$ DOLAR → Alış: 3,75 / Satış: 3,76
€ EURO → Alış: 4,03 / Satış: 4,04
CEMO DOĞAN
CEMO DOĞAN

Yavuz’un Kantarma’da ne işi ola ki?

  • 11.01.2017
  • 2.003 kez okundu

‘Genci ve Yavuz’
Ozanların izini sürmekteki yolculuklarımızda başa gelen sıkıntılardan bir tanesi; ‘var’ sandığımız bir filozofun aslında olmadığını öğrenmek ya da tam tersi bir durumda aynı hazin hüsrana uğramak olmuştur.
Tarih öncesi savaş alanlarında dolaşmak gibi; her an paslı bir kıymık saplanabilir ayağınıza…
Halk edebiyatı, özellikle Kızılbaş-Alevi müziği ve şiiri, usta çırak ilişkisiyle ve çoğunlukla gelenekten yeni jenerasyonlara belli bir sistematik içerisinde aktarılarak günümüze ulaşmıştır. Pir Sultan Abdal gibi çağının ötesinde tüm zamanları etkileyecek denli kelam dizenler gelecekteki aklı, felsefeyi ve yaşamı etkiledikleri gibi şiiri de dönüştürmüş hatta ‘yeni şiirlere’ ilham olmuş, anonimleşmişlerdir. Öyle ki yeni filozoflar, yeni şairler tarih boyu usta mahlaslar altında da eserler üretmişler.yeni kelamlar, şiirleri eskilerinden ayırmak çok zor bir iş. Bunların deyim yerindeyse sahih olup olmadıklarını belirlemek ciddi bilimsel bilgi gerektiriyor…
‘Ne demişler danışmadan yola düşse bir kişi;…’

Kıssadan konumuza dönersek; Yakın zamanda Dünyadan göçen Sinemilli Aşiretinin saygın ismi siyasetçi Hüseyin Doğan Sinemilli Ocağı’nı ve Kantarma Köyü’nü  ‘Alevi Filozofyasının Akademisi’ olarak tarif etmişti. Bu Akademide yetişen nice çınardan biri olan Mehmet Mustafa Dede‘nin, 70’li yıllarda İstanbul‘da yaşamını sürdürürkenki ‘Dem’ ve ‘Cem’leri, Alevi toplumu ve sanatçılarıyla olan ilişkileri, yeni dönem Alevi-Kızılbaş Müziği ve repertuvarının şekillenmesi açısından önemli bir aktarıcı-taşıyıcı rol oynuyor.
Yıllar boyunca Elbistan coğrafyasında süzülmüş bir çok eser böylece daha geniş coğrafyalara taşınırken, Mehmet Mustafa Dede aynı zamanda da etkilendiği Alevi şairlerinden bazı şiirlere ve derlediği kelamlara, geleneksel icrası ve benzersiz sesiyle Sinemilli-Kızılbaş Cemlerinde yer vererek, onları bir nevi Alevi yaşamına katan bir bilge Dede görevi de görüyor.

Arif Sağ’ın Halay albümüyle daha geniş kitlelerce sevilen ‘Harabat ehliyiz Mestaneyiz biz, vahdet şarabından içmek istersen, bizden iç şarabı meyhaneyiz biz’ diye devam eden muhteşem eserin sözleri aslında bir edebiyat profesörü olan Ali Nihat Tarlan’a ait. Harabi ekolü diyebileceğimiz bir yaklaşımla yazılmış eser Mehmet Mustafa Dede tarafından bir çok kayıtta tarifsiz bir güzellikte icra ediliyor.
Arif Sağ ‘Harabat Ehliyiz’ buradan dinleyebilirsiniz:

Yeni eserler ve sözler Kantarma’ya gelince, o saz ve o muhabetle buluşunca, Mehmet Yüksel Dede ve diğer usta dedelerin birlikte çaldıkları demlerde ‘pişince’ birer ayini kelam, hak kelamı halini alıyorlar, mistik bir müzikal forma kavuşuyorlar.
İşte bu serüvenin izinde;
Elimizdeki bir kayıtta, Kantarma’da, seslerden anlaşıldığı kadarıyla hayli kalabalık bir demde, Mehmet Mustafa Dede, Mehmet Yüksel Dede birlikte çalıyorlar. Eski kasetlere çekilmiş sesler bir eserin ortasından başlıyor. Sadece son iki kıtasını dinleyebildiğimiz Mehmet Mustafa Dede’nin icra ettiği eser, bitince aynı dem (makam) ile Mehmet Yüksel Dede başka bir deyiş söyleyerek devam ediyor.
Şöyle başlıyor kayıttaki ilk sözler:
‘Görmedim alemde billah Talatın yektasını
Okuyan gelsin açıldı vechinin esmasını hü…yar yar… var… dost…
Vechi meşruh üzre yazdım ilminin manasını hü…yar yar… var… dost…
Peykerin Yasîn mübeşşer vasfeder imlasını
Padişahı alem olmak bir kuru kavga imiş, mela imiş, dava imiş
Bir gerçeğe hizmet etmek cümleden âla imiş , evlâ imiş, ulâ imiş’

Sözlere çarpılmamak elde değil. Bu durumda mahlası beklemek ve pür dikkat kelam sahibine odaklanmak normal. Eserde, Mehmet Mustafa Dede ve geleneksel Maraş deyişlerinde ortak olan bazı ara nameler, tekrarlar ve nakarat geçişleri, geleneksel nidalar (yar yar; Ha Can Ha Can, Aşk ile Aşk ile gibi) yerli yerinde ve mevcut formun temelini oluşturuyor. Dolayısıyla sözler ana dizgisinde birer kıta olarak belirginleşiyor.
Son kıtada anlayamadığımız bölümler olmasına rağmen mahlas bölümü iki tekrarla evvel Genci’yem, ikinci tekrarda ise Genci olarak anlaşılıyor.
Ben ilk kez duyduğum için tedirginim doğal olarak;

”Kenzi Hakkın mah.. seridir nuri vechi …
Vasfiyi Kamil Muhammet Fevzi Hasani …
Genciyem (Genci) Esrari Hakikat Ba… zul ..ram
… … …  süzülmüş vesselam”
Padişahı alem olmak bir kuru kavga imiş, mela imiş, sevda imiş
Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş, ala imiş…’
Eserin bir bölümünü buradan dinleyebilirsiniz.

Binlerce şair ozan derviş geldi geçti de ne kurt bildi ne kuş…
Aklımıza birden düşüveriyor tekrar Genci
‘Var’ mıydı ‘Yok’ muydu?
Esrarı Hakikatten sözleyen Genci ‘var‘ ise bir dert, ‘yok‘ ise başka bir dert.

İnternette biraz arayınca bir kasideye ulaşıyoruz;
”Remz-i Hakk’ı fehmedenler dîde-i bînâ imiş
Ehl-i diller ma’neviyyâtı mazhar-ı Mevlâ imiş
Mü’minin kalbinde mir’ât kâbe-i ulyâ imiş
Rehber-i irfân-ı aşk-ı mürşid-i Mevlâ imiş

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgâ imiş
Bir velîye bende olmak cümleden evlâ imiş

Sûretin mâhiyyeti ayna-yı hayâtın gösterir
Zât-ı Hakk’ın mâyesinden Hakk sıfâtın gösterir
Sırr-ı sübhânellezî hüsnün berâtın gösterir
Hakk cemâlindir muayyen kainatı gösterir

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgâ imiş
Bir velîye bende olmak cümleden evlâ imiş

Görmedim âlemde billah tal’atın yektâsını
Okuyan gelsin açıldı vechinin esmâsını
Vech-i meşrûh üzre yazmış ilminin ma’nâsını
Peyker-i Yâsîn-i mübeşşer vasfeder imlâsını

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgâ imiş
Bir velîye bende olmak cümleden evlâ imiş”

YOUTUBE Kanalında şöyle yazıyor;
”Bu ses kaydı Sebilci Hüseyin Efendi’nin talebelerinden merhûm Zekâî Kaplan üstâdımızın arşivinden alınmışdır…Üstâdın kerîmesi Fatma Kaplan Apan Hanımefendi’nin lutufkâr müsaadeleri ile yayınlanmışdır… ”
Eseri buradan dinleyebilirsiniz:


Yavuz Sultan Selim kısa yaşamış, çok sefer yapmış ve edebi kişiliğiyle biliniyor, bildiriliyor. Döneminde çokça Divan edebiyatçısı yetişmiş. Hatta O’na methiyeler dizenler olmuş.
Bilemiyoruz ne denli şair idi ama halkın kayıtlarına ‘Yavuz Zulmü’ olarak not düşülmüş bir simge olarak aşağıdaki gibi vezni aher ile matematiksel bir divan şiiri yazdığı da kayda geçmiş.
”Sanma şâhım / herkesi sen / sâdıkâne / yâr olur
Herkesi sen / dost mu sandın / belki ol / ağyâr olur
Sâdıkâne / belki ol / bu âlemde / dildâr olur
Yâr olur / ağyâr olur / dildâr olur / serdâr olur”

Antolojide Mehmet Mustafa Dede‘nin de nakaratta kullandığı
‘Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgâ imiş
Bir velîye bende olmak cümleden evlâ imiş’ sözlerinin Yavuz Sultan Selim’e ait olduğu bilgisi var.
Belli ki sözler Yavuz’a kayıtlı.
Bu durumda ayaklara batan kıymıkları hatırlayalım.
Hüsran…
Aklımıza düşüyor;
‘Var’ mıydı ‘Yok’ muydu?
Eserde geçen VECH-İ MEŞRUH; ‘Şerh edilen, açıklanan tarzda’ manasına geliyor ve…
Tekrar aklımıza düşüyor;
Yavuz‘un Kantarma‘da ne işi ola ki?
11-01-2017

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ

Bu yazı hakkındaki görüşlerinizi bizimle paylaşın...