$ DOLAR → Alış: 3,50 / Satış: 3,52
€ EURO → Alış: 3,73 / Satış: 3,75

‘Suriyeliler’ oyununda yeni perde

‘Suriyeliler’ oyununda yeni perde
  • 07.07.2016
  • 1.936 kez okundu

AKP’nin Türkiye’de bulunan Suriyelilerle ilgili “vatandaşlık açılımı”nın arkasında yatan niyete dair çok sayıda tartışma yapılıyor. Eski TRT Şam Temsilcisi Musa Özuğurlu, kaleme aldığı yazıda, Suriyelilerin durumunu ve Türkiye’nin niyetlerini anlatıyor.

2011’de olaylar Suriye’nin güneyinde Ürdün sınırındaki Dera’da başladı. Ancak nedense ilk ‘mülteci akını’ ülkenin tam kuzeyinde Türkiye sınırında yaşandı.

Türkiye’ye toplu halde ilk suriyeli geçişi 2011 Nisan ayında oldu ve sayıları 200’u aşan bir grup Suriyeli Türkiye tarafına geçti.

Bu geçişten önce Hatay başta olmak üzere hazırlıklar başlamıştı zaten. Yayladağı’ndaki Tekel fabrikası gelecek olanlar için hazırlanmış, her nasılsa geleceği görebilen yerel yetkililer hummalı bir çalışma içine girmişti.

Sınır boyunca araştırmalar yapılmış ve Suriyelilerin yerleştirilebilecekleri kamplar için yerler saptanmıştı.

Kamp deyince kucağında çocuğu ile kaçan anne portresi üzerinden pompalanan görüntüler gelmesin sadece. Türkiye ve dünya medyasının büyük kısmı uzun bir süre yazmadı/inkâr etti ama bu kampların sadece insanı amaçla kullanılmadığını Hatay’da ya da diğer sınır illerindeki herkes görüyor ve biliyor.

Kamplarda Suriye’de bomba yapımında çalışan, Suriye ordusuna karşı savaşan, silahlı gruplara mensup çok sayıda militanın barındırıldığı, eğitim gördüğü, koordine edildiği ve tekrar Suriye’ye gönderildiği artık çok açık biliniyor.

“Mülteci akınının” daha ilk yılında sadece Hatay’daki hastanelerde tedavi edilen Suriyelilerin sayısı 2500’dü. Bunların içinde doğum veya sağlık sorunları için hastaneye başvuranlar da vardı elbette. Ancak bir kısmının Suriye’deki çatışmalarda yaralanan militanlar olduğu kesin.(1)

MÜLTECİ DEĞİL ‘GEÇİCİ SIĞINMACI’

Başlıkta neden “Suriyeli mülteciler, sığınmacılar” demedik? Oyunun şifrelerinden biri bu ifadelerde yatıyor.

Mülteci, göçmen, sığınmacı, misafirin uluslararası hukukta, sözleşmelerde tanımı için Nİlay Vardar’ın Bianet’teki yazısı okunabilir.(2)

Bu yazıda işin hukuki tanımı ele alınmış. Siyasi yönü ise özetle şu:

Türkiye’deki “Suriyeliler Mülteci” değil, “misafir.” “E biz misafirperveriz zaten ne var ki bunda” diye düşünmeyin. Bu kelimenin altında büyük oyun yatıyor.

Türkiye, Avrupa’dan gelenlerin dışındakileri “mülteci” olarak değil “geçici sığınmacı” olarak kabul ediyor. Kamp girişlerindeki tabelalarda bu nedenle “geçici barınma merkezi” ya da “misafirhane” ifadesi yer alıyor.

Uluslararası hukuka ve yapılan sözleşmelere göre bunun anlamı şu: bu insanlar “mülteci” olarak kabul edilseydiler onları geri ya da başka ülkeye gönderme imkanı hukuken ortadan kalkacaktı.

Ancak “misafir” ya da “geçici sığınmacı” olarak kabul edildikleri için Türkiye’den bir başka ülkere geçebilirler ya da Türkiye istediği zaman bu insanları başka ülkelere ya da kendi ülkelerine geri gönderebilir.

Hükümetin “ üstünüze salarız” tehditinin altında yatan hukuki zemin bu.

Para pazarlığında Avrupa’ya karşı kullanılan bu zemin aslında içeride de uzun bir süredir Suriyelilere karşı kullanılıyor.

Öte yandan AKP hükümeti, “misafir” statüsü ile birlikte, mülteci hukukundan kaynaklı sorumluluklarını da üzerinden atma fırsatı buldu. AKP eğer Suriyelileri “mülteci” statüsünde ülkeye kabul etseydi, bu hukukun gerektirdiği şekilde kampları silahlı unsurlardan arındırma, kampları çatışma bölgesine/sınıra yakın bölgelerden uzağa kurma gibi yükümlülüklerin de altına imza atmış olacaktı.

YALNIZ AVRUPA’YA DEĞİL, SURİYELİLERE DE TEHDİT

Hükümet, önceleri Esad’ı zor durumda bırakıp uluslararası bir müdahaleye gerekçe hazırlamak için kullandığı “ev, iş, maaş, güzel hayat” havucunun yanında bu zemini “sizi her an gönderebiliriz” sopası olarak kullandı.

Özellikle geçtiğimiz yıldan bu yana “açık kapı” politikası keyfi olarak değiştirildi. Bir yandan resmi açıklamalarda “Suriyeliler kardeşlerimizdir, misafirlerimizdir, kucak açıyoruz” deniliyor ancak diğer yandan çeşitli sebeplerle Suriye sınırından geçenlere keyfi şekilde “(geçici) sığınmacı” ya da “kaçak” muamelesi yapılıyor.

Aynı keyfilik Suriyelilere tanıtım kimliği verilmesi konusunda da yaşanıyor. Hangi ilde ikamet ettiklerinin belirlenmesi, kendilerini tanıtmaları için verilmesi gereken kartlar birçok Suriyelide bulunmuyor.

Kart almaları için çağrı yapılanlar ise bugünlerde kart almaya gitmiyorlar, çünkü bu insanlar geri gönderilmekten korkuyor.

Hatay Halk Meclisleri/Savaşa Karşı Yaşam Hakkı Meclisi’nin 15 mart 2016 tarihli raporuna göre Suriyeli sivillerin Yabancı Terörist savaşçılar (YTS) olarak tanımlanan kişiler kadar değeri yok. (3)

SURİYELİLERDEN DEVŞİRİLEN ‘RANT’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Suriyelilere vatandaşlık’ açıklaması bir süre önce Avrupa ile 3 milyar avro için pazarlık konusu yapılan ya da “üstünüze salarız” kurnazlığı ile tehdit unsuru olarak kullanılan Suriyelilerin, “Küresel Suriye oyunu”na pay kapma hesabı ile giren AKP ve Erdoğan için kullanışlı malzeme olmaya devam ettiğini gösteriyor.

Aynı zihniyet ve güdümündeki medya Türkiye’de bulunan Suriyelileri “cahil, savaştan kaçtığı için her türlü mameleye razı bir güruh” olarak görüyor, gösteriyor.

Daha da ileri gidip maliyet hesabı yapanlar, “kendi ülkelerinde savaşmadılar, burda sevişip çocuk yapıyorlar, Suriyelileri istemiyoruz” diyenler de var.

SURİYELİLER NEDEN ÜLKEMİZDE?

Suriyelilerin yaşadığı, geçici bir durum. Yaşadıkları yerler cihatçı çeteler tarafından ele geçirildiği ya da harap edildiği için Türkiye’deler.

Diğer yandan bu insanlar Esad’dan ya da Suriye ordusundan değil, tam tersi şu anda bulundukları ülkelerin desteklediği çetelerin teröründen ve dini anlayışından kaçtılar.

Ülkelerine dönecekleri günü bekliyorlar ve bu tehlike ortadan kalktığında büyük bir bölümü (vatandaşlık verilirse) çifte vatandaş şeklinde de olsa ülkesine dönecek.

Çünkü malları, mülkleri, işyerleri, köyleri, kentleri, akrabaları, sevdikleri orada. Ama en önemlisi insan sayıldıkları yer Türkiye değil Suriye.

Suriye’de yaşadıkları “zenginliği” Türkiye’de asla bulamayacaklarını biliyorlar çünkü.

Suriye’de her köyde kreş, ilkokul, ortaokul, daha büyük merkezlerde rahatça ulaşabilecekleri lise, tiyatro, kütüphane, sağlık ocağı, hastaneleri vardı ve bunlar parasızdı.

Orada dini inançlarını istedikleri gibi yaşıyorlardı. Bugün şeriat isteyen çetelerle birlikte savaşan küçük bir azınlığın dışındaki her Suriyeli için geçerlidir bu.

Oysa Türkiye’de bu imkanlar biz TC vatandaşları için bile mümkün değil. Bizde nefes almak bile para ile!

Bu sözlerimizden Suriye’nin cennet olduğu iddiasında bulunduğumuz sanılmasın. Elbette her geri kalmış her ülke gibi Suriye’nin de temel haklar ve hizmetler açısından sorunları var.

Ama bunların hiçbirisi insanları başka ülkede sığınmacı konumuna düşürecek kadar ağır değil(di). Bunu da en iyi Suriyeliler biliyor. Görüştüğümüz birçok Suriyeli bugün Türkiye’ye gelmekle hata yaptığını kabul ediyor.

Geri dönmek isteyenlerin sayısı da azımsanmayacak ölçüde. Siz bakmayın başka ülkede bulunmanın neden olduğu psikolojiyle “Türkiye çok güzel, burada yaşamaktan memnunuz, Erdoğan sağolsun” dediklerine. Dillerini iyi biliyorsanız birçoğu muhabbet koyulaşınca “çözülüp” tam tersini anlatmaya başlıyorlar.

Diğer yandan bu insanların çoğu sadece kaçtığı için değil, çalışmak, iş yapmak için Türkiye’deler.

Çeşitli illerde açılan yüzlerce işyeri, Arapça tabelalar, Türkiye’nin yaptırım uyguladığı dönemde bile Silifke Taşucu ile Tartus, (Lübnan) Trablus arasında çalışan gemiler ile taşınan tırlar, Türkiye’de satın alınan mülkler bunun göstergesi.

Elbette bu durum her Suriyeli için geçerli değil. Anlatmaya çalıştığımız Suriyelilerin hepsinin hangi şartlar içinde olursa olsun Türkiye’de yaşamaya razı olmadığı; bu insanların hali hazırdaki şartlar gereği geçici olarak Türkiye fırsatını kullandıklarıdır.

SURİYELİLER NERELERDE YAŞIYOR?

AFAD’ın verilerine göre 27 Haziran 2016 tarihi itibarı ile Türkiye’deki geçici barınma merkezlerinde bulunan Suriyelilerin sayısı 256 bin 211.(4)

Türkiye’de bulunduğu belirtilen Suriyeli sayısı ise yaklaşık 2,7 milyon. (5)

Demek ki Türkiye’deki Suriyelilerin sadece yaklaşık % 10’u kamplarda yaşıyor. Kalan kısım dışarıda.

Hükümet yanlısı medyada Suriyelilerin yaşadıkları zorluklara yer verilmiyor. Haberler daha ilk günlerden “Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin ne kadar iyi bir hayat sürdükleri” başlığı altında işleniyor.

Yaşam koşullarının iyi olmaması, dilenmeleri, düşük ücretle çalıştırılmaları, fuhuşa sürüklenmeleri, aralarında bulunan teröristler görmezden geliniyor; bu teröristlerin hem Suriyeliler hem de Türkiye için oluşturduğu tehlikeden bahseden neredeyse yok gibi.

İşin daha acı tarafı nedense kimsenin bu insanların çoğunun bizatihi AKP’nin de içinde yer aldığı koalisyonun politikaları sonucu burada olduğuna ve bu zorlukları yaşadığına değinmemesi.

Aynı medya şimdi bu acıları daha da arttıracak yeni politikaları pompalamakta sakınca görmüyor.

BUNDAN SONRA NE OLACAK?

Bundan sonrası için bildiğimiz tek şey şu: Suriye’de krizin başla(tıl)masından sonra uluslararası düzlemde ve AKP’nin Suriye politikalarının bir parçası olarak en önemli argümanlardan biri olarak kullanılan Suriyeli “sığınmacılar” sorunu şimdilerde yeni bir aşamaya giriyor.

Batı bu sorunu 3 milyar avroya Türkiye’ye sattı. Sığınmacılar artık uluslararası sorun olmaktan çıkıp Erdoğan sayesinde Türkiye’nin iç sorunu haline gelmiş bulunuyor.

Oysa Suriyeliler krizinin çözülmesi için yapılması gereken temel şey çok basit. Türkiye, Suriye’deki çeteleri desteklemeyi bırakacak ve uluslararası hukuka uygun şekilde sınırlarını cihatçı çetelere kapatacak. Bu sorun halledilirse Suriyeliler kendi ülkelerine dönmeye başlar. Bu, Türkiye’den gönderilmeleri anlamında değil, kendi ülkelerine dönmeleri anlamında.

Ama görünen o ki Erdoğan daha önce ulsulararası koz olarak kullanmaya çalıştığı Suriyelileri bundan sonra iç siyaset malzemesi olarak kullanma niyetinde.

Peki bu insanlara kendi ana dillerinde eğitim, kendi kültürel haklarını yaşama imkanı verilecek mi? Bu insanların sömürülmesinin önüne geçilecek mi? Bu insanlar demografik oyunlar için “dolgu malzemesi” olarak mı kullanılacak? Bu insanlar yarın kendi ülkelerine dönmek istediklerinde veya aynı zamanda Suriye pasaportu taşımak istediklerinde kendilerine bu hak verilecek mi? Bu insanlar AKP ordusuna yeni kıtalar olarak mı eklemlenecek? Bunu kabul etmeyenlere baskı uygulanmayacağının garantisi var mı?

(1) http://www.ydh.com.tr/HD10253_1–yilinda-turkiyedeki-suriyeli-multeci-ge…

(2) http://bianet.org/bianet/toplum/167434-multeci-gocmen-siginmaci-arasinda…

(3) http://sendika10.org/2016/04/halk-meclisleri-hatayda-cihatcilardan-baska…

(4) https://www.afad.gov.tr/TR/IcerikDetay1.aspx?IcerikID=848&ID=16

(5) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/562085/Hangi_sehirde_ne_kadar…

/Sol

Etiketler: / / /

İzzettin Doğan’dan FETÖ itirafı: ‘Alevi imamı’ doğru, FETÖ baskı yaptı
Gülen Cemaatinin ‘Cami-Cemevi’ projesini destekleyen Cem Vakfı lideri Doğan, FETÖ’nün kamuda çalışan Alevilere baskı yaparak görevi bırakmaya zorladığını söyledi. Doğan,...
Alman hükümetinde MİT endişesi
Batı Alman Radyoları (WDR) ile Kuzey Alman Radyoları’nın (NDR) haberine göre, Alman hükümeti Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Almanya’daki faaliyetleri...
Aleviler  Tv10 için yine Galatasaray meydanındaydı
TV10’un OHAL sonrası Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmasının ardından yeniden açılması talebiyle çalışanların başlattığı eylem 9. Haftada devam etti.
Munzur’un Dünya Mirası Listesi’ne alınması için başvuru
Dersim Barosu, Munzur Vadisi’nin “Dünya Mirası listesi”ne alınması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuruda bulunulduğunu açıkladı.
Kenanoğlu “Dersim halkının iradesine el konuldu”
Hubyar Sultan Ocağı mensubu ve HDP 25. dönem milletvekili olan Ali Kenanoğlu Evrensel gazetesindeki köşesinde Dersim belediyesine atanan Kayyım  konusunu...
Her sabahın bir sahibi vardır!
Son yıllarda “Eyy” diye başlayan söylemlere alıştırılıyor kulaklarımız. Eskiden “Eyy” diyenler ayıplanır, insanlara insan gibi üslupla hitap etmesi önerilirdi. Okulsuz,...
Fuzûlî’nin ‘Kürtçe’ şiirleri
Fuzûlî'nin Kürtçe şiirleri gün yüzüne çıkarıldı. Kayıp şiirler, şair Selim Temo tarafından latin alfabesine çevrildi.
Yangın Ülkesinin Çocukları
Yangınlar ülkesinin yanan çocuklarıyız. Ateş sadece düştüğü yeri mi yakmalı? O hepimizi yakıyor. Sustukça daha çok yanıyoruz. Tek tek ya...
Suruç Katliamının 500. günü, dosya hâlâ gizli
Urfa Suruç’ta IŞİD tarafından yapılan ve 33 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan canlı bomba saldırısının 500. günü.
Müslüm Doğan “Yeni devlet modelinde Alevilere yer yok”
AKP ve MHP’nin anayasa görüşmeleri sürerken, kamuoyunun ve siyasilerin tepkileri devam ediyor. HDP’nin Alevi vekillerinden İzmir Milletvekili Müslüm Doğan PİRHA’ya...
Öğrenciler, CNN Türk Genel Müdürü Aktaş’ı protesto etti
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "Medya ve 15 Temmuz" başlıklı bir panele gelen CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş fakülte öğrencileri...
Çanakkale halkı: Fıtrat değil, denetimsizlik
Çanakkale Emek ve Demokrasi Güçleri, Adana Aladağ'da ihmaller sonucu çıkan yangında 11'i çocuk 12 kişinin hayatını kaybetmesini protesto etti.
Aleviler: Aladağ Madımaktır
Diren Keser – Mersin – 30.11.2016 Türkiye yine bir çocuk katliamıyla karşı karşıya. Adananın Aladağ ilçesinde bulunan ve 34 öğrencinin...
HALEP’TE DENKLEMİ DEĞİŞTİREN HAMLE
Halep’te savaşın denklemini değiştirecek hamleler peş peşe geldi. Suriye rejimi, 2012’den beri silahlı grupların denetimindeki 12 bölgeyi ele geçirdi. Halkın...
‘Zaman aşımı’ kararına itiraz
İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve kayıp Yakınları, 1995’te gözaltında katledilen Hasan Ocak davasına ilişkin verilen zaman aşımı kararını protesto...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ