PAYLAŞ

Küresel dengeleri oluşturan 20. yüzyıl konsepti tükendi. Bununla birlikte tek merkezli, tek kimlikli “Ulus devlet” de bitti. 21. yüzyıl demokrasi ve insan hakları çağı olacak. Ama durup dururken, kendiliğinden olmayacak. Küresel, bölgesel ve yerel güçlerin ortaya koyacağı güç dengelerine göre oluşacak. Oluşan yeni durum kısaca budur.

Sayın Öcalan’ın Newroz mesajı hakkında birçok yorum yapılabilir. Ancak mesajın bütünlüğü içinde yapılacak yorum; “Kürt sorunu, Türkiye, Ortadoğu ve dünya sorunudur.” Ancak bu ölçekte bakıldığında ve algılandığında sorun köklü, kalıcı çözüme ulaşır. Dolayısıyla Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorununa çözüm beklemek akılcı değildir. Türkiye, Irak, İran, Suriye, İsrail… ABD…! Diğer etkenleri de sayabiliriz. Ancak altı ülkenin adı sıralandığında bile baş döndürücü bir siyasal durumla karşı karşıya kalıyoruz! Gel de çık işin içinden!..

Sorunun dünya, Ortadoğu ilişkileri bir yana Türkiye’de ortaya çıkan genel duruma bakalım. Newroz’da Diyarbakır’a davetliydik, davete icabet edip gittik. Newroz alanını hınca hınç dolduran yüz binlerce insanın yüzünde baharı karşılamanın coşkusu ve barışa ulaşmanın özlemi vardı. Okunan mesaja kitlenin verdiği yanıt “Selamın ve mesajın başımız üstüne” kabilindendi.

Alandan çıkmak bir deryada kulaç atmak gibiydi… Ankara hava alanından eve gelmek için arabaya bindiğimizde radyodaki dil çoktan değişmişti. 30 yıldır yaşananlara tanık olmasak radyodaki spikerin söylediklerinden “Oh be her şey çözüldü. Sorun bitti. Rahatladık.” diyecektik. Oysa sorun yeni başlıyordu.

Sorunun yeni başladığını ve bu başlangıca göre bir çözüm oluşacağını anlamayanlar mesajı didiklemeye başladılar. Mesaj bir talepler dizisi, yol haritası oluşturmak yerine Türkiye için çözüme giden yolda gerekli ortamı oluşturmak için iletilmişti. Ama “Medya” ve hatta “Sosyal medya” durur mu? Bir tartışma… Bir tartışma ki, meğer herkes bu mesajı beklermiş! Medya da, sosyal medya da, CHP, MHP cenahında da yapılan yorumlar, geçelim bunları…

Gelelim “Alevilerden neden söz etmedi?” Bu soruyu soranların bazıları “Kendilerini de mesajın içinde görmek isteyen” Alevilerdir. Bazıları da “Biz dememiş miydik? Apo’nun Alevilik diye bir derdi yoktur! AKP ile anlaştı. Olan bize olacak!” diye ortamı velveleye veren bildik kimseler.

Mesajda “Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara, suni problemlere gark etmeye çalışmıştır. Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor” diyor ve devamla “Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur” denmesine rağmen samimiyetle söyleyeyim ki; mesajın ana fikri beklediğim gibiydi. Ama mesajı dinledikten sonra ana fikir içinde Alevileri bulsam da “Aleviler de olmalıydı!” dedim. Hatta “Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır” ifadesi tarihin dehlizlerinde ürpertici bir zihin fırtınası yaşamama yol açtı.

Mesajdaki “Kapitalist moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum” ifadesi ise bir dönemin sonunu ve yeni başlangıcı ifade eden esasın kendisidir. Ve “Bugün yeni bir dönem başlıyor.” cümlesi esasın da esasıdır. “Yeni dönemin” koşulları zor da olsa oluşturulmuştur. Bundan sonrası “Yeni dönemde” aktör olabilmek, yaşamın gereksinimlerine göre rolünü oynayabilmektir. Sayın Öcalan kimseyi dışlamamıştır. Dönemin panoramasını tanımlamıştır. Aleviler de bu panorama içindedir. Nasıl ki Kürt sorunu sadece Kürtlerin değil, Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, dünyanın sorunu ise Alevi sorunu da benzer özellikler arz etmektedir. “Demokratik Cumhuriyet” Alevisiz olmayacak. “Yeni dönemde” Türkiye’nin sorunları bir bütün olarak algılanıyor. Çözüm de ona göre üretilecek, üreteceğiz. O halde “Alevilerin mesajda olmamasına” takılmak yerine Alevilerin laik, demokratik cumhuriyetin yaratılmasındaki rol ve sorumluluklarını tartışmak gerekmez mi? “Yeni dönemde” Alevilerin hangi güçlerle birlikte nasıl bir mücadele yürüteceğini, kendi taleplerini diğer demokrasi güçleri ile nasıl ortaklaştırıp onların taleplerine ne kadar sahipleneceğini tartışacağımız yerde, böylesine küresel bir mesaj içinde “Yok sayıldık” demek kendimizi hiçleştirmek olmaz mı? 1239/40 tarihinde Dede Kargın’ın irşat ettiği Baba İshak/Baba İlyas’ın yolu hala güncelliğini koruyor. İşte olanak “Silahlar susuyor”, demokrasi mücadelesi için savaş döneminden daha verimli olanaklar doğuyor.

Yeni yüzyılda/”Yeni dönemde” ihtiyaç, Ahmedê Xanî ile Şeyh Bedrettin’i, Baba Taher Hemedani ile Yunus Emre’yi, Hacıbektaş Veli ile Sultan Sahak’ı, Şah Kalender Çelebi ile Ali Şer’i, Kadıncık Ana ile Zarife Ana’yı, Pir Sultan Abdal ile Pir Seyit Rıza’yı anlamak ve “Gelin canlar bir olalım!” deyişini gerçekleştirmektir. Tüm bu değerlerin güncel referansları ise Deniz, Mahir, İbo’dan… Mazlum, Hayri, Haki ve Kemal Pir’e uzanan mirastır. Bunun adı da; Çoklukta birlik, yaşamda özgürlüktür… Birlik ve özgürlük herkesten çok destansı bir tarihten beslenen Alevilerin özlemidir.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız