birçok il bu eyalete bağlıydı. Özelikle 38’deki katliamdan sonra kitlesel bir hareketlilik yaşandı. Ben de 38’de sürgün yaşayan bir ailenin mensubuyum. Bu proje aslında şunu gündeme getirmeyi istedi. Dersim, kadim halklar ve inançların sözcülüğü yapan bir rol üstlenirken, katliam ve sürgün sonrası bambaşka bir sürecin içine itildi. Bu süreçle yaşanan kopuş, biz kimiz sorusunu beraberinde getirdi. Bu tartışmalar üzerinden bu projeye yöneldik. Aslında proje, 90 dakikalık 4 kapı 40 makam inancını ele alan sırrı hakikat adlı bir başka çalışmaydı. Projenin ilk yarısında çekimleri tamamladıktan sonra KCK davalarında yargılanmaya başladık. Filmin ana karakteri abim 4.5 ay tutuklu kaldı. Sonra çekecek imkan bulamadık ve projeyi 54 dakikalık belgesel olarak tamamladık. Ali Xıdır Dede üzerinden Dersim Kızılbaş Aleviliği’ni anlatmak istedik.

Geçmişte Alevi gençleri daha çok seküler düşünceler üzerinden kendilerini tanımladılar. Son dönemde ise gençlerin Aleviliğe olan ilgisinden söz edebiliriz. Sizi bu projeye yönelten ne oldu?

Belgeseli ortaya çıkaran motivasyon biz kimiz sorusuydu. Aslında denklem çok net. Aleviliği hepimizin doğru kavramadığı çok açık. Belgesele başlamadan önce Dersim’de pek çok ocağa ve pirlere gidip sorular sorduk. İnancın temeli nedir, nereden geliyoruz, biz kimiz soruları ile birlikte, düşünce sistematiğini onlarla konuştuk. Alevilik, Hz Ali ekolü üzerinden İslamlaştırılıyor. Bu aslında asimile olmuş bir algı. Yani asimile olmuş zihnimiz, inancı bin yıllık bir geçmişe bağlayarak İslam içi bir konu olarak algılıyor. Ama işin merkezine gittiğimizde ocaklara, dergahlara gittiğinizde gerçekten Alevilik dört kitabın dördüne kaynaklık eden kitaplar üstü bir inanç olarak görülüyor.

Aleviliği var eden ana topraklardan şehirlere farklı nedenlerle ciddi göçler yaşandı. Şehirlerde inancı   yaşayacak alanlar bulamadıkları için ciddi asimilasyonla karşı karşıyalar. Belgesel biraz da bunu anlatıyor. Tehlikenin boyutları nedir?

Dersim keşişlerin, dervişlerin diyarı olarak biliniyor. Buralarda 150 yıl öncesine kadar binlerce yıllık geleneği olan okullar vardı. Cumhuriyetle birlikte sistem girmeye başladı. 38 ile birlikte ciddi bir kopuş yaşandı. Asimilasyon hissedilmeye başlandı. Bölgeyi daha fazla ehlileştirmek için inançsal ve kültürel dokunun dağıtılması gerekiyordu. Dergahlar, okullar kapatıldı. Önce katlettiler ardından zorunlu göçe tabii tuttular. Alevilik toplumsal sistem kurar; pirlik, mürşitlik, taliplik, dedelik… Bu sistem birbirini denetleyen biri olmadan diğerini var olmayacağı yapıdadır. Mürşit aynı anda talip, talip de mürşittir. Belgesel de Ali Xıdır Dede taliptir ama Mürşitliğe erişmiştir. Modern dünyaya geldiğimizde bu sistem mecburen değişiyor. Pirlerimiz şunu söylerdi: Son talip bittiğinde bu inancın bu dizgisi de bitecek. Talipler de şunu söyler son mürşit bittiğinde sözünü dinleyeceğimiz kimseyi bulamadığımızda  talipliğimiz bitecek. Şehir yaşamı bu halkayı kırdı, parçaladı. Bunu gidermek için Aleviler toplanma mekanları oluşturuyor cemevleri gibi yerler, onlar da mevcut inanç yapısıyla bütünleşmediği için kitaba, şekle dayanmayan bir inancı yaymakta zorlanıyorlar.

Ciddi bir asimilasyondan bahsediyoruz. Bu asimilasyon sadece dışsal bir şey değil. İçten asimilasyon süreci de yaşanıyor. Belgeselde Ali Xıdır Dede de içten asimilasyonu bu sözler her cemde anlatılmaz diyerek ifade ediyor. Cemevlerinin inancın farklılaşmasındaki rolü nedir?

Kafalar o kadar karışmış ki yani bu duruma nasıl geldik anlamak çok zor. Cemevleri kültürün son kırıntılarını tutunmaya çalışan insanların kendilerini var etmeye çalıştıkları yer. Cemevleri inancın şekilsel kısımlarına sıkışmış durumda. İnancın özüne ve problemlerine dair çözüm üretilen zemin sunamıyor. Saygı duyulan ciddi çalışmalar var; ama genel durum bu. Filmin girişinde anadilde söylenen dua Aleviler açısından bir manifesto. Biz cemevlerinin hangisine gidersek o dua ve içeriği bilinmez. O kadar unutulmuş. Orada anlatılan var oluş, iyilerle kötülerin savaşı gibi anlatılar var.

Cemevlerinde anlatılan Alevilikle, talip -mürşit ilişkisinin ortaya çıkardığı Alevilik arasında farklar olduğunu mu söylüyorsunuz?

Kafa karışıklığının en önemli nedeni bu mürşit -talip ilişkisi kopmuş olması. Ana topraklardan göç edenler kendilerini kaynaklık edecek, yönlendirecek bir mürşit varlığını da yitirdiler. Bu yitirme hali, kendilerini koruma refleksiyle aşırı politize olmayı beraberinde getirdi. Bugün Alevi derneklerinin yapılarına bakarsanız hep politik aktörler var. Gerçek anlamda mürşitlerin yan yana geldiği bir derneğin kurulması çok zor. Biz aynı zamanda şunu yitirdik Alevilik sırlar ve semboller dizgisidir. Yazıp çizip anlatamazsınız,  batınidir. Zahiri olan gündelik yaşam refleksleridir. Tek ibadet; gerçeğin savunculuğunu yapıp hakikatin peşinden koşmak. Bu sırrı açıklayacak kişi de batın anlamda sırra ermiş kişidir. mürşitlere ihtiyacımız var. O yüzden bugün cemevleri bu manevi boşluğa yanıt vermiyor.

Ali Xıdır Dede sağ ile çürüğü ayırmak lazım diyor. Aleviliğin içinde sembolleştirirsek İzzettin Doğan çizgisini nasıl ifade ediyorsunuz?

Dedemizin dediği gibi çürüktür. Siz kendi topluluğunuzu kendisine ait olan değerlere yönlendirmeyin, gidin Fethullah Gülen ile birlikte değerlerimizi asimile edecek projelerin içinde yer alın. Geçmişler olsun demekten başka ne diyeceksin. Kardeşlik anlayışı hiçbir şekilde mekan üzerinden gerçekleşmez. Kardeşlik anlayışı ben kimsem bana ait değerlerime eşit imkan sunulmasıdır. Kendi modelini bana dayatıyorsan biz seninle nasıl kardeş olalım?

Belgesel, odağına kafası karışık olan gencin özüne ulaşma çabasını alıyor. Genç, dedeyle iletişiminden sonra karışıklığını giderebiliyor mu?

Tabi gideriyor. Aslında kafası karışık olan genç biziz. Modern dünyada bir şeylerle boğuşmaktan yorulmuş kendi özünden uzaklaşmış, kendine yabancılaşmış, yabancılaştığı oranda yorgun düşmüşüz. Genç kendini toparlaması ve kendine ait olan gerçeği kendisine hissettirmesi için dedenin kapısına gider. Çıktığı zaman da varlığına dair sorması gereken pek çok soruyu sorarak yeniden yola çıkar. Gencin yolculuğu bitmez. Dede ise bir derviş olarak sürekli bir yolda ziyaretlerde, mekanlarda hak ile hak olma yolunda olan biridir. Belki de dede son derviştir.

Belgesel Kirmanckî dua ile giriş yapıyor. Dua, Kürtçe ibadet olmaz iddialarına da önemli bir yanıt…

Bu çok politik bir yönlendirme. Bir kere Dersim Aleviliği’nde 400 – 500 yıla kadar Türkçe’nin t’si yok. Türk kökenli erenlerimiz evliyalarımız Dersim’e gelip ocaklar açtıktan sonra Türkçe ibadet başlamış. Belgeselde Levent Güneş’in  bestelediği Heyder şarkısı bu inancın ilk Kürtçe şarkılarından olup neredeyse bin küsür yıllık geçmişe sahip. Kürtçe deyişlerle kadim bir inancın kendisini kendi anadiliyle var ettiğini zaten biliyoruz. Öte yandan anneanneme gelen pirler hiç Türkçe konuşmadılar. Çünkü anneannem hiçbir zaman Türkçe bilmedi. Ocakların kendini sistematik ifade etmesi de anadilleri Kurmancî ve Kirmanckî’de. Bu diller inancın mana dünyasını barındırmakta. Biz o mana dünyasını o dilden çıkarıp Türkçe’ye çevirdiğimizde anlaşılması güçleşiyor.

İbadetin mekanı doğadır

Bugün gelinen noktada asimilasyonun zirve noktası cami – cemevi projesi. Bu konu hakkında ne söyleceksin?nuce_26092013-104326-1380185006.6

Fethullah Gülen’in batıniliği çok iyi bildiğini ve bundan hiç hoşlanmadığını düşünüyorum. Gülen’in Dersim üzerine olan vaazını bilirsiniz. Orada derki biz Anadolu’nun birçok yerinde Tahtacı, Yörük Alevileri’yle iletişim kurduk, ortak hareket etmeye başladık ama bir yer var ki orası Dersim, orada bir insan hak bende mevcut, ben hakta mevcutum diyorsa bu insanlarla başa çıkmak mümkün değil. Aleviler camiye gitmez, namaz kılmaz bunu neden yapmadıkları çok açıktır. Aleviler genel olarak yaşamlarında ibadet mekanı olarak doğayı tercih ederler. Herhangi bir yeri; kendisi için kutsal atfeden bir gözeyi, bir nehir kenarını vb. tercih eder. İbadet için kendilerini bir mekana hapsetmezler.

Önder ELALDI / OzgurGundem

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız