PAYLAŞ

can_kasapogluCan KASAPOĞLU

Yıllardır devam edegelen özgürlük mücadelesi, Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında yaşayan halklara ve inançlarına muazzam olanaklar sunmuştur..

Başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere toplumun her kesiminden ezilenler baskı ve şiddet altında yok sayıldılar.  Her türden ırkçı, gerici, faşist saldırılarla mağruz kalan azınlıkların imdanına ise 20.yüzyılın son çeyreğinde başlayan ‘Kürt İtirazı’ yetişti..

70’li yıllarda önce grup, sonra parti ve 80’li yıllar ile birlikte silahlı mücadele ile ortaya çıkan Kürt itirazı kısa sürede milyonları etkiledi ve Türkiye, ortadoğu derken dünyanın gündemine girdi..

Bu gelişmenin en önemli özelliklerin birinin, özellikle coğrafyamızda kimlerin gerçekten demokrat ve sosyalist olup olmadığını ortaya çıkarmakla kalmadı ve kendisine ‘sosyal demokratım’ diyen düzen partilerinin maskelerini ise birer birer alaşağı ederek gerçek yüzlerini gösterdi.

Kendisine ‘sol’um diyen ancak pratikte ise teoriden öteye geçemeyen, teorisini de Türkiye ve Kürdistan halklarının gerçekliğinden öteye, başka kıtalardan aldıkları ilhamla hayata geçirmek isteyen ‘bazı’ anlayışların da ne kadar sol olup olamadıklarını gördük…

Örneğin Alevilerin on yıllardır desteklediği, oy verdiği CHP’nin gerçek yüzü ortaya çıktı.. Diğer yandan Aleviler ve Dersimliler ise Dersim Soykırımı planlayıcısı ve sanığı CHP’nin hiçte laik olmadığını, diyanet işleri vb bütün kurumlaşmaları esdasen CHP’nin örgütlediği ve ‘eşittir-devlet’ olduğunu yıllar sonra görebildiler.  Her şeyden önemlisi Aleviler örgütlenmeye, kurumlaşmaya ve beklentilerin uzağındada olsa hak taleplerini dile getirmeye başladılar..

Belki Kürt hareketi direk olarak Aleviler ile kol-kola vya omuz omuza  Alevilerin hak taleplerinin içinde, yanında olamadı her zaman için ancak, dolaylı veya endirek olarak Alevilere muazzam koşullar ve destek sunmuştur.. Yakın döneme kadar, Alevi olduğunu söyleyemez durumda olanlar, Kürt itirazı ile birlikte cesaret alarak hem kendini ve hemde devleti sorgulamaya başlamışlardır.

Özel olarak Kürt, Kızılbaş-Alevilerin örgütlendiği ve sistemden bir kopuş yaşadıklarını belirtmek hiçte abrtı olmayacak.. Genel olarak ise devletin ve onun tekçi, inkarcı, islam sentezli, gerici politikalarından oldukça nasibini almış Alevilerde Kürt itirazı’nın ortaya çıkardığı koşulları az-çok değerlendirmeye çalışarak kurumlaşmalara, örgütlenmelere gitmişlerdir..

35 yıllık mücadelenin öncüleri ise gelinen aşamada ‘yeni bir dönem’ olarak adlandırdıkları ‘stratejik’ bir süreç başlattıklarını açıklayarak ‘silahlı mücadele zamanı sona ermiştir’ dediler..

Beğenelim veya beğenmeyelim, eksikleri, yetmezlikleri veya fazlalıkları nedir ne değildir sorusunun yanıtlarını ise yine zaman ortaya çıkaracaktır..

Ancak beklemek yerine mücadeleye omuz vermek ise bir görev olarak karşımızda durmaktadır..

Kaldıki dünyanın her yerinde savaşlar bir şekilde ‘müzakere’ ile sonuçlanmıştır.. Müzakerenin koşulları vs farklıdır elbet.. zaten sorun birazda buradan kaynaklanıyor.. Ancak bu durumunda ileriki süreçte ortadan kalkacağı ve ‘eşit koşullarda müzakere’ olunacağı yönünde umutlar oldukça fazladır..

Elbette bu durum, başta Kürtler ve onların partileri, organları, kurumları, aydınları vb bir çok kesim tarafından tartışılmaya başlanmıştır ve bundan böylede uzun süre tartışılacak ve üzerinde çok şeyler söylenecek, yazılacak ve çizilecektir.. Diğer taraftan karşı cephede de benzer bir çok tartışma yapılmaktadır ve yapılacaktır..

Her şeyden evvel silahlı mücadele ile başlayan Kürt itirazı’nın geldiği aşamada ve alınan kararda Kürt halkına, ‘savaşmaya, ölmeye ve öldürmeye devam edin’ demek hiç kimsenin hakkı olmamakla birliklte hiçte etik olmayacaktır.. Kaldıki bunun siyasal, sosyal ve kültürel boyutunun yanı sıra birde askeri boyutu vardır.. PKK, HPG, KCK vb yanında BDP, DTK, HDK ve daha bir çok legal-illegal örgütlenmeleri ve bu örgütlenmelerinde ayrı ayrı tüzükleri, programları ve işleyiş tarzları, yönetim şekilleri vardır..

Devlet ile başlatılan görüşmelerin ya

nında bütün bu yapılanmalarını üstüne yer alan, bu kurumlaşmaları ortaya çıakaran Abdullah Öcalan ise yine bütün bu kurumların ortak iradesi ile yapacağı müzakereler sürece yön verecektir..  

Şunun altını önemle çizemek gerekmektedirki alınan bu kararlarla Kürt itirazı sona ermemiştir.. Tam tersine ortaya, yıllardır özlenen ve on binlerce cana mal olan bu savaşın yerine ‘Barış mücadelesi’ iradesi geçmiştir.. Bir başka deyişle barış mücadelesi, savaşın bir başka boyutu ile devam etmesi değilmidir?  

Bu durumda böylesine önemli ve tarihsel bir süreçte bu organlar, şahsiyetler ve kurumlar barışın nasıl tahsis edileceğini tartışırken Aleviler ne yapacaktır?

Akan kanın durması, savaşın son bulması ve artık anaların ağlamamasını isteyen ve kendi inancı gereğide barıştan, kardeşlikten ve özgürlükten yana olan Aleviler ve kurumları bu sürece nasıl bakmaktadırlar buna göre nasıl durum sergileyeceklerdir?

Aleviler, bu ‘Siyasal, demokratik süreç’ mücadelesinin neresinde yer alacaklardır?

Yıllardır devam edegelen Kürt itirazının başarıya ulaşması ve özgürlük, eşitlik, anayasal taleplerinin pratikleşmesi ancak ve ancak coğrafyamızın diğer ezilen, Kürt itirazının olanaklarından şu yada bu şekilde az-çok yararlanan kesimlerin sürece var güçleri ile katılmaları ile başarıya ulaşacaktır..

Barış çabalarının ve mücadelesinin, savaşın diğer bir boyutu olduğu gerçeğinden yola çıkarak unutulmamalıdırki Kürt itirazı aynı zamanda Alev ilerinde itirazıdır..  

Çünkü Kürt, bu itirazı salt kendisi için yapmamıştır..

Bu itiraz ise bitmemiş, aksine dahada geniş bir yelpazede ancak farklı kulvarlarda devam etmektedir.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız