PAYLAŞ

arevikHüseyin AKAR

“Arevik, bir Ermeni kızı, ırkçı egemenlerin Dersim yöresindeki halka reva gördüğü, tenkil ve kıyımı (Türk ve İslam olmayan halkları) acımasızca yok etmek için, 1915 Ermeni “tenkili “ ile başlayan, 1938 de toplu Kürt (ve Kızılbaş) kıyımı zulmünün bir romanı.
“ O sıralar dünya büyük sıkıntı içindeydi. Dünya kanarken, her taraf gözyaşı içindeydi. En çok Ermeni ağlıyor, en çok Ermeni kanı dökülüyordu… Ermeni katledene öbür dünyada Cennet ve yetmiş huri vaat edip, Ermeni topraklarında İslami Mekke temizliği verirken; ayağa kaldırılan bazı Kürt aşiretlerine de zengin Ermeni mallarını yağma, toprağına el koyma, kadın ve kızlarını ellerinden alma özgürlüğü verilince Kürt çeteleri Ermeni avı başlatılmıştı” diye çok önemli bir ayrıntıya parmak basıyor.

Bir asır önce “ en çok Ermeni ağlıyor en çok Ermeni kanı dökülüyor” , akabinde “en çok Kür Aleviler ölüyor en çok Kürt halkının kanı dökülüyor”. Bir asır öncesinden bu güne değişen bir şey yok, zira ulusalcı zihniyet, kan akıtmayı sürdürüyor. Dün, Kürtler Ermeni kıyımında kullanılıyordu, bu gün Kürt, Kürt’e kırdırılıyor. Devam ettirilen ırkçılıktır.

Irkçılığın dünyada yasak olduğu bu çağda bizim ırkçı ulusalcıların, gündemde ki “barış süreci” paniği, us dışı refleksleriyle; evrensel demokratik değerlere, eşitliğe, kişi özgürlüğü hak ve hukukuna, özetle insan haklarına adeta meydan okumaktadırlar.

Arevik, 1915 Ermeni tenkili nde, devletin Ermenilerden kalacak mal-mülk ve cennet vaadiyle nasıl yoksul-dindar Kürtleri, Ermenileri yok etmek için kullandığını, ikircikli, hain Kürt ağa, bey, mir sey-seyit gibi “büyük köşe taşlarını” öz eleştirilerle örnekler.

Arevik’te, devletin ırkçı ulusalcı erkinin, Kürt feodal yaşamın mütegalibesi; ağa, bey, mir, sey-seyit vs “büyük taşları” korumasında tutarken, kendi aralarında çatıştırdığı, türlü dalaverelerle halkının kanının akıtılmasında kullandığına tank oluyoruz.

Taş duvar ustaları çok iyi biliri, “büyük köşe taşlarını” yerinde tutan, dengeleyen, dik durmasını sağlayan “küçük çakıl taşları”dır. Daha açık bir deyimle toplumsal olaylarda belirleyici olan, bu; ağa, bey, mir, sey- seyit’lere yaşam sağlayan kalk kesimidir.

Haydar Işık’ın Arevik Romanını okurken üzerine yoğunlaştığım “küçük taşlar” dan beni en çok etkileyeni de İmam oldu.

“İmam, halk cahil olduğu için dünyayı, evin önündeki tarlası kadar görür. Böyle olunca bu halk kaklı kaldırıp savaşa sürmek, hak hukuk aramak mümkün olmuyor. Dünya görmeyen, diğer halkların ilerlemesinden habersiz olan, kendi küçük dünyasında kalır. (Lenin bu gerçeği; “köylünün aklı tarlasının sınırına kadardır” diye tanımlar.). Eh böyle olduğundan ötürü köle yapılıyor. Çok söylerim, kölenin dostu olmaz.”

Arevik, Dersim Xarput Çevlik üçgeninde yerleşik halkının (önce Ermeni sonra Kürtlerin) tenkil ve topluca kıyımını örnekler. Dersim Tertelesin de “küçük taşlarından” İmam askere alınır, gerisini kendisinden dinleyelim:

“Bir gün izin verdiler Rıhtımda yalnız başıma enginliğe açılan deryaya bakıyordum. Aslında onun büyük dalgaları üzerinden bizim dağları düşünüyordum Bedenim orada olsa da ruhum Dersim’de dolaşıyor, acılarım sevinçlerim tanıdığım insanlar gözlerimin önünde dururken kendimden geçmiştim. Uzun sure bu halimle denize bağlanmışken, birden bir ses kulağıma çarptı.” Ya Haq, ya Hızır ez dava xo dan şima( ya Allah, ya Xızır ben davamı size havale ediyorum)…

Hava soğuktu, ayağa kalkıp sesin geldiği tarafa yürüdüm. Birde ne göreyim, Apo Cafer yaşında bir adam, çömelip sırtını duvara dayamış, ayaklarına kadar ulaşan köpüklü suların üzerinden denize yakarıyor, adeta karşısında biri varmış gibi konuşuyor ve için için ağlıyordu…..

“Ma be xer apo” dedim. Apo çok şaşkındı. Bunca uzakta. Derya kenarında unu anlayan birini görmesi, Xızır görmüş kadar sevindirdi. …. O anlattı ben dinledim Adı Zeyneldi amcanın, Hayderizdi(Haydaran Aşiretinden).

“Otuz sekizde Dersimliler mağaralarda öldürüldüler. Görüldükleri yerde vuruldular. Kadınlar, ele geçmemek, rezil olmamak, onurunu kırkmamak ve rezil yaşama teslim olmamak için uçurumlardan kendilerini bıraktılar. Geride kalanların, yani daha soluk olanların sığınacak yerleri kalmadı. Dersim çepeçevre çevrilmişti. Sürgünü tek kurtuluş yolu görmeye başladık. Çoluk çocuk, kadın kız toplayıp kafile kafile sürgün yoluna düşürdüler. Erkekler, birbirine bağlanmış zincirli, aç susuz ve umutsuz, Düzgün Bava’nın eteklerinde Kalmem’de, Qil Deresinde gördük ki, öncekiler öldürülüp yakılmış. Burada nasıl deniz kokusu varsa, Dersim’de kan ve et kokuyordu. Evet İmam, havada et ve kan kokusu vardı. Dersimde insan yanıyordu. Dersimde insanlık ateş içindeydi. Soluk alıp verenler, ölene seviniyordu, kurtuldu görüyorduk, çünkü olar bu zulmü artık görmezlerdi. Bizim kör olası bu gözler yapılanları gördükçe her gün ölüyorduk. Anne kucağından alınıp süngülenen çocukları gördüm. Askerlerin kafileden alıp çıkardıkları kızları, kadınları, gelinleri; kirlettikleri yerde öldürüp kurda kuşa bıraktıklarını gördüm. Öldürmediklerine ise biz ölmüş gözüyle bakıyorduk…..

Bizi öldürmediler, onlara bakıp daha çok acı çekmek için öldürmediler. Kadın ve kızlarımızı içimizden alıp kuytularda kirletmek, bizi bin defa öldürmekten öteydi. Zeynel amcan on defa bin defa öldü. Burada gördüğün Zeynel içi çürümüş, insanlıktan düşürülmüş, ruhu öldürülmüş biridir. Bu Zeynel insan değildir. Dersim’in Zeyneli hiç değildir. Hem de 38 de ölmüştür…..

Başımıza bu kötülüğü getirenler, yani Zeyneli öldürenler Türk askerleriydi, ama buna sebep veren bizim Dersim beyleriydi. Halbori’ Xızır’a dosluk yemini eden, evine dönünce düşmanla beraber oldu. Sonra silahlarını teslim ettiler ve yetmemiş gibi milis olup askerin önüne düştüler. Bir halk kendini koruyamıyorsa, onun köle mukkaderdir. kaderdir…”

Arevik romanına, akıcı, sürekli okunmayı sağlayan en önemli yanı, doğala uyumunun sağlanmasıdır. Dersim yöresi diyalogların kaçınılmazı, olmazsa olmazı, yöre ana dilinden, kısa ama çok şey ifade eden veciz tümcelerin, araya inci gibi serpilmesi, okuyucuyu olayların içine sürüklüyor ve tatlı bir nostalji yaşatıyor. Dersimliler için önemli bir yapıt.

Yorumunuzu yazınız