$ DOLAR → Alış: 3,45 / Satış: 3,46
€ EURO → Alış: 3,66 / Satış: 3,68
DENİZ OSOY
DENİZ OSOY

Maraş’ta biz Aleviler ve CHP

  • 27.09.2015
  • 385 kez okundu

DENİZ OSOY

2010 yılıydı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu Kahramanmaraş’a geliyordu. Bir Maraşlı olarak bu geziyi, Kılıçdaroğlu’nun bu bölge gezisini önemsedim. CHP Genel Başkanının konuşması hem Maraş’ın yaşadığı sorunları ve beklentileri dile getirmesi bakımda önemli bir gezi olacaktı. Tam gün çattı ve CHP lideri önce Elbistan’a geldi. Burada bir konuşma yaptı. Konuşmasında hükümete yönelik genel eleştirilerini tekrarladı. Devamındaki cümleler benim için dönüm noktası oldu. Maraş sorunlarından bahsederken, fındık fiyatlardan ve Elbistan’ı il yapacağı dışında önemli bir şeyden bahsetmemişti. Aslında bu konuşma CHP’nin Maraş’a bakış açısının özetiydi. Maraşlılar iyi bilir Maraş’ta bir fındık memleketi değil. İkincisi de Elbistan Osmanlıdan günümüze önemli bir Alevi merkezi olduğundan,  siyasi suçlu babından il olmaması için sürekli ilçelere bölündürüldü. Afşin, Nurhak ve Ekinözü Elbistan’dan ayrılan parçalardır. Elbistan’a dışarıdan getirilen nüfus ve Kürt Alevilerin eline geçmemesi için gösterilen nüfus değişim çabalarını her Elbistanlı yakından bilmektedir. Elbistan’ın il yapılmayacağını yakından bildikleri gibi.

Asıl sorun ise Maraş CHP İl teşkilatının bu konuşmanın bir özeti gibi ortada durmasıdır. Maraş’ın gerçekliği dışında bir devlet kurumu gibi çalışmasıdır. Bu anlamda Maraş’ta CHP siyaseti önemli bir sorun teşkil etmektedir.

Daha anlaşılır not etmek gerekirse “Maraş bölgesinin temel sorunları nelerdir ve bu sorunlara CHP nasıl yaşamaktadır” bunun analiz edilmesi lazım.

Nitekim Maraş’ın tüm sorunlarının göbeğinde Maraş katliamı vardır. 12 Eylül’e giden yolun en temel dönüm noktasıdır. Zaten sonradan anlaşılmıştır ki, Maraş katliamının olduğu dönemde bir darbe kararı alınmıştır. Darbenin psikolojik ve siyasi ortamını yaratmak için böyle bir katliam gerçekleştirilmiştir. Bu katliamın gerçekleştiği siyasal ortam iyi irdelendiğinde katliamın amacı da net olarak anlaşılacaktır.

Maraş katliamıyla askeri darbe amaçlandığı gibi, topluma da devrimci güçlerin, demokratların yanında yer alınırsa katliama uğrayacakları, öldürülecekleri mesajı verilmiştir. Özellikle de Alevi Kürtlere bu mücadelenin içinde yer alırsanız, devlete karşı mücadele eden örgütlerin yanında yer alırsanız, onlarla birlikte devlete karşı mücadele ederseniz başınıza bu tür katliamlar gelir biçimindeki bir mesaj da verilmiştir.

Maraş katliamı kuşkusuz başta Maraş olmak üzere çevredeki Alevi Kürtler üzerinde çok ağır bir travma ortaya çıkardı. Önemli bir psikolojik baskı yarattı. Alevi Kürtleri kendilerini güvende hissetmemeye başladılar. Mevcut devletinin varlığı ortamında her zaman yaşamlarına kast edilecek katliamlar olabileceği biçiminde bir psikolojik etki altına girdiler.

Sadece Maraşlılar değil, bütün Aleviler içinde ne zaman, nerede, nasıl katliama uğrayacakları konusunda kaygılar, kuşkular arttı. Bu durum neredeyse Alevi Kürtlerin Türkiye’de yaşam hakkı ve imkânı kalmadığı gibi bir izlenim ortaya çıkardı. Devlet böyle bir ruh hali yaratmayı hedefliyordu. Zaten 1950-60’lardan daha sonraları da Alevi Kürtler ilk önce metropollere daha sonra da Avrupa’ya göçertiliyordu. Kuşkusuz Kürtlerin Kürt bölgelerinde ekonomik sorunların da vardı, ama benzer ekonomik sorunlar Türkiye’nin birçok bölgesinde de bulunmaktaydı. Sadece Alevi Kürtler değil, Alevi Kürtler çevresinde yaşayan Sünni Türkler için de benzer koşullar söz konusuydu.

Ancak Aleviler 1960-70’li yıllarda yoğun olarak göç ediyorlardı. Kendilerini daha güvenli görebilecekleri, kimsenin kendilerini bilmeyeceği, tanımayacağı metropollere atıyorlardı. Ya da Avrupalara atıyorlardı. Maraş katliamından sonra bu eğilim daha da arttı. Artık kaldıkları yerleri, binlerce yıldır atalarının, analarının, dedelerinin oluşturduğu vatanları ve güzel köyleri kendilerine geçici bir yer olmaya, yabancı gelmeye başlamıştı. Artık kendilerini buralara ait görmemeye başlamışlardır. Bu, gerçekten de çok kötü bir ruh hali, psikolojik durumdu. Tarihte topraklarından bu kadar hızlı biçimde giden, koşan örnekler az görülür. Ermeni tehciri daha farklı bir biçimde buralarda uygulandı. 12 Eylül’den sonra Maraş, Malatya, Sivas ve çevre illerde uygulanan tamamen bir tehcirdi. Ancak trajik olan ise bu tehcirin, bu binlerce yıldır atalarının, analarının vatan haline getirdiği topraklardan çıkma ve Avrupa’ya göçertilme “Umuda yolculuk” olarak değerlendirildi.

Ülkeden kaçış, vatandan kaçış, emeğinden kaçış, kendi kültüründen, değerlerinden, daha doğrusu kendinden kaçış bir umuda yolculuk olarak gösterildi. Kültürel soykırımın, bir toplumun yok edilişinin bu hale getirilmesi kadar trajik bir şey olamaz. Umut değil, tümden kendi olmaktan çıkma, kendini bitirme, tüketme olma olan bu topraklardan kaçış gerçekleşti. Güzel köyler viraneye döndü. Sadece birkaç yaşlının kaldığı köyler haline geldi. Çalışabilecek düzeyde olsaydı herhalde onlar da bu toprakları tümden bırakıp gideceklerdi. Gençliğin, eli iş tutanların göçertilmesi, sadece ihtiyarların bırakılması bir nevi bu toplumun kendi topraklarında ölmesinin sembolik haliydi.

Yaşlılık demek ölüme doğru yol almak demektir. Ölüme doğru gitmek demektir. Maraş başta olmak üzere çevre şehirlerde Kürt’ün ölüme doğru yol alışı bir nevi böyle sembolik hale gelmişti. Maraş katliamıyla ortaya çıkarılan, artık bu toprakların kendilerine ait olmayacağı, buralarda yaşamayacakları fikri 12 Eylül’le birlikte daha da derinleştirildi. Bir nevi Maraş’taki bu psikoloji salgın bir hastalık gibi hızlı biçimde bütün Alevi Kürtlere yayıldı. Bütün Alevi Kürtlerde kendi topraklarından göçme ve bunu kurtuluş görme eğilimi gelişti.

Bugün Alevi Kürtlerin yaşadığı coğrafyaya bakılırsa geçmiş nüfusun çok gerisinde bir Alevi Kürt nüfusunun var olduğu görülür. Bir dönemler Maraş’ta, Malatya’da, Sivas’ta, Erzincan’da Aleviler yoğunlukken, giderek azalmışlardır ve bunun sonucu Türk nüfusu yoğunlaşmış ve buraları tamamen Türk şehri haline getirilme durumuyla karşılaşmıştır. Demografik yapı tümden değiştirilmişti. Türk köylerin nüfusu artarken, Alevi Kürt köylerinde nüfus azalmıştır. Öyle ki, çevredeki bir Türk köyün nüfusu onlarca Kürt köyünün nüfusu kadar olmuştu. Devleti Alevi Kürtleri topraklarından uzaklaştırarak tümden yok etmek istedi. Bunun içindir ki mezarla bağını kurmasını bile kabul etmemiştir. Nasıl ki hayvanlar ölür bir tarafa atılır, kimse bilmez, bir nevi Maraş katliamında ölenlere de böyle yaklaşılmıştır.

Öldürülen insanların bir topluma ait olduğu düşünülüp ona göre davranılmamıştır. Bu nedenle şu anda bir kısmının mezarları kaybolduğu gibi, diğerlerinin de kimin hangi mezara gömüldüğü bilinmemektedir. Hâlbuki mezarlıktaki görevlilerin bile bunlar kime ait diye sorup bunun peşine düşmesi gerekirdi. Ölenlere yaklaşım böyle değil midir? Türkiye’de Türk insanının, müslümanların mezara yaklaşımı böyle değil midir? Mezarlar varsa, o mezarların kime ait olduğu bilinmez mi?. Aileleri kimse gelip o mezarlarda dua etmek veyahut anmasını yapmak istemezler mi? Eğer Alevilere gerçekten de insan gibi baksalardı, değer verselerdi, eşit bir toplum olarak görselerdi herhalde bu 37 yıl içinde hangi mezarın kime ait olduğu da bilinirdi. Yerleri beli olurdu. O mezarlar şimdi sürekli ziyaret edilen, anılan bakımlı mezarlar haline gelirdi.

Eğer Maraş katliamı tüm gerçekleriyle ortaya konulup tüm suçlular açığa çıkarılmıyorsa nedeni, bugüne kadar izlenen devlet politikasının ortaya çıkarılmak istenmemesidir. Devletin bugüne kadar izlediği zihniyetin açığa çıkmasını istemediklerinden, nasıl bir komplocu devlet olduğunun, nasıl kötü amaçlara sahip olduğunun açığa çıkmasını istemediklerinden bu katliam doğru dürüst sorgulanmamış ve katilleri yargılanmamıştır, cezalandırılmamıştır. Yoksa şimdiye kadar bu katliamın sorumlularının hepsi bulunurdu ve gerçekler ortaya çıkarılırdı. Onların yanlışlıklarından, kirlerinden, geçmişteki kötü şeylerden bağını kopararak yeniden toplumsal barış sağlanırdı. Alevi Kürtler de bu insanlarla barışırdı. Sadece Alevi Kürtlerle değil, insanlıkla bile barışmaları arınmakla mümkün olurdu. Bunlar yapılmadı, yapılmak istenmedi.

Maraş, göçün ve katliamın anlaşıldığı bir siyasete ihtiyaç duymaktadır. CHP bu siyaseti anlayan ve sorunları çözen değil, derinleştiren örgütleyen ve göç ve katliamda payı olan bir konumdadır. Katliam dönemi CHP’li başbakan Bülent Ecevit ölümüne kadar katliamda yer almış olan MİT’in ve MHP’nin rolünü belgeleyen raporları kasasında saklamıştır. Katliamcı unsurları, örgütleyicileri korumuştur. Yargı önüne çıkmalarını engellemiştir.

Dolaysıyla bölgedeki temel soru şudur; Maraş’ta yaşanan sorunların karşında CHP nasıl bir siyaset izlemektedir? Bilindiği gibi Maraş’ta eski nüfus yok. Maraş Kürtlerden, kısacası Alevilerden arındırılmıştır. Seçimlerde kalan nüfus bir milletvekilli ve bir iki ilçede Belediye Başkanlığı olarak kendisini örgütleyebilmektedir. Dolaysıyla “ağırlıkta Alevi oylarıyla seçilen bu milletvekili ve belediye başkanları ne yapmakta ve bölgede nasıl mücadele vermektedirler?” sorusu da buna eklenmektedir.

Bunun için şimdiye kadar seçilen siyasetçilerin durumuna bakmak yeterlidir. Durdu Özpolat iki dönem Maraş milletvekilli yaptı. TBMM kayıtlarında Maraş ile ilgili bir soru önergesi bulunmamaktadır. Bölgeden çok zamanının önemli bölümünü Ankara’da geçirmiştir. Ankara’da sahip olduğu malvarlığını artırmış şu an bir gazete ve bir TV’nin sahibidir. Yılda bir kere Maraş Katliamı anmasına arkadan izleyerek katılmaktan ve bölgede önemli şahsiyetlerin düğününe çelenk göndermekten öteye hangi katkısı olmuştur.  İki dönem milletvekilliği ardından, Ankara’da önemli ihaleler alarak kendisini gösterdikten sonra Çankaya Belediyesi Başkanlığına talip olmuştur.

Bir dönem önceki Pazarcık belediye başkanı önemli bir çabanın, emeğin sonucu olarak, Kürt Alevi toplumun katkısıyla belediye başkanı oldu. Bir dönem belediye başkanlığı yaptı. Daha sonraki süreçte MHP ittifakına güvenerek kaybetmiştir. Kürtleri, Alevileri esas almak yerine MHP’yi, Maraş katliamı sorumlularıyla yol almayı tercih etmiştir. Kendisine ve kimliğine karşı bir siyasetin üretilmesinde rol almıştır.

Oysaki beklenti toplumsal birliği sağlaması, bölgenin sorunlarına sahip çıkmasıydı. Bu olmuş olsaydı şu an belediye başkanlığı devam etmiş olacaktı. Yalnız bu iki değerlendirme bile kişilerin siyasi tutumları bölgenin bakış açısı yansıtması için önemlidir. Aslında kişilerden ziyade son yıllarda Seçim süreçlerinde girilen hatalarda göz önüne getirmemiz gerekmektedir.

Örneğin yerel seçimde Elbistan ve Pazarcıkta MHP ile girilen ittifak. Daha sonra Ekmelleddin İhsanoğlu’nun adaylığının desteklenmesi vb. tutumlar aslında başta belirttiğimiz gibi Maraş sorunun aslında bölgede bulunan CHP uzak olduğu veya uzak kalma isteğidir. Bunun içindir ki CHP Genel Başkanı Bölge ziyaretinde bulunduğunda fındık fiyatların bahsetmiştir.

Dolaysıyla Maraş’ın kendisiyle buluşma süreci önemlidir. CHP’nin yaklaşımı bu buluşmanın önünde durmaktır. Asimilasyonu bölgede tamamlamaktır. “Alevi olsun taştan olsun” zihniyeti artık aşılmıştır. Doğru duruş, bölgeye sahiplenme önemli bir durumdur. Son Seçimlerde görüldü eğer Maraş CHP’si kendisini değiştirmeden yoluna devam ederse bölgede oy kaybına uğrayacağı kesindir. Bölge insanı artık yalnız değildir. Kendi değerleriyle var olmanın tadına varmıştır. Katliam korkusunu aşmıştır. Katliamdan hesap soran bir duruşun geliştiğini görmek zorundadır.

Son olarak Ali Öztunç’un CHP’den adaylığı bu anlamda değişim için önemli olabilirdi. Ama başlar başlamaz geçmişin tüketici politikalarına sarılması, MHP ittifakının mimarlarıyla bölgede boy göstermesi neyin örgütlendirdiği mesajını açıkça vermiştir. Herkesim tarafından okunan bir durum ortaya çıkmıştır. Bölgeden uzak Ankara bürokrasinde gelen birisinin bölge sorunlarına nasıl çözüm getireceği tartışılmalıdır. Şimdiden oy kaybının önüne geçmek için “HDP beni destekliyor”, “şunla bunla görüştüm” vb doğru olmayan yaklaşımları öne sürerek bölge halkının kafalarını karıştırması ayrıca eksi puan olarak ele alınmalıdır. Bir Maraşlı olarak söyleyeyim bölgenin iyi siyasetçi ve temsile ihtiyacı var. Bölgede kim olursa olsun eğer bu topumu temsil etmişse bu toplum ona bin katıp geri vermiştir.

“Başkaları için kendilerini unutanlar başkaları tarafından hep hatırlanırlar”

“Maraş Katliamı ve sorumluları” sorusu Maraş için hayatın esaslı sorusudur. Bu sorusu aklayıcı, arındırıcı bir misyona sahiptir. Yine Maraş’ın sorunlarının çözüme ihtiyacı vardır. Sorunlar üzerinden Ankara’ya kapağı atma siyasetinin sonu gelmiştir. Maraş, kendi kimliğiyle buluşmaya başlamıştır.

Onun için Maraş’ta artık “ben”, “ailem”, “mülküm”, “param”, “geleceğim” sözcükleri geçmez. Yaşamda, mücadelede, tüm insanların, bütün toplumun özgürlüğü için olmak zorundadır. “Ya hep birlikte özgürleşeceğiz ya da hiçbirimiz” desturunun hayat bulduğu bir sürece girmiş bulunuyoruz. Maraş’ta aday olacak kişi kendisine şu soruları soracak. Kimse kendisine sormadan kendi kendisini imtihandan geçirecek; geçmiş yaşamımla bu değerleri temsil etmeyi hak ediyor muyum? Ben birey olarak bu halk için şimdiye kadar ne yaptım? Başkaları kan, ter içinde koştururken ben ne yapıyordum? Alevi Kürtleri meydanlarda, sokaklarda eylemde iken, ben hangi işlerle meşguldüm? Unutmayalım son 30 yıllık savaşta Maraş’lı olan 700 canımızı ve Maraş katliamı sırasında 110 canımızı kaybettik. Temsiline soyunduğum halkın evlatları gözaltında, işkencehanelerde, mahkemelerde, morg kapılarında direnirken ben nerede ne işle meşguldüm?

Allah, Muhammet, Ali, yardımcınız olsun. Sevgiyle kalın…

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ