$ DOLAR → Alış: 3,36 / Satış: 3,38
€ EURO → Alış: 3,63 / Satış: 3,64

Yazıyı insanlar, yazgıyı kâmiller yazar

Yazıyı insanlar, yazgıyı kâmiller yazar
  • 29.11.2016
  • 1.038 kez okundu

BELGİN CENGİZ

Bir coğrafya düşünün, içinde insanlık tarihinde yazılan kutsal kitapların tüm hükümleri, efsaneleri, rivayetleri mevcut olsun ve gerçeğin, tekliğe giden yolun kâmillerce kulaktan kulağa aktarılan sır ilmine de ev sahipliği yapsın…

İbrahim Peygamberden bu yana insanın oluş gayesini vahiy/söz ile açıklayan, hakikatti ise özde perdeleyerek sunan hakk’ın kendini anlaşılır kıldığı mekanların başında gelen, evvel ve ahir içindeki döngünün bir evresini sembolize eden Mezopotamya ve civarı; Aden bahçeleri ile başlayan insanın varlık mitini alıp, günümüzde aynı nehirler arasında gerçekleşmesi beklenen bir yokluk/ yok oluş rivayetine evriltmenin hazırlığı içerisinde…

Peki bu kurmaca evrim, dört kitabın hem fikir olduğu kıyamet teziyle mi yahut benzer kaynaklardan beslenen Nostradamus gibi bilinir kahinlerin öngörüleriyle mi şekillenecek? Yoksa her devirde aşikar olan belki de hakk ile hakk olan, mananın sırrına vakıf kişilerin (insani kamillerin), şer ile hayr ikileminde, madde dünyasının sınırları ile mücadele edip kazandırdıkları başka bir boyut mu dile gelecek…

İşte dünden bugüne yazgı, kader, yahut levhi mahfuzun iradeye mahsus kısmında, deccal ve “İnsan-ı Kâmil” arasında bitmeyen bahsin temeli bu soruya dayanır…

Madde mi, mana mı?

Arz mı, sema mı?

Maddeye yansıyan suret mi, hakikat mi?

Madde içinde keşif mi, maddeyi tanımlayan, tanımlamakla kalmayıp biçimlendiren hatta maddeye oluş veren değerlerle, bilinmeyeni bilinir kılmak mı?

Gelinen çağda insanın bilgiye erişimi, keşfedilen bilginin, sınırlı bir azınlığın tasarrufunda değerlendirilmesi, çoğunluğun ise özden uzaklaştırılarak, bilgi merkezli üretilen endüstriyel materyallere sıkışması, eksilmesi, gerçeğin ilminden uzaklaşmasıyla şekilleniyor. İnsan bilinci öz kapasitesinden uzaklaştırılarak madde aleminin yansıttığı illüzyonda yol alıyor. Semaya erişmek madde bedenden çekilerek yükselmek, içsel mana yolculuğunda yol almak gibidir. Geçmişe oranla artık insanın en eksik bırakılan yanı olan içsel yolculuk, madde dünyasının yoğun bombardımanı altında gittikçe eksilmektedir.

Alevi-Bektaşi inancı takipçilerinin yanı sıra İslam ve genel olarak tasavvuf aleminin bütününde özel bir yer taşıyan Hz. Ali ve Ana Fatıma’nın Hz. Hüseyin’den torunu, “ilim yıldızı” olarak gelişi önceden bildirilen İmam Caferi Sâdık, öz itibari ile şeriat ilminin değil, bilinmeyenden bilinmeyeni anlama ve biçimlendirme hüneri olarak tanımlanan batın ilminin en üst mertebesini kendisinde var etmiş ve manaya hükmetmiş bir zattır. Söz gelimi bu ilmin sınırlı bir kısmını öğrencilerinden Horasanlı Cabir’e aktararak onun vasıtası ile Avrupa’da etkin bir yere ulaşacak Cebir ilminin sırlarını açığa çıkartmıştır. Cebir ilmi 1650’li yıllarda  çeviri yolu ile Avrupa’ya geçtiğinde teknolojinin gelişiminin ana kaynağı olmuş ve bilinmeyenlerin soyut tasarımı ile dün hesaplanamaz pek çok şeyin hesaplanabilir realiteler haline gelmesini sağlamıştır. Günümüzün popüler gündemi Kuantum Fiziğinin zemini cebir ilmi ile kurulmuştur.

Bu ileri ilim ve bilim zattı Caferi Sâdık, Abbasi Halifesi Ebu Cafer el Mansur tarafından zehirlenerek öldürülür. Siyasi ve aktüel bir liderin, üstelik inanç sisteminde Müslüman olarak kendini tanımlayan Abbasi halifesinin, ilimde varlığını ispatlamış, ehlibeyt soyundan bir kişiye, defalarca sinsice cinayet girişiminde bulunması ve nihayet zehirleyerek başarılı olmasının arkasında ki yatan derin nefretin sebebi neydi?  En basit ifadesi ile dünyevi yaşamın imparatoru olmak ve gücün kontrolünü sağlamak tutkusu, evrenin sınırlı alanının dışına çıkamayan liderler ve yönetici ekipler için büyük bir engel oluşturmakta… Hakikat ilmine ve üst bilinçle keşfedilecek sema’ya hakim olamamak, kendi sınırları dışında ki yaşama evrilememek ve hatta yaşam tercihleri sebebi ile engellenmek, zahir dünyanın esareti altında yaşamaya mahkum liderler için en büyük kabus olsa gerek ki bu sebeple her devirin hakikat elçilerine korku ile karışık düşmanlık beslemektedirler…

Mana ilmine hakimiyet veya daha bilindik ifadesi ile batın/içsellik yaklaşımının en üst aşamasına vakıf olmak, güçte denge oluşturmak, insani kamil ruh özelliği ile negatif tesiri kısıtlamak, kainata ayna olmak, ölmeden ölmek ve yeniden dirilmek gibi özellikler deccal’in insan üzerine girdiği bahsin insan lehine sonuçlanması demektir…

*****

“Kim ne bilir bizi nice soydanız,

Ne zerrece oddan ne hod sudanız…

Bizim zahmımıza merhem bulunmaz,

Biz kader okundan gizli yaydanız…

Abdal Musa

İmam Caferi Sâdık benzeri gelenekten gelen ilim sahibi evliyaların sistem tarafından tehlikeli görülmesine başka bir örnek olarak Abdal Musa’ya bakabiliriz. Abdal Musa da 1350’li yıllarda Akdeniz kıyılarında dergahını kurduğu zaman dönemin kritik siyasi temsilcilerinden Tekke beyi tarafından çeşitli biçimlerde öldürülmekle tehdit edilir. Abdal Musa hakikat ehli olarak Alanya Beyi’nin oğlunu (Kaygusuz Abdal) madde dünyasının nimetlerinden, mana dünyasının hakikatine çekince, beyin öfkesine maruz kalır, “beyler” arası dayanışma ile Alanya beyinin talebi üzerine Tekke beyi Abdal Musa’ya savaş açar. Abdal Musa ve 300 dervişi bu öfke ateşine karşı ilim mücadelesi verir ve kazanır. Tekke beyi yenilir. Zamanın  büküldüğü, zahirin etkisini yitirdiği bu çatışma sonrası her er kişinin tercih etmesi gereken nasihatleri sıralayan Abdal Musa’ya göre;

“…ibadete ve mala güvenme, inkarcılara (münkirlere) gönül verme, evliyaullahın sözlerini inkarcılara (münkirlere) söyleme, sır ifşa etme, dünyaya fazla meyil etme, bir menfaat uğruna başkasına dervişlik satma, zahir (dünya) padişahına yakın olma, işin olmadan vezir vb. devlet adamlarının yanına varma, bana iyi desinler diye sofuluk satma, düşmana yüz verme…” uyulması gereken temel prensipler arasında yer alır.

Son dönemlerinde kendisini yalnızlığa çeken İmam Caferi Sâdık, kendisini merak eden ve yalnızlığının sebebini soranlara yanıt olarak; “şimdi böyle gerekiyor. zaman bozuldu ve dostlar değişti, sözümüz hakikat meydanına çıktı… der ve ekler;

“…Geçen gün gibi geçip gitti, vefa da,

İnsanların kimi hayal, kimi ümit peşinde

Dostluk, vefa görünüşte kaldı aralarında,

Fakat kalpleri akreplerle dolu gerçekte…”

*****

“Marifet keramette mucizatta değil, marifet kemalata erişmektedir” diyen Başköylü Hasan Efendi, Dersim’in Erzincan bölgesinde yaşayan devrin son erenlerinden biri olarak bilinir. Kâmil insanın, özün özünü keşfe giden yolunda kendini madde bedenden soyutlayarak hakk ile hakk olma yoluna adayan Efendi, insanlık aleminin zıddı ile var olan diyalektik birlikteliğini yani şer ile hayrın, iyi ile kötünün, aydınlık ile karanlığın birliğinde mevcut tüm alemleri arzın alemi olarak görüp, “insanlardaki alacalığı anlamak için insanın isteğine, sürecine, gidiş hattına bakmalı, bunlar iki dilli, iki ağızlı, iki yüzlü karıştırıcı riyakarlar olup en doğru sözleri yalan ve isnattır. Yeminle herkesi kandırırlar,” der ve ekler  “İnsanın dünyaya gelmesindeki maksat yaşamdaki imtihanı kazanıp insanlığını ispat etmesidir. İnsanlara insanlığını tanıtan dünyadır. Anadan doğma insan olunmaz, İnsan özü, sözü izi bir olmaz ise hayvan sayılır. İnsanı hayvan eden kötülükleridir.” 1937- 1938 Dersim kırımının aktif tanığı olan Başköylü Hasan Efendi, kendi döneminde savaşın kışkırtıcı nefret, ihanet, kibir ve öfke süreçlerini birebir yaşamış bir zat olarak insanın insanlaşma sürecinin, dünyadaki sınırlı ve geçici yaşamda aldığı tavır, sözün ve özün birliği, madde dünyasının değersizliği ve insanın zülümat ile bitmeyen mücadelesi olarak tanımlar.

*****

Çağlar devri daim benzer bir hikayenin tekrarını yaşamaya devam ediyor. Söz konusu mitler, dünyanın dört bir yanında bir ve aynı hikayeyi sebep sonuç bağlamında ortaya koyuyor; insanlık alemi hırs, nefs, iktidar, kıskançlık, ahlaki çöküntü vb. sebeplerle yok oluşun eşiğine kendisini getirip ardından yeniden inşa ediyor.  Bugün coğrafyanın nerdeyse tamamını etkisi altına alan ve dünyanın sayılı güçlerinin de bizzat sahada söz sahibi oldukları, teknolojinin sağladığı avantajlarla yeniden tasarlanan, sahada uygulanan yeni dünya düzeni savaşı nasıl değerlendirilmeli… Kehanetlerin temel öngörüsünde yer alan 7 tepeli şehir olan “İstanbul” ve “Roma” kıyametin final kapışmalarının yaşanacağı kentler olurken, Fırat ve Dicle havzası Sur sesinin duyulacağı, duhan* (duman) safhasını mı oluşturacak?!

Fırat’ın doğusundan Dicle’ye kanlar akacak, Altın Dağ ortasından yarılacak, yeryüzü şatoları Mehdi ve Mesih adayları ile dolacak, bütün bunlar olurken piramitin tepesinde yaşayan primat önderler metafizik, majik, simyevi ilimleri ile çocukların kanları, kadınların namusları, erkeklerin şehveti ile savaş oyunu mu oynayacak… ve Dünya Ana yaratıcı kudretini ‘para’nın simulatif dizaynına mı bırakacak, bedeninde deccal’in mülk ve hakimiyeti mi yerleşecek… ruhun ve mananın sema denizi, yerini arz’ın ateşten gömleğine mi bırakacak?

Kadim Felsefe  isimli kitabında Aldous Huxley aslında bu durumu şöyle değerlendirir; “Amaçları çağları aşan kişilerin siyasetleri daima pasifisttir. Savaşları çıkartan ve zulmedenler geçmiş ve geleceğin ütopyacı düşlerin ve tepkisel belleğin putperestleridir.”

Öte yandan akış yahut kehanet zincirine takılarak kurgusal tasarlanmış yeni dünya savaşı karşısında insanlık alemi için tek seçenek olan maneviyatın/ruhsal evrimin hakikat lehine kuvvetlendirilmesi ve ölü kalplerin diriltilmesi seçeneği var… Daha açık bir ifade ile seçilmiş kurtarıcıların aslında içimizdeki insan olduğu/olabileceği bilinci, şiddete karşı öz savunma, şehvete karşı anti nefs, mehdi ve mesih iddialarına karşı tek tek kâmilleşen insanlık belki de yazılmış öyküleri unutturacak iradenin ta kendisi.

“Dağları harekete geçirmek, kalpleri harekete geçirmekten daha kolaydır,” der Caferi Sâdık. Kalpleri harekete geçirme zamanı…

———————————-

* Duhan: Arapça’da tütmek, dumanı çıkmak anlamına gelip, Kuran ve Kitabı Mukaddes’te kıyamet alameti olarak belirtilir.

“ göğün açık bir duhan (duman) getireceği günü bekle, (O duman), insanları bürür. Bu elem dolu bir azaptır.” Duhan suresi 10 – 11

dersim gazetesi

Ve geldik bugüne…
NURAY BAYINDIR Daha dün İnsandaki bozulmanın farkını koyabilmek için bir ton söze ihtiyaç duyarken, bu gün yaşananlar sorunu kendiliğinden anlatıyor....
Şer’i Kemalizmin öç alma yöntemleri!
Hafızamızı yoklarsak; “PKK’lıların mezarları tahrip edilidi. PKK’lının mezar başna Türk bayrağı dikildi. PKK’lı kadının çıplak bedeni sokaklarda gezdirildi. PKK’lının cesedi...
İslamcı ve Kemalist Taraflar Arasında Dengesizlikleri Yaşamaya ve Bir Türlü  “Kendi Tarafı” Olamamaya Dair
Özellikle Avrupa diasporasının daha demokratik koşullarında Alevi kitlesi kendi kimliği ile ilgilenme firsatını buldu. Yüzyıllarca çeşitli baskı, dışlanma, ötekileştirilme, imha...
Bu hal o haldir
 “Nerede ve Hangi Kimlikte Doğacağımız Elimizde Değildir,  Ama “İnsan” Olmak Her Zaman Elimizdedir…”  La Edri. 1500’lü ve 1600’lü yıllarda Osmanlı...
Alevilerden İdil Kültür Merkezi ve Grup Yorum’a destek ziyareti
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, İdil Kültür Merkezi ve Grup Yorum üyelerini ziyaret etti. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, İdil Kültür Merkezi...
Alternatif alanlarda olacağız
Amed Büyükşehir Belediyesi’nin sinema biriminde eğitim veren ‘Babamın Sesi’ filminin ödüllü yönetmeni Zeynel Doğan, kayyum ataması sonrası içerisinde girilen ortamda...
Af Örgütü’nün Sûr raporu…
Uluslararası Af Örgütü, bir yılı aşkındır yasağın devam ettiği Amed’in Sûr ilçesine ilişkin rapor hazırladı. Rapor’da evlerin talan edildiği yaklaşık...
Eski HDP İstanbul Milletvekili Erdoğan’a hakaretten ifade verdi… ‘Alevilerin sesini kesmeye yönelik’
HDP İstanbul eski Milletvekili Turgut Öker, Kahramanmaraş'ta Maraş olaylarının anmasında yaptığı bir konuşmasında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediği gerekçesiyle hakkında açılan...
Barış için Akademisyenler inisiyatifine Almanya’dan ödül
Johann-Philipp-Palm İfade ve Basın Özgürlüğü ödülüne layık görülenler arasında Barış için Akademisyenler inisiyatifi de bulunuyor. DW Türkçe’ye konuşan Gizem Sayın,...
Onbinlerden ‘Yo soy Fidel’ sloganları
Küba’nın Devrimi’nin Lideri Fidel Castro’nun külleri, gerilla hareketinin başlangıç noktası olan Santiago de Cuba kentine ulaştı. Fidel’in külleri, törenin ardından...
CHP’li Torun: HDP’lilerin tutuklanması siyasi bir karar
CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, HDP’lilerin tutuklanmasının siyasi bir karar olduğunu söyledi.
Alevi Kadınlar Vardır
“Alevi örgütlerinde kadın yok eleştirime karşı gelen erkek savunmalarının hepsi ‘kadınlar uygun değil evi kocası çocukları var toplantılara gelemiyor.’  Peki...
Türkiye Nereye Gidiyor?
Suriye’de askeri operasyona çıkan, terörden(!) arındırılmış bölge yaratmak amacıyla Cerablus’u işgal eden Türkiye, burada durmayarak Halep sınırına kadar olan Kobane...
İhraç edilen akademisyenler mücadelede kararlı
Akdeniz Üniversitesi’nden ihraç edilen akademisyenler: Her zaman düşüncelerimizi ifade etmeye, bilim ne gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğiz.
İzzettin Doğan’dan FETÖ itirafı: ‘Alevi imamı’ doğru, FETÖ baskı yaptı
Gülen Cemaatinin ‘Cami-Cemevi’ projesini destekleyen Cem Vakfı lideri Doğan, FETÖ’nün kamuda çalışan Alevilere baskı yaparak görevi bırakmaya zorladığını söyledi. Doğan,...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ