PAYLAŞ

semah

Hacı Bayram MENGİ

Türkiye cumhuriyeti belki de kurulduğu günden bu yana attığı en doğru adımı atıyor. Türkiye’nin maddi ve manevi olarak gelişmesinin ve demokratikleşmesinin önünde en büyük engel olan Kürt sorununun çözümünde başlatılan diyalog hem Türkiye hem de Kürtler açısından tarihi önemdedir. Her iki kesimin önünde de iki seçenek vardı. Ya savaşarak “kaybet-kaybet” yolunu seçeceklerdi. Ya da diyalogla İngilizlerin “win-win” dedikleri “kazan-kazan” yoluna seçeceklerdi. İkinci yolun se
çilmesi her iki taraf içinde tarihi önemdedir.

Başlatılan bu süreç karşısında, akan kandan beslenen MHP, akan kanın durmaması için sert bir muhalefet sergiliyor. MHP’nin faşizmi herkes tarafından bilindiği için onun üzerinde durmaya gerek yok. Ancak CHP’nin bu süreçteki tutumu düşündürücüdür. Çünkü CHP mevcut sistemi kuran parti olduğu için bizzat bu sorunun kaynağıdır. Bundan dolayı sorunun çözümünde yer alması bir zorunluluktur. CHP’lilerin hem nalına hem mıhına siyasetinin en açık göstergesi her şeye bir bahane bularak işi yokuşa sürmesinde kendini gösteriyor.

Bu süreç içinde, “Bize bilgi vermiyorlar, ondan dolayı neye destek olacağımızı bilmediğimiz için destek olamıyoruz” diyorlar. Bu ipe un sermektir. Tasavvufun ve hoşgörünün simgesi olan Mevlana adeta kendi döneminde CHP siyasetini eleştirirmiş gibi şöyle demektedir; “Kusur aramak için bakma birine, ararsan bulursun; kusuru öğretmeyi marifet edin, işte o zaman kusursuz olursun.”

Alevilerin mevcut CHP siyasetini desteklemesi mümkün değildir. “İlericilik” adı altında Aleviliğin içini boşaltan bizzat bu partidir. Alevileri, CHP’nin değişmez kitlesi yapmak ve Alevileri kendi özünden, felsefesinden uzaklaştırmak için son dönemde CHP’li Birgül Ayman Güler zihniyetinde “Alevi önderleri” ortaya çıkmaktadır. Hiçbir Alevi bunların söylediklerine kulak vermemelidir. Zira “Türkler, Kürtlerden üstündür” zihniyetini destekleyenler ve “Alevilik öz Türklüktür” diyenler bizzat Aleviliğin yetmiş iki milleti aynı nazarda görmek felsefesine ihanet etmişlerdir.

Çünkü ne Türk, Kürt’ten üstündür, ne de Kürt, Türk’ten üstündür. Hepsi insan olarak doğduğu için eşittir. Alevilik ise; Türklerin ortaya çıkardığı bir inanç ve felsefe olmaktan ziyade, İrani halkların ve Zerdüşti geleneğin günümüz versiyonudur. Ama buna rağmen sadece türlere de ait değildir. Madem “kıblemiz İnsan” diyoruz o zaman Alevilik bütün insanlığın ortak mirasıdır. Bunu Türklere, Kürtlere, Araplara mal etmek Aleviliğe yapılacak en büyük ihanettir ve Alevileri parçalamaya dönük bir tarzdır.

Yine bu “Alevi önderleri” devletle işbirliği içinde, Alevileri adeta kurbağa yerine koymaktadırlar. Kurbağayı, direkt sıcak suya atarsanız oradan hemen sıçrayıp çıkar. Ama soğuk suya atıp suyu yavaş yavaş ısıttığınızda kurbağa hiçbir şey hissetmez ve su kaynama noktasına geldiğinde ölür.  Bu “Alevi önderleri” de, Alevilere; “siz Sünni siniz” dedikleri zaman sert tepki alacaklarını bildikleri için, Aleviliği Şiilik üzerinden önce İslamiyet’e bağlayıp daha sonra, İslamiyet’te ibadet yeri tektir o da camidir demagojisiyle Alevilere camiyi tek seçenek olarak sunmaktadırlar. Görünüşte de cem evlerinin en ateşli savunucusu gibi görünmektedirler. Aleviler bu kesimlere karşı uyanık olmalıdır. Çünkü “Ağacın kurdu, ağaçtan olmasa; ağaç kurumaz” bu kesimlerde bir kurt misali Aleviliği içten içe yozlaştırmakta ve içini boşaltmaktadır.

Aleviler bu kesimlere karşı tutum almalı ve tarihine bakarak ders çıkarmalıdır. Zulme karşı isyanın adı, Ebu Müslim Horasani; toplumsallığın ve komünalitenin adı Şeyh Bedrettin; Koçgiri’nin aslanları, Alişer ve Zarife; Dersim piri, Seyid Rıza bütün canlara yar ve yardımcı olsun. Sahip oldukları kutsal ışıkla yolumuzu aydınlatsın.

Özgür Gündem Gazetesi/Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız