$ DOLAR → Alış: 3,45 / Satış: 3,46
€ EURO → Alış: 3,66 / Satış: 3,68

Öcalanın çözüm çağrısına yaklaşımlar üzerine

  • 28.03.2013
  • 355 kez okundu

21 Mart Diyarbakır Newroz’unda Kürt halk önderi Öcalan,tarihi bir açıklama yaparak Kürt sorununun çözümü ve bölgenin demokratikleştirilmesine ilişkin önemli tesbit ve önerilerde bulundu. Öcalan’ın bu tarihi çıkışını milyonlarca Kürt ve dostları var gücüyle destekledi. Dünyanın değişik siyasi çevreleri bile bu açıklamaya destek verdi. Elbette bölgedeki savaştan gerçekten rahatsız olanlar, 30 yıldır süren savaşın durmasını istiyor. Kanın, gözyaşının bitmesini istiyor. Kürt ve Türk halklarını evlatlarının dağ başlarında birbirini kırmasının son bulmasını istiyor.

Bu açıdan bakıldığında, kendisine insanım diyen, devrimciyim diyenlerin; Kürt Özgürlük Hareketinin kendi özgür iradesi ile başlattığı bir savaşı, yine kendi özgür iradesi ile bırakma kararına bir sözleri olamaz, olmamalıdır. Bu duruma gelmek için Kürt halkı büyük bedel ödemiştir. Bu bir mücadelenin son bulması değil, amaca varmak için araç değiştirmesidir. Halkların iradesine saygı duyulmasıdır.

Bu asla bir teslimiyet değildir, tam aksine kazanımların tescil ettirilmesidir. Bu 30 yıllık savaş sonucunda bir ulusun varlığının inkarından, ikrarı noktasına varılmış, Kürt halkının bir ulus olduğu gerçeği kabul görmüş, kürt dili üzerindeki yasaklar bir bir kalkar hale gelmiştir. Elbette bu süreç düz bir çizgi izlemiyor. Zigzaglar çiziyor. Geri gidişleri de içinde barındırıyor. Ancak artık inkar aşılmıştır. Kürt halkı mücadelesiyle varlığını dostuna olduğu kadar, düşmanlarına da kabul ettirmiştir. Kürt halkı ve onun öncü güçleri artık bölgede figüran değil, aktör rolü oynamaya başlamıştır.

Bugün Türk egemen sistemi artık Kürt hareketi ile masaya oturmuşsa, bu amiyane deyimle batılı egemen güçlerin zorlamasıyla veya Türklerin bir şeyleri bahşetmesiyle olmamaktadır. Bunun esas nedeni, güçlü mücadelesiyle çözümü dayatan Kürt Özgürlük Hareketidir. Tarihsel olayları analiz edenler bilir ki, hiç bir topluma, sınıfa, zümreye egemen güçlerce hiçbir hak kendiliğinden bahşedilmemiştir. Çünkü biliyoruz ki, “hak verilmez, alınır.” Kürt halkı da bugün haklarını almaya başlamanın haklı gururunu yaşıyor.

Kaldı ki, tarafların dışında durarak izleyici konumunda bulunanların, süreçle ilgili fazla söz hakkı da olamaz. Eğer bu süreçte yaşananlaraKürt halkı ve tüm emekçiler safında durarak taraf olabilirsek, süreci daha büyük kazanımlarla sonlandırmamız olanaklıdır. “Kürtler teslim oluyor”, “Öcalan yaptığı çağrı ile Kürt İslam ittifakı kuruyor”, “açıklamalarda, sosyalist harekete, Alevilere, İşçi sınıfına yer verilmiyor. İslama vurgu yapılıyor” gibi değerlendirmelerle tepki gösterenler, her ne hikmetse ! bugüne kadar AKP gericiliğine karşı can siperane bir mücadele yürüten Kürt Özgürlük Hareketine hiç bir destekte bulunmayan çevrelerdir.

Kürt halkının mücadelesini şu ya da bu biçimde destelemiş olan birçok Türkiyeli devrimci örgüt ve şahsiyet ile birçok Alevi kurumu Öcalan’ın “silahların devreden çıkarılması ve siyasal mücadelenin esas alınması” eksenli açıklama ve çözüm önerilerine destek veriyorlar. Bu süreci bir teslimiyet olarak algılayan sol çevreler ve bazı solcu şahsiyetler ise zaten dün de PKK’nin silahlı mücadelesine karşı idiler, bugünde her ne hikmet ise “silahlı mücadeleyi sonlandırma” anlayışına da şiddetle karşı çıkmaktadırlar.

Hatta bazıları daha da ileri giderek “ PKK’nin Türkiye ve ABD’nin yanında bölgemizde oluşan Sünni İslam eksenli siyaset temelinde diğer toplumsal kesimlere saldırılarda” bulunacağına kadar vardırıyorlar pervasız ve temelsiz yaklaşımlarını.

Bir defa daha ortada sadece bir çağrı var ve bu çağrıya Kürt tarafı olumlu cevap vermesine karşın, Türk tarafı cevap vermemiştir. Ancak sürecin önünde durulamayacağı da ortaya çıkmıştır. Diyelim ki, bu söylenenler doğru. Sormazlar mı adama? Kardeşim madem PKK’nin AKP ile anlaşarak bölgede kirli bir ittifaka yol açabileceğini ön görüyordunuz, neden bunu önlemek için bir girişimde bulunmadınız?

Neden PKK önderi geçtiğimiz yıllarda “ben esasında bu sorunu Türkiyenin sol güçleri ile çözmek istiyorum” dediğinde hiç yerinizden kımıldamadınız? Sorunlar çözüm aşamasına girdiğinde birilerinin güçlenip devreye girmesini beklemezler. O dönem siyaset sahnesinde söz sahibi olanlar oturup çözmeye çalışırlar. Biz devrimciler bu süreçten şikayetçi olduğumuz kadar, Türkiye halkının örgütlenmesi için yeterli bir ortam yaratabilseydik, bugün daha farklı çözümleri konuşuyor olurduk. Başkalarını eleştirdiğimiz kadar, kendimize yönelik esaslı bir otokritik yaparak, dönemi iyi okuyabilseydik, bugün halkın devrimcilerin saflarında olmasını sağlayacak bir siyasal bakış kazanabilirdik.

Bu süreci doğru okumak ve doğru yerde durmak gerekiyor. Devrimcilerin, Kürt ve Türk aydınlarının bir kesimi bu sürece kaygı ile bakıyor. Bu anlaşılabilir bir durumdur. Sürecin nereye evrilebileceği elbette bugünden kestirilemez. Ancak en azından silahların susması bir kazanımdır. Böl ve yönet anlayışının mahkum edilmiş olması bir kazanımdır. Binlerce Kürt ve Türk gencinin süren savaşta heba olmasının önüne geçilmesi bir kazanımdır. Savaşta yakılan ormanlarımızın yakılmasının önlenmesi bir kazanımdır. Önümüzdeki süreçte AKP’nin oynayacağı oyunların bozulması için hepimiz gücümüzü Kürt hareketinin gücü ile birleştirmeliyiz. Kürt hareketine ulusalcıların, MHP’li faşistlerin, kemalistlerin sözleri ve mantığı ile saldırarak sosyalist olunamaz.

Biz sosyalistler, devrimciler, Aleviler, çevreciler, demokrasiden çıkarı olan tüm ötekileştirilmiş toplum kesimleri olarak oturup “Öcalan açıklamasında neden bizlerden bahsetmedi” diyeceğimize (kaldı ki aşağıda tam metnini sunduğum Öcalan’ın açıklamasında da, iyi okunduğunda bu konuların geçtiği görülecektir.) Bu çözüm sürecinde gücümüzü Kürt halkının gücü ile birleştirerek mevcut iktidara daha çok geri adım attırabilir. Kürt hareketini de daha çok kendimize yaklaştırabiliriz. Saldırarak, öteleyerek, ihanetle, teslim olmakla suçlayarak ancak kendimizi kandırmış olur, gerici,fasişt, ulusalcı sol ittifakının değirmenine su taşımış oluruz.

Bırakalım Türkiyeli sosyalistleri, Kürt hareketi içinde bile sürece kaygı ile yaklaşımlar vardır. Ancak bu kaygılar var diye süreci desteklememe fikri çok zayıftır. Bir çok siyasi çevre ve birey, bu kaygılarına karşın süreci desteklemektedir. Kaygıları giderecek olan Kürtlerin dışındaki diğer sol, demokrat, ilerici çevrelerin, aydınların ve sanatçıların doğru duruşudur.
Eğer bu süreçte Kürt halkı örgütlülüğünü daha da güçlendirir, demokratik eylemliliğini geliştirirse, yine bu süreçte diğer siyasal çevreler de Kürt halkının kazanımlarının gelecekte diğer emekçilerin, dini azınlıkların, ulusal azınlıkların teminatı ve örneği olabileceğini düşünerek destek verir, ulusalcı solun, MHP’li faşistlerin ve CHP içindeki statükocu kemalistlerin sürece zarar verici girişimlerinin önüne geçilebilirse, bu süreçte kazanan taraf bizim emek cephemiz olacaktır. Tersi duruş, Kürt halkının yalnız bırakılması gericiliğin daha da güçlenmesine yol açacaktır. Çözüm süreci bütün duygusal yaklaşımlarımızdan sıyrılarak akıl ile yorumlanabilir ve bu gerçekliğe göre tutum belirlenirse kazanan 40 yıldır bedel ödeyen biz dvrimciler ve ortak ülkemizin halkları olacaktır.

Tersi tutumumuz, lafta ne kadar karşı çıkarsak çıkalım bizi başını ABD’nin çektiği dünya gericiliği ve onun uzantısı bölge gericiliği ile yan yana düşürecektir. Öcalan’ın açıklamalarını değerlendirirken, salt teorik olarak yaklaşılmamalıdır. Bunun yanında bölgede yaşananların bütünlüklü bir analizi yapılmalı, reel politikanın her zaman bizim teorik tespitlerimizle bire bir örtüşmeyeceği de bilinmelidir.

İŞTE ÖCALAN’IN MESAJININ TAM METNİ
“MAZLUMLARIN ÖZGÜRLÜK NEWROZU KUTLU OLSUN
Selam olsun bu uyanış, canlanış ve diriliş günü olan Newrozu en geniş katılım ve ittifakla kutlayan Ortadoğu ve Orta Asya halklarına…
Selam olsun yeni bir dönemin miladı ve gün ışığı olan Newrozu büyük bir coşkuyla ve demokratik bir hoşgörüyle kutlayan kardeş halklara…
Selam olsun demokratik hakları özgürlük ve eşitliği rehber edinen bu büyük yolun yolcularına…
Zağros ve Toros dağ eteklerinden, Fırat ve Dicle nehir vadilerine; kutsal Mezopotamya ve Anadolu topraklarından tarım, köy ve şehir uygarlıklarına ANAlık eden halkların en eskilerinden olan Kürtler sizlere selam olsun…
Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan, birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ile Fırat, Sakarya ve Meriç’in kardeşidir. Ağrı ve Cudi Dağı, Kaçkar ve Erciyes’in dostudur. Halay ve Delilo, Horon ve Zeybek’le hısım-akrabadır.
Bu büyük medeniyet bu kardeş topluluklar, siyasi baskılarla harici müdahalelerle grupsal çıkarlarla birbirlerine düşürülmeye çalışılmış hakkı, hukuku, eşitliği ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır.
Son iki yüz yıllık fetih savaşları batılı emperyalist müdahaleler baskıcı ve inkarcı anlayışlar, Arabi, Türki, Farisi, Kürdi toplulukları ulus devletçiklere, sanal sınırlara suni problemlere gark etmeye çalışmıştır.
Sömürü rejimleri, baskıcı ve inkarcı anlayışlar artık miadını doldurmuştur. Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirlerine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara ve çatışmalara dur diyor.
Newroz ateşiyle yüreği tutuşan, meydanları hınca hınç dolduran yüz binler, milyonlar artık barış diyor, kardeşlik diyor, çözüm istiyor.
İçinde doğduğumuz çaresizliğe, bilgisizliğe, köleliğe karşı bireysel isyanımla başlayan bu mücadele her türlü dayatmaya karşı bir bilinci, bir anlayışı, bir ruhu oluşturmayı amaçlıyordu.
Bugün görüyorum ki, bu haykırış bir noktaya ulaşmıştır.
Bizim kavgamız hiçbir ırka, dine, mezhebe veya gruba karşı olmamıştır, olamaz. Bizim kavgamız ezilmişliğe, bilgisizliğe, haksızlığa, geri bırakılmışlığa her türlü baskı ve ezilmeye karşı olmuştur.
Bugün artık yeni bir Türkiye’ye, yeni bir Ortadoğu’ya ve yeni bir geleceğe uyanıyoruz.
Çağrımı bağrına basan gençler, mesajımı yüreğine katan yüce kadınlar, söylemlerimi baş-göz üstüne diyerek kabul eden dostlar, sesime kulak kesilen insanlar;
Bugün yeni bir dönem başlıyor.
Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor.
Siyasi, sosyal ve ekonomik yanı ağır basan bir süreç başlıyor; demokratik hakları, özgürlükleri, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor.
Biz, onlarca yılımızı bu halk için feda ettik, büyük bedeller ödedik. Bu fedakarlıkların, bu mücadelelerin hiçbiri boşa gitmedi. Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı.
“Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun” noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Akan kan Türküne, Kürdüne, Lazına, Çerkezine bakmadan insandan, bu coğrafyanın bağrından akıyor.
Ben, bu çağrıma kulak veren milyonların şahitliğinde diyorum ki; artık yeni bir dönem başlıyor, silah değil, siyaset öne çıkıyor. Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.
Yüreğini bana açan, bu davaya inanan herkesin sürecin hassasiyetlerini sonuna kadar gözeteceğine inanıyorum.
Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Bu mücadeleyi bırakma değil, daha farklı bir mücadeleyi başlatmadır.
Etnik ve tek uluslu coğrafyalar oluşturmak, bizim aslımızı ve özümüzü inkar eden modernitenin hedeflediği insanlık dışı bir imalattır.
Kürdistan ve Anadolu tarihine yaraşır şekilde tüm halkların ve Kültürlerin eşit, özgür ve demokratik ülkesinin oluşması için herkese büyük sorumluluk düşüyor. Bu Newroz münasebetiyle en az Kürtler kadar Ermenileri, Türkmenleri, Asurları, Arapları ve diğer halk topluluklarını da yakılan ateşten kaynaklı özgürlük ve eşitlik ışıklarını, kendi öz eşitlik ve özgürlük ışıkları olarak görmeye ve yaşamaya çağırıyorum.
Saygı değer Türkiye halkı;
Bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır.
Gerçek anlamında, bu kardeşlik hukukunda fetih, inkar, red, zorla asimilasyon ve imha yoktur, olmamalıdır.
Kapitalist Moderniteye dayalı son yüzyılın baskı, imha ve asimilasyon politikaları; halkı bağlamayan dar bir seçkinci iktidar elitinin, tüm tarihi ve de kardeşlik hukukunu inkar eden çabalarını ifade etmektedir. Günümüzde artık tarihe ve kardeşlik hukukuna ters düştüğü iyice açığa çıkan bu zulüm cenderesinden ortaklaşa çıkış yapmak için hepimizin Ortadoğu’nun temel iki stratejik gücü olarak kendi öz kültür ve uygarlıklarına uygun şekilde demokratik modernitemizi inşa etmeye çağırıyorum.
Zaman ihtilafın, çatışmanın, birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birlikteliğin, kucaklaşma ve helalleşmenin zamanıdır.
Çanakkale’de omuz omuza şehit düşen Türkler ve Kürtler; Kurtuluş Savaşı’nı birlikte yapmışlar, 1920 meclisini birlikte açmışlardır.
Ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek; ortak geleceğimizi de birlikte kurmamız gerektiğidir. TBMM’nin kuruluşundaki ruh, bugün de yeni dönemi aydınlatmaktadır.
Tüm ezilen halkları, sınıf ve kültür temsilcilerini; en eski sömürge ve ezilen sınıf olan kadınları, ezilen mezhepleri, tarikatları ve diğer kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfının temsilcilerini ve sistemden dıştalanan herkesi çıkışın yeni seçeneği olan Demokratik Modernite Sistemi’nde yer tutmaya, zihniyet ve formunu kazanmaya çağırıyorum.
Ortadoğu ve Orta Asya kendi öz tarihine uygun, bir çağdaş modernite ve demokratik düzen aramaktadır. Herkesin özgürce ve kardeşçe bir arada yaşayacağı yeni bir model arayışı, ekmek ve su kadar nesnel bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu modele yine Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının, ondaki kültür ve zamanın öncülük etmesi, onu inşa etmesi kaçınılmazdır.
Tıpkı yakın tarihte Misak-i Milli çerçevesinde Türklerin ve Kürtlerin öncülüğünde gerçekleşen Milli Kurtuluş Savaşı’nın daha güncel, karmaşık ve derinleşmiş bir türevini yaşıyoruz.
Son doksan yılın tüm hata, eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen bir kez daha yanımıza, mağdur edilmiş, büyük felaketlere uğramış halkları, sınıfları ve kültürleri de alarak bir model inşa etmeye çalışıyoruz. Tüm bu kesimleri; eşitlikçi, özgür ve demokratik ifade tarzının örgütlenmesini gerçekleştirmeye çağırıyorum.
Misak-i Milli’ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları birleşik bir “Milli Dayanışma ve Barış Konferansı” temelinde kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum.
Bu toprakların tarihselliğinde önemli bir yer tutan “BİZ” kavramının genişliği ve kapsayıcılığı dar, seçkinci iktidar elitleri eliyle “TEK”e indirgenmiştir. “BİZ” kavramına eski ruhunu ve pratiğini vermenin zamanıdır.
Bizi bölmek ve çatıştırmak isteyenlere karşı bütünleşeceğiz. Ayrıştırmak isteyenlere karşı birleşeceğiz.
Zamanın ruhunu okuyamayanlar, tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler, uçuruma sürüklenirler.
Bölge halkları yeni şafakların doğuşuna şahitlik etmektedir. Savaşlardan, çatışmalardan, bölünmelerden yorgun düşen Ortadoğu halkları artık kökleri üzerinden yeniden doğmak, omuz omuza ağaya kalkmak istiyor.
Bu Newroz hepimize yeni bir müjdedir.
Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler, bugün yeni müjdelerle hayata geçiyor, insanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor.
Batının çağdaş uygarlık değerlerini toptan inkar etmiyoruz.
Ondaki aydınlanmacı, eşit, özgür ve demokratik değerleri alıyor kendi varlık değerlerimizle, evrensel yaşam forumlarımızla sentezleyerek yaşamlaştırıyoruz.
Yeni mücadelenin zemini fikir, ideoloji ve demokratik siyasettir, büyük bir demokratik hamle başlatmaktır.
Selam olsun bu sürece güç verenlere, demokratik-barış çözümünü destekleyenlere!
Selam olsun halkların kardeşliği, eşitliği ve demokratik özgürlüğü için sorumluluk üstlenenlere!
Yaşasın Newroz, yaşasın halkların kardeşliği!”
İmralı Cezaevi 21 Mart 2013
Abdullah ÖCALAN.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ