PAYLAŞ

Geçtiğimiz günlerde Reyhanlı’da patlayan bombalar, bölgemizin nasıl bir felakete doğru sürüklenmekte olduğuna ayna oldu adeta. Son iki yılda Suriye’de yaşanan iç savaş, sınırları aşarak Türkiye’ye sıçradı. Türk yönetimi bu savaşta taraf olduğunu baştan beri açık etti. Topraklarında muhalif  güçler diye lanse ettiği savaş çetelerini örgütleyerek Suriye’ye sürdü. Suriye’deki savaşta Türkiye toprakları,  rejim muhalifi güçlerin savaş karargahı haline geldi.

İki yılda Suriye’deki iç savaşta resmi rakamlarla 100 bin ölü olduğu söylenmektedir. Esat yönetimi ülkenin birçok kesiminde iktidarını kaybetti. Ülke adeta küçük küçük devletçiklere bölündü. Artık her mahallede savaş ağası çetelerin egemenliği sürüyor. Bu durum elbette her türlü provakasyona uygun ortam sunmaktadır. Reyhanlı da patlayan bombalar, bu çetelerle işbirliği yapan bölgenin etkin istihbarat örgütlerinin işi gibi görünmektedir. Bu tür eylemlerin tetiğini çekenler çoğu  zaman kime hizmet ettiklerini bile bilmezler. Piyondurlar. Bu eylem de savaş koşullarında palazlanan küçük çıkar çetelerinin para hırsını iyi değerlendiren istihbaratçıların işidir. Arkasında Tük, Suriye, İsrail ve benzeri ülke istihbaratlarının çıkması sürpriz olmaz. Kamuda olay kime mal edilmeye çalışılırsa çalışılsın veya bu eylem de kimler yer almış olursa olsun, gerçek suçluların bulunması yakın zamanda olanaklı görünmüyor.

Olayda kullanılan kişilerin siyasal kimlikleri de bizi doğru bir adrese götürmez. Savaş kendi başına bir bilgi kirliliği ortamı yaratır. Yine savaş kendi başına bireyin aklıselim düşünmesini engeller, aklın yerini duygular alır. İşte insanı felakete götüren de aklın yerini duygulara terk etmesidir. Böyle bir ortamda insan bir ikilem içine girer. Söylenen beylik laf şudur; bu topraklarda bir mücadele sürüyor; ya bizdensin, ya da karşıdansın. Bu beylik laflar her zaman doğruyu işaret etmez.

Çoğu zaman savaşı sürdüren iki tarafta haksız ve zalim olabilir. Suriye’de yaşanan (kimler tarafından kışkırtılmış olursa olsun, tüm bunlardan bağımsız olarak) bir kardeş kavgasıdır. Üzerine din maskesi geçirilmiş bir zulüm yaşanmaktadır. Bu zulmü yürütenler iki kutba bölünmüş örgütlerdir. Zulmün bir tarafında 40 yıldır iktidarı diktatörlük üzerine kurgulanmış Baas ideolojisi ile yöneten Esat ailesi ve oluşturduğu devlet aygıtı, diğer tarafında da  bir kısmı bu zulüm düzeninde baskı ve kıyım yaşamış Sünni müslüman halk kesimini kendisine taban yapmış, Müslüman Kardeşler örgütü ve buna ek olarak çoğunluğu bölgenin gerici Arap rejimlerinden devşirilmiş ve emperyalistlerce desteklenen çapulcu çeteler bulunmaktadır.

Kimileri bize bu iki kesimden birini tercih etmemizi dayatmaktadır. Oysa gören her göz bu savaşta iki kesimin de haklı olmadığını, iki kesiminde zulüm yaptığını, kin ve intikam duyguları ile hareket ederek bu savaşta hiç bir çıkarı bulunmayan mazlumları imha ettiğini görmektedir. Aklıselim düşünen her birey tüm ideolojilerden bağımsız olarak, bitsin bu zulüm demek zorundadır. Bitsin bu kan demek zorundadır. Bizler de Reyhanlıda katledilen Sünnilere, Suriye’nin değişik bölgelerinde kafaları kesilen, yürekleri yerinden sökülen Alevilere yapılan zülme, reva görülen sona isyan ediyoruz ve bitsin bu zulüm diyoruz.

Nasıl ki, Sunni müslümanların Esat diktatörlüğüne olan öfkelerini dindirmek için Alevileri katletmesine karşıysak, Alevi geçinen bazı çevrelerin ve Esat yönetiminin bu yapılanlara misilleme olarak Sünnileri katletmesini de kabul edemeyiz. Kendisine insanım diyen hiç kimse de bunu kabul etmemelidir zaten.

Biz sosyalistleri herkesten ayıran temel özelliğimiz, insana ve yaşama verdiğimiz değerdir. Bizim ezenlerin iktidarlarına karşı çıkışımız ne kadar haklıysa, insanın insan olmaktan doğan yaşam hakkını da kutsal sayarız. Egemenlere karşı silahlı mücadelemiz de bile her zaman meşru savunma içinde oluruz. Saldıran konumunda değil, savunma pozisyonundayız. Direnmekten başka yol kalmadığında silaha sarılırız.

Öte yandan Arap Alevi kökenli birçok eski yoldaşımız yukarda saydığımız bazı gerçekleri görmeden bizden bu savaşta taraf olmamızı istemektedir. Biz ısrarla Suriye’de süren kirli ve kanlı savaşta, iki tarafın da haksız olduğunu vurguladık, vurgulamaya devam edeceğiz. Bugün bizim tutumumuz bölgedeki boğazlaşmaya son verecek yol ve yöntemleri önermek olmalıdır. Bölgenin bir kan deryasına çevrilmesinin önüne geçecek bir ezilenler cephesinin örülmesi için mücadele etmek olmalıdır. Savaş kışkırtıcılığına zemin olacak tutumlardan özenle ve ısrarla kaçınmamız gerekmektedir.

Alevi kökenli Arap yoldaşlarıma bir gerçeği hatırlatmak isterim. Alevilikte bırakalım zalim bir iktidarın tarafında olmak, o rejime yakın durmak bile düşkünlüktür.  Esat rejimi biz zulüm rejimidir. Hem emekçi Aleviler için, hem Sünniler için, hem sosyalistler için, hem de Kürt halkı için bir zulüm rejimidir. Aleviler eğer gerçekten bu inancın gereklerine uygun davranacaksa,  bu iktidar içimizden çıkmış birilerinin elinde olsa bile onun yakınında olamazlar.

Aleviliğin en büyük ilkesi zalimlere karşı mazlumların yanındaki tarihsel duruşudur. Dün Sivas’ta yapılana isyan eden Alevi, bugün Roboski’de yapılana isyan ediyorsa bu inançtandır. Yine bugün Reyhanlıda katledilen Sünni Arap kardeşlerine reva görülen zulme bundan isyan ediyor. Egemenler inançları, ideolojik ayrılıkları kullanarak bizi hep birbirimize düşürmeye çalıştılar, çalışıyorlar.  Ne yazık ki, kendisine solcuyum, ilericiyim, sosyalistim diyen bazı kesimler de bu oyuna gelerek, egemenlerin kurallarını belirlediği bir ortamda birilerine karşı, öbürünün safında yer almaktadırlar. Oysa iki tarafta halk düşmanı zalimler iktidarına hizmet etmektedir. Obama çok kötü de, Putin çok mu iyidir? Sorarım düşünen insana, bu filler çatışmasının aracı olmak mıdır doğru devrimci duruş? İnsanların inançlarını kullanarak, biri kesimin işlediği cinayetleri, yaptığı zulmü meşru gösterme çabası mıdır devrimcilik?

Benim sık sık Alevi kimliğime vurgu yapmam bazı eski yoldaşlarımı rahatsız ediyor galiba. Ama benim vurguladığım Alevi kimlikte zalimin yanında duruş yoktur. Emeğin ve emekçinin yanında duruş var, ötekileştirilen toplumsal kesimlerin yanında duruş vardır.  Suriye’de savaş başladığında yazdım. Bir Alevi olarak bu savaşta eğer Suriye’nin şeriatçıları iktidar olursa, bu savaşın kefaretini Arap Alevilerine ödetirler. Bundan dolayı onların iktidar olmasına karşıyım dedim. Bugün de aynı görüşteyim. Ancak bu kesim iktidar olmasın diye statüko savunuculuğu da yapamam. Bu sistemin yıkılması gerekiyor.  Bu kanlı rejimin Alevilikle ilişkisi sadece Esat ailesinin bu kökenden gelmesi kadardır. Kaldı ki  Baba Esat iktidarını sürdürmek için inanç kimliğini inkar ederek bir Sünni müslüman gibi yaşadı ve bir Sünni müslüman gibi cenazesi Emevviye camisinde kaldırıldı. İktidar için inanç inkar edildi. Namaza gidişleri TV kanallarında naklen yayınlanıyordu.

Bugün de Esat ailesi Alevileri kullanarak iktidarını uzatmaya çalışmaktadır. Gerçekten Alevi inancına inananlar zulüm nereden gelirse gelsin karşı dururlar. Mazlum hangi  inançtan, hangi ırktan, hangi sınıftan olursa olsun onun yanında dururlar. Bundan dolayı dünyadaki 72 millete bir nazarla baktıklarını söylerler. Bu 72 milletin inançlarına bakmadan, etnik kökenlerine bakmadan, ideolojik duruşlarına bakmadan aynı nazarla bakarlar. Tek kıstasları ezen olmamaktır. Zulmeden olmamaktır.

20 MAYIS 2013

Yorumunuzu yazınız