PAYLAŞ
ocalan_aciklamaHüseyin ALİ

Kürt Halk Önderi’nin Amed Newrozu’nda okunan manifesto niteliğindeki mesajını birçok çevre tartışıyor. Kuşkusuz tartışılacaktır; yeterli, yetersiz bulanlar olacaktır. Genel olarak mesaj kapsamlı ve olumlu bulunmuştur. Türkiye’nin kapsamlı demokratikleşme perspektifi olduğunu söyleyenler çoğunluktur. AKP’nin yaklaşımlarından dolayı bu mesajda söylenenlerin gerçekleşmesinin zor olduğunu söyleyen ve bu temelde kaygılarını belirtenler de var. Bunlar anlaşılır bir durum. Kürtlerde ve Kürt tarafında da kimi kaygılar var. Ama kaygıları esas alan bir politika olmayacağına göre Kürt tarafı tedbirler alma temelinde Kürt Halk Önderi’ne tam destek verme, tam katılma yaklaşımı göstermektedir. Çünkü bu süreci esas olarak başarıya götürecek, AKP’yi de böyle bir çözüm süreci içine sokacak, Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin tutumu olacaktır.

Biz bu yazımızda esas olarak hiçbir temele dayanmayan, aslında Kürt Özgürlük Hareketi’ne olumsuz yaklaşımları nedeniyle, ya da Kürt Özgürlük Hareketi’yle Türk devletinin sürekli bir savaş içinde olmasını isteyen kimi çevrelerin Kürt Halk Önderi’nin mesajını kendilerine göre ele alıp olumsuz değerlendirmelerini irdeleyeceğiz. Çünkü mesajdan olmadık anlamlar çıkarmaktadırlar. Ya da zorlama yorumlar yapılmaktadır. Ayrıca Kürt Halk Önderi’nin BDP’lilerle yaptığı görüşmede, Rum, Ermeni ve Yahudi lobilerini eleştirmesi de saptırılarak sanki bu halkları hedef gösteriyormuş gibi değerlendirmeler bile yapılmıştır. Öyle ki bu önderlik ve hareketin en takdir edilecek yanları tersyüz edilerek farklı bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır.

Bu önderlik ve hareket iki konuda hiç kimsenin yapamadığı kadar olumlu bir tarihsel çıkış yapmıştır. Ya da iki konuda tarihe iz bırakacak yaklaşım ve pratik içinde olmuştur. Birincisi kadınlarda gösterdiği özgürlük tutkusudur. Bu nedenle Kürt kadını çok güçlü bir özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Sadece Türkiye ve Ortadoğu kadınlarını değil, dünya kadınlarını etkileyen bir kadın özgürlük çizgisine sahiptir. Bunu sağlatan da en başta Kürt Halk Önderi’dir. Kadın özgürlüğünü sınıfsal ve her türlü ulusal özgürlükten değerli görmektedir. Kadın özgürlüğünün geliştirildiği yerde her türlü özgürlük ve demokrasinin kapısının açılacağına inanan bir önderlik gerçeği vardır. Bu gerçeklik bu önderliğin her konuda özgürlük ve demokratik karakterinin derinliğini ifade etmektedir. Kadın konusunda özgürlük ve demokratiklikte derinliğe ulaşan bir kişilik ya da bir sistem her konuda radikal bir özgürlük anlayışına ve demokratik karaktere sahip olur. Buna özgürlüğün ve demokratikliğin kanunu ya da diyalektiği de diyebiliriz. Bu önderlik kadın konusundaki özgürlükçü karakteri nedeniyle son mesajında kadınlara hitap ederken, “Kutsal Kadınlar” kavramını kullanmıştır. Bu önderliğin paradigmasında, teorisinde kadınlar geçekten de kutsal bir yere sahiptirler.

Bu Önderliğin ve hareketin ikinci önemli karakteristiği ise ezilen inançlar ve etnik topluluklara verdiği değerdir. İnançlara  ve etnik topluluklara uygulanan baskıları, tarihin en zalim ve çirkin uygulamaları olarak görmektedir. İnançlara ve etnik topluluklara yapılan baskı ve soykırımı en büyük suç olarak görmektedir. Bu topluluklara yapılan haksızlığı ve zulmü tüm değerlendirmelerinin merkezine koymaktadır. Bu nedenle PKK de Kürt halkı da bu yönlü çok köklü bir eğitim almıştır ve hiçbir toplumda olmayan özgürlükçü ve demokratik karaktere sahip olmuşlardır. Bu hareket kendini sadece Kürtlerin değil, tüme ezilenlerin özgürlük hareketi olarak tanımlamıştır. En fazla da ezilen etnik ve dinsel toplulukların savunucusu ve özgürlük savaşçısı olarak görmüştür. Bunu söyleminde ve pratiğinde en tutarlı bir biçimde uygulamıştır. Bunu hiç kimse inkar edemez. Böyle olmadığına dair tek bir kanıt gösterilemez. Bu açıdan bu hareket en başta da bu topraklarda baskı gören Alevilerin, Êzidîlerin, soykırıma uğrayan Süryanilerin ve Ermenilerin hareketi olmuştur. Zaten bu zihniyette olmasaydı Kürt halkının özgürlük mücadelesini de bu düzeyde tutarlı ve fedaice yürütemezdi. Bunu esas olarak sağlatan da Kürt Halk Önderi’dir.

Bu gerçek oradayken Kürt Halk Önderi’nin bir siyasal analiz yaparak Ermeni, Rum ve Yahudi lobilerinin yürütülen özgürlük savaşını ne kazanmamızı ne de kaybetmemizi istiyorlar; bizim savaşımıza dayanarak Türkiye’den taviz koparma politikası izliyorlar, yönünde eleştiri yapmasını çarpıtarak bu Önderliği ve bu hareketi bu halklara karşı göstermek ahlaksızlıktır, vicdansızlıktır. Bu hareketin kırk yıllık pratiğinde bu yönlü tek bir olumsuz örnek gösterilemez. Bundan sonra da göstermek mümkün değildir. Kürdistan; tarih boyu Kürtlerin, Süryanilerin, Ermenilerin ortak vatanı olmuştur. İç içe yaşamışlardır. Bu önderlik ve bu hareket her zaman böyle görmüştür; bugün de Kürdistan’ı tüm bu toplulukların ortak vatanı olarak görmektedir. Kuşkusuz Türkiye’yi de çok farklı etnik ve dinsel toplulukların vatanı olarak görmek tarihsel gerçekliğe daha uygundur. Özcesi Kürt Halk Önderi bu halkların soykırıma uğratılmasından da büyük acı duymaktadır. Bu nedenle bu acıları ortadan kaldıracak, bu tür acıların yaşanmasına engel olacak demokratik ulus kavramını geliştirmiştir. Bu ulus anlayışı tek kimlikli değildir. Kürdistan sadece Kürtlerin vatanı değildir; bu nedenle tek vatan, tek millet gibi kavramları soykırıma neden olan, insanlık, tarih ve sosyoloji dışı kavramlar olarak değerlendirmektedir.

Bir daha vurgulayalım, bu önderliğin ve hareketin başka konularda eleştirilecek yanı bulunabilir, ama ezilen etnik ve dinsel topluluklara yaklaşımında eleştirilecek yan bulunmaz. Bu konuda örnek bir zihniyete sahip bir harekettir. Belki pratikte bazı yetersizlikler olabilir, bu da zihniyetin ya da anlayışın yanlışlıklarından değil, pratik politikadan ortaya çıkan eksikliklerdir. Ancak bunlar, bu hareketin bu konudaki takdir edilecek yanlarını küçültmez. Çünkü hiçbir abartmaya yer vermeyecek biçimde iddia ediyoruz ki bu hareket bu konularda örnek bir karaktere sahiptir.

Alevilere yaklaşımı da böyledir. Kürt hareketleri içinde, hem yönetiminde hem tabanında en fazla Alevi olan harekettir. Bu hareket daha başından beri aynı zamanda Alevilerin özgürlüğünü savunan bir hareket olmuştur. Bu hareket bugün de böyledir. Kürtlerin çoğunluğunun Müslüman olmasından dolayı tarihsel olarak Kürtlerle Türklerin bu ortak özelliklerinden gelen ilişkilerine gönderme yapılması hiçbir biçimde diğer inançları inkar etme ya da onlar üzerindeki baskıları normal görme olarak ele alınamaz. Kürtlerin Türkler Anadolu’ya girdiğinde Müslüman olduğundan dolayı Bizans’la savaşta Türklerin yanında yer alması tarihsel bir gerçekliktir. Bu çerçevede binlerce yıldır yan yana yaşamış Kürt toplumunu inkar etmenin tarihsel temeli olmadığını hatırlatmak kadar normal ne olabilir? Bundan başka yorumlar çıkarmak abesle iştigaldir. Bu ifade tarih içinde sadece sünni Türklerin ya da Osmanlıların değil, sünni Kürtlerin Aleviler ve Êzidîler üzerinde baskı yaptığını görmezlikten gelmek anlamına gelmiyor. Bu önderlik ve bu hareket Êzidîlere yapılan baskıyı görmezlikten gelebilir mi? Aksine şimdi bu baskının ortadan kalkması ve Êzidîlerin kendilerini özgürce ifade edebilmesi için büyük bir hassasiyet gösteriyor. Êzidîlerin varlığını koruması ve geliştirmesi için elinden gelen her şeyi yapıyor.

Sadece Alevi Kürtler değil, Alevi Türkler üzerindeki baskıyı da bu hakaret kabul etmez, etmemektedir. Bu demokrasi ve özgürlük mücadelesi aynı zamanda Alevilerin de özgürlük ve demokrasi mücadelesidir. Bu önderlik ve hareket, demokratikleşecek Türkiye’de, Alevilerin de Êzidîlerin de başka inançların da kesinlikle özgürlüğünü istemektedir. Diğer etnik ve dinsel toplulukların özgür olmadığı bir yerde Kürtlerin de özgürlüğünden söz edilemez. Dolayısıyla Kürt sorununa demokratik çözüm arayışı ve Türkiye’yi demokratikleştirme mücadelesi aynı zamanda Alevilerin, Êzidîlerin, Süryanilerin, Ermenilerin, Rumların ve diğer tüm etnik ve dinsel toplulukların özgür ve demokratik yaşamını sağlama mücadelesidir. Bunu başka türlü göstermek Kürt Özgürlük Hareketi’ne yapılacak en büyük haksızlık olur.

Kuşkusuz Türk devletinin ve AKP’nin zihniyetinden çok köklü bir özgürlük ve demokratik anlayış beklenemez. Ancak mücadeleyle özgürlükler, demokratik haklar  kazanılır ve geliştirilir. Kürt Halk Önderi yeni süreçte özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bırakılmadığını, aksine mücadelede yeni bir dönemin başladığını vurgulamıştır. Bu nedenle bu süreçte tüm özgürlük ve demokrasi güçlerinin devrede olması gerekmektedir. Zaten Kürt Halk Önderi de bu süreçte bütün demokrasi güçleriyle, etnik ve dinsel toplulukların temsilcileriyle görüşmek istemektedir. Onların görüşünü almak, onlarla tartışmak istemektedir. Şu anda Kürt Halk Önderi’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin en temel taleplerinden biri de budur.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız