PAYLAŞ

emel_kelesogluEmel KELEŞOĞLU

Bir haber okudum bugün ve evet hiç şaşırmadım. Çok eskiden bir yerlerde okumuştum kim söylemişti hatırlamıyorum ama şöyle diyordu ‘Gerçek filozof şaşırma yetisini hiçbir zaman yitirmeyendir’ Ülkemizden neden filozof çıkmadığını ve artık hiçbir zaman da çıkmayacağını her geçen gün biraz daha kavramak henüz bize yetmez ama evet!

Mersin’de bir ortaokulda geçiyordu haber. Bir Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni, öğrencilerinden biri ‘Biz farklı zamanda kurban kesiyoruz’ dediği için onu ‘Siz Alevisiniz o zaman, yani Müslüman değilsiniz’ diyerek bir anda tahminen 60-70 kişilik bir sınıfta ötekileştirmek ne kelime, adeta ağzını burnunu dağıtıp kan revan içinde bırakıyordu. ‘Ötekileştirmek’ deyimi söz konusu bu olayda çok havalı bir Nişantaşı Aşşk Kafe cümlesi gibi kalıyor çünkü. Öyle ya zaten Ötekileştirmek yalnızca kentli insanın ağzında pahalı bir kafe konforunda yer edebiliyor. Başka memleketlerde genelde çay, çay ocağında içilir.

Ve evet bu da yetmiyor öğretmene ve daha da ileri giderek, Alevilerin yaptığı yemek yenmez diyor. Alevilerin ellerinden hiçbir şey yenmez.

Duruma hiç siyasi bakmayacağım inanın. Gerek de var mı zaten emin değilim. Akil insanların yaka paça köylerden atıldığı bir siyasi konjonktür dönemindeyiz, hepimizin kafası hallaç pamuğu.

Duruma bakmak istediğim yer Mersin’deki ortaokulda, yani ailesinin ‘adam’ olsun diye gönderdiği o dört duvarda, belki de hayatı boyunca peşini asla bırakmayacak ağır bir travmaya maruz kalmış, tahminen 10-12 yaşlarında o Alevi çocuk.

Size kendi hikayemi anlatmak istiyorum.

Ben küçükken birçok (aşırı demek istemiyorum, az sonra terörist faaliyette bulunacakmış hissi veriyor o kelime, ah şu Amerikan medyası) yoğun dindarın yaşadığı bir apartmanda yaşıyorduk. Herkes namaz kılar, hemen her gün bir komşuda toplanıp Yasin okunurdu. Hatırladığım kadarı ile de yaklaşık 25 dairedeki 25 ev hanımından yalnızca annemin başı açıktı.

Annem inançlıydı, kandillerde lokma, irmik helvası falan yapardı. Eğer komşulara dağıtırsa tüm aile içinde o güne kadar kim öldüyse, sevabı onların ruhlarına gidermiş. Dağıtılan irmik helvaları, lokmalar yendikçe ölmüş dayıların, babaannelerin, dedelerin ruhları hep bayram edermiş.

Bir kandilde yine irmik helvası yapmıştı annem ve kocaman yuvarlak bir tepsiye, cam kaseleri koymuş binayı birlikte dolaşıyorduk. Ben boş kaseleri alma kontenjanından orada bulunuyordum. Herkes teker teker alıyor ve Allah kabul etsin dedikten sonra, boş kaseye evde ne varsa koyup geri veriyorlardı. Bir irmik helvası karşılığında, hurmalar, pudingler, çikolatalar alıyordum. Hayat dedeler, babaanneler, dayılardan önce bana bayramdı o an.

Derken ilk gerçek travmamın yaşanacağı daire 9’un zilini çaldı annem. Komşumuz kapıyı açtı ve irmik helvalarına bakarak, ‘Ben sizin elinizden bir şey yiyemem çünkü kocanız içki içiyor’ deyip kapıyı kapattı. Çocuklar travmaları zihinlerinin çok tuhaf yerlerine saklıyorlar. Henüz 8 yaşında olmama rağmen hayatımın en büyük utancını ikinci katta ve 9 numaralı daire önünde yaşadığımı dün gibi hatırlıyorum.

Hatırladığım bir şey daha var elbette ki, o da annemin kızarmış gözleri ve titreyen bir tepsi. Ama annem o kadar profesyonel bir ev hanımıydı ki, kuliste babasının ölüm haberini alsa da sahneye çıkan bir tiyatrocu ustalığıyla tüm kaseleri binaya dağıttı. Yüzünden sıcak ev hanımı gülümsemesi asla eksik olmayan annem, içinde Godot’yu Beklerken sahnelenirken, dışarıda Lüküs Hayat oynuyordu.

Annemle yaşadığımız bu korkunç ‘Ötekileştirme’ sahnesi ailemizin uzun yıllar en büyük kaosu olmuştu. Henüz tüm dünyayı yaşadığımız apartmandan ibaret sandığımız yıllardı. İnternet yoktu, yalnızca TRT, Star ve Show TV vardı. İçinde bulunduğumuz o tek dünya bizi bir irmik helvası kasesiyle dövmüş ve sokağa atmıştı.

Akabinde ben 8 yaşında apartmanımızın en sansasyonel çocuğu olmuştum. Bu olay tüm dairelerde duyulmuş ve yaşıtım olan tüm çocuklar onlara uzattığım gofretleri, Tadelle’leri, Topitop şekeri ya da Meybuz’u yememeye başlamışlardı. Ben bir anda apartmanımızın HIV Pozitifi, Veremlisi, Hepatitlisi olmuştum. Oysa sadece babam içki içiyordu.

Alın size gerçek bir ötekileşme hikayesi. Ötekileşme Nişantaşı’ndan bakarak anlatılmaz beyler. Ötekileşme Okmeydanı’ndadır, Bağcılar’dadır, Esenler’de, Güngören’dedir, Ümraniye’dedir ötekileşme.

Ama bu hikaye burada bitmedi elbette. Şimdi bu hikayenin buradan sonraki kısmını lütfen ama lütfen, olan bitenden intikam dürtüsüyle keyif alarak yazdığımı düşünmeyin. Hikaye gerçekten böyle bitti ve ben yalnızca gerçekten anlatıyorum.

Birkaç yıl o komşumuzla hiç konuşmadık. Aynı asansöre dahi binmedik. Altın günlerine gelmedi, çocuklarıyla bahçede çekirdek yemedim.

Sonra hiç duymayı arzu etmediğim bir haber geldi bir gün. O komşumuzun kocası feci bir trafik kazasında ölmüştü. Gömdüler. Annemin elinden irmik helvasını almayan komşumuz kadın çok ağlıyordu, çocukları ağlıyordu, kardeşleri ağlıyordu. Bütün komşular ağlıyordu ve eve taziyeye gidiyorlardı. Hayır hayır bunun adı taziye olamazdı. Taziye sanki daha sosyetik cenazeler için kullanılan bir kelimeydi. Burada tam anlamıyla bir ağıt gecesi düzenleniyordu.

Bilenler bilir, cenaze evine yemekle gidilir. Yapabilen herkes bir tencere yemekle falan gider. Çünkü o evde bir süre yemek elbette yapılamayacaktır ama uzak yerlerden akrabalar da geleceği için evde yemek olmak zorundadır. Bu yüzden konu komşu yemek yapıp götürür.

İşte o konu komşudan biri de annemdir. Annem de yemek yapıp götürmüştür.

Gördüğünüz gibi insan ancak ölüm karşısında acizdir ve ölüm tüm inançların, tüm mezheplerin, tüm dinlerin üzerindedir. Tek gerçektir. Birbirinden ölesiye nefret eden insanları ancak fiyakalı bir ölüm acısı birbirine yakınlaştırabilir.

Ve elbette dilerim ki, Mersin’deki o öğretmen bir gün  böyle bir sebepten bir Alevi’nin elinden yemek yemek zorunda kalmaz. O zaman korkunç bir gerçekle yüzleşecektir çünkü. Tanrı kimseyi ‘Yüzleşmek’ ile sınamasın. Neticede aynı Tanrı’ya inanıyoruz değil mi?

Fakat ne var ki, o öğretmen, bir çocuğun ruhunda yarattığı ve tüm geleceğini etkileyecek bu travmanın bedelini bir şehri kendi elleriyle doyursa bile ödeyemeyecektir.

Özel Not: Yazının başlığında ironi yapılmıştır. İroni ile ciddi sorunları olan bir ülke olduğumuz için özel olarak açıklama gereği duydum.

radikal/blog

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız