PAYLAŞ

can_kasapogluCan KASAPOĞLU

Her ne kadar Aleviler, gerek faili belli kesimler tarafından gerçekleştirilen Alevi katliamlarını protesto ederek ve gerekse hak ve özgürlük taleplerini dillendiriken göstermiş oldukları duruş, yöntem ve sonuç alma konusunda henüz beklenenin çok uzağındalardır.

Sadece TC döneminde yapılan Koçgiri ve Dersim Soykırımı, Maraş, Sivas, Malatya, Kırıkhan, Çorum ve Gazi katliamları gibi acıları günümüze değin bilinen belli-başlı önemli katliamlarda Aleviler genel olarak ‘protesto ve anma’lar biçimiyle gündeme gelmişleridir.

Yapılan soykırım ve katliamların hesabını sorma, onun gerekli örgütlenmesini, kurumsallaşmasını ve derinliğine, detaylı analizlerinin yapılarak soykırımı ve katliamları yapan zihniyeti, anlayışı ve inkarcı, asimilasyoncu politikaları yürütenleri iyi tanıyıp bilince çıkarma noktasında sorunlar yaşamaktadırlar.

Örneğin ‘Dersim Soykırımı’ söz konusu olduğunda belli bir çevrenin duyarlılığı dışında kalanlar hemen, ‘Devlet Dersim’den özür dilesin, Tazminat ödesin vb’ deyimine takılıp durular. Elbette devlet yaptıklarından ötürü özür dilemeli, kendi kanlı ve katliamcı tarihi ile vicdan muhasebesi yapmalıdır.. Devlet bunu, mağdurlar istiyor diye değil, kendisi ile hesaplaşması, tarihinden utanç duyduğu ve bir daha böyle bir şeyi asla ve asla yapmayacağını beyan etmelidir.. Ancak soykırım ve katliam mağdurlarına düşen ise ‘hesap sorma ve almak’ olmalıdır..

Yine Sivas-Madımak katliamıyla ilgili yıllarıdr ‘Madımak müze olsun’ gibi aslında önemli bir talep, beklenti vardır.. Ancak Madımak’ın müze olması ne Madımak’ta diri diri, hunharca yakılan insanların hesabını sorma anlamaına ve nede özellikle Alevilerin vicdanen rahatlamasına neden olacaktır.. Talep yerindedir ancak yeterli, sonuç alıcı değildir.. Burada eğer devlet, devlet ise orayı zaten kendiliğinden müze yapacaktır.. Yada bir başka deyimle Madımak’ı müze yapan bir başka iktidar geldiğinde Alevilerin sorunları bitmeyecektir..

Üçüncü Boğaz Köprüsü’ne Yavuz adının verileceği üzerine Aleviler haklı olarak tepki duymuşlardır. Bazı kesimler ise hemen Alevileri ön plana sürmeye, sanki Yavuz sadece Alevileri katletmiş, diğer inanç ve halklara hiç bir şey yapmamış.

İstanbul’u fethi, dünyanın gözünün içine bakılarak her yıl devlet tarafından kutlanmaktadır.

Neden hiç bir devlet, hiç bir halk ve inanç buna karşı gelmemektedir acaba? Fatih, buraları hemde kimsenin burnu kanamadan ve müze yapmak için mi fetetmiştir? Yavuz Sultan, sadece Alevileri mi katletmiş acaba, neden diğer mağdurlar, rumlar, avrupa vd buna sessiz kalırda hemen Aleviler’e göz dikilir? Aleviler ise nedense çok daha yakınlarındaki çok önemli olayları hemen unutur ve yaratılan gündemin arkasından koşmaya başlarlar..

Mesela Dersim’i bombalarken ‘zevk’ alan biri olan ve Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu, Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in adını verildiği Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan uçmamak için bir eylem yapılmaz.. Aynı şey ‘Atatürk’ hava limanı veya liseleri, ünüversiteleri, okulları, köprüleri, caddeleri vb yerler içinde geçerlidir.. Neden bu köprülerden geçilir, bu okullara gidilir, bu kurumlardan diplomalar alınır da ses çıkartılmaz?

Ermenilerin, Kürtlerin, Alevilerin ve bir bütün olarak Gayri Müslim halkların ve inançları açısından Atatürk’ün Yavuz’dan, Fatih’ten vb ne farkı vardır?

Kaldıki Alevilerin, oldum olası en ufak bir haksızlık ve eşitsizlik karşısında duyarsız kalmayıp, eşitlik için ayağa kalktıkları, isyan ettikleri veya haksızlığa karşı gelenlerin cephesinde yer aldıkları bir olgudur.

Gerçektende Türkiye Cumhuriyeti yakın tarihine bakıldığında Alevilerin, her dönem, çevrelerinde olup-biten her türlü toplumsal, sosyal ve siyasal olaylara duyarsız kalmadığı görülmüştür.

Alevilerin, zalimlere ve şer cephesine karşı göstermiş oldukları mazlumun yanında yer alam ve  haksızlığa karşı göstermiş oldukları, olması gereken reksleflerin ise yien kendileri açısından çok ağır bedelleri olduğu bir realitedir..

Alevilerin her zaman ve her yerde, her koşulda haksızlığa ve şer cephesine karşı, eşitlik, özgürlük ve demokrasi isteyen güçlerin yanında, mazlumların cephesinde yer almaları ise ‘Aleviliğin’ bir gereğidir..

Alevilik böyle emrettiği, böyle olması gerektiği ve bunun ‘doğru’ olduğundan yola çıkarak bu duruşun, bu onurlu yaşamın felsefesi ve yaşam biçimidir..

Fakat Aleviler, her ne kadar zaman zaman ve özelliklede belli özgün günlerde, kendilerine karşın yapılan katliam vb anmalarında sokaklara çıkarak protesto, hak talepleri vb istemleri dillendiriyor ve devletten bir beklenti içine giriyorlarsada bu yeterli değildir.. Diğer yandan bu durum, yani salt dillendirmek yeterli olmamakla birlikte devletinde bir şekilde işine gelmektedir..

Böyle durumlar karşısında devlet iktidarı hemen bir ‘yeni açılım’ ile süreci idare etmeye, sözde Alevilerin sorunlarına ne kadar duyarlı olduğunu ilan etmektedir..

Mesele yöntem sorunudur..

Mezopotamya ve Anadolu önemli değişiklere gebedir.

Dostunu ve düşmanını çok iyi tanıma ve buna görede gerekli her türlü örgütlenmesini sağlayamayan Aleviler sürece çok fazla müdahale edemezler.

Müdahil olarak içinde yer almanın dışında kalmak ise gündem yaratma değil, yaratılan gündemin peşinden gitmek olur ve buda Aleviler’e kaybettirir..

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız