$ DOLAR → Alış: 3,50 / Satış: 3,52
€ EURO → Alış: 3,73 / Satış: 3,75

Erdoğan’ın “dil sürçmeleri” ve amacı

  • 21.05.2012
  • 311 kez okundu

Coğrafyamızda önemli gelişmeler yaşanıyor, bölge egemenlerince yüzyıllardır sürdürülen imha ve inkar politikası kılıf değiştirerek de olsa devam ediyor. Böl parçala ve yönet politikası bizlere de uygulanarak sonuç alınmaya çalışılıyor. Türkiye devrimci demokratik hareketinin ve Kürt halkının yürüttüğü özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesi kanla boğulmak isteniyor. Kürt halkının en seçkin evlatları hunharca katlediliyor. Düne kadar halklarımızın ulusal ve inançsal kimliğimizi red eden egemen zihniyet, bunu başaramayınca şimdi de bu onurlu mücadelenin içini boşaltmaya çalışıyor.

Biliyorsunuz, AKP hükümetleri iktidara geldiklerinden bu yana gerek Kürt sorunu gerekse de Alevi sorunu, gerekse de genel demokratikleşme sorunlarında sözde açılımlar yapacağını söyledi ve bu konuda bir dizi görüşme yaptı, kurultaylar vs adı altında yürüttüğü aldatıcı tutumuyla, büyük bir oyalama taktiği uyguladı.

Toplumda bir çözüm beklentisi yaratıldıktan sonra, sıra somut adımlara gelince tam yüz seksen derecelik bir dönüş yapılarak, Kürt açılmı da, Alevi açılımı da, demokratik açılım da birden bire rafa kaldırılarak, yeniden savaş tamtamları çalınmaya başlandı. Kendince devletin önemli kurumlarını ele geçirdiğini düşünen AKP iktidarı, artık kendi gerçek gizli ajandasını açık açık beyan eder oldu.

Önce Polis, MİT, sonra yargı ele geçirildi ve en son olarak da ordu hizaya getirilerek, adeta yeniden bir Osmanlı devleti kurma psikolojisine girdiler. Türkiye de iktidarı ele geçirmekle yetinmeyen Erdoğan-Fetullah iktidarı, geçmişte komşuları ile ilgili sıfır sorun politikasını terk ederek, hep sorun mantığı ile komşu ülkeler de iktidar değişiklikleri için doğrudan müdahil hale geldiler.

Birkaç yıl önce Alevi kurultayları toplayan, Alevileri partisinden milletvekili yapan Erdoğan geçtiğimiz günlerde niyetini açıktan beyan ederek, tek devlet, tek dil ve TEK DİN diyerek noktayı koymuş oldu. Her ne hikmetse Erdoğan hep böylesine önemli konularda dil sürçmesi yaşıyor. Önce DTP milletvekillerine cevap verirken “sizin İslam hakkınızda konuşma hakkınız yok siz Zerdüştsünüz, sesinizi kesin” anlamlı hakaret amaçlı saldırı yaptı, şimdi de Türkiye’de Tek dil, tek devlet, tek DİN var diyerek beyninin geri planındaki amacı açık etti.

Ağababaları erken konuştu diye hemen düzeltme(!) yoluna gittiler ve dil sürçmesi diyerek Alevilerin toplumsal tepkisini, medyalarını da kullanarak asgariye indirmeye çalıştılar. Oysa artık amaç bellidir. Ilımlı İslam TC devleti ilan edilmeye çalışılıyor ve bunun için zemin yoklanıyor. Toplumun tepki dozajı ölçülerek yol açılmaya çalışılıyor.

Erdoğanın bu sıkça ortaya çıkan “dil sürçmeleri”(!)ne son vermeye ancak biz, Türkiyenin ve Kürdistanın ilerici, devrimci, demokratik, dönüştürücü güçleri, kendi öz örgütlülüklerimizi yaratarak cevap olabiliriz. Devrimci-demokratik Türkiye Sol hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi ile birlikte gerçek bir iktidar alternatifi yaratamazsa Erdoğanlar elbette böyle konuşmaya devam edeceklerdir.

Sevgili okuyucular,

Bilinmelidir ki, kendi haklarını kazanmak için örgütlü bir direniş gösteremeyenlerin hak elde etmesi olanaklı değildir. Eğer bizler Erdoğanın böyle bir konuşma yapmasına yeterli bir tepki veremezsek, yarın yeni Sivaslar, Maraşlar, Çorumlar ve hatta yeni Dersimler yaşamaktan kurtulamayız. Bakınız bugün çeşitli şehirlerde Alevilere ait evler işaretlendi, bu konuda da tepkilerimiz yeterli olmadı. Çünkü örgütlülük düzeyimiz buna yetmiyor. Örgütsüz bir toplum kaybetmeye mahkumdur.

İktidarın Alevi Açılımı politikası esas olarak Alevileri Kürt Özgürlük Hareketinden uzaklaştırma politikasıdır, Açılım yalandır. İktidarın Kürt Açılımı, Kürt halkı ile onun kazanımlarının biricik teminatı olan Özgürlük Hareketini karşı karşıya getirme politikasıdır, açılım büyük bir yalandır. Eğer açılım yapılacaksa bu sorunların muhatapları ile bir araya gelinerek yapılır.

Tıpkı dün TC’yi kuran ataları gibi AKP iktidarıda eğer bu ülkeye yeni birşey lazımsa, örneğin demokrasi lazımsa, Kürt halkının özgürlüğü lazımsa, Alevilere özgürlük gerekiyorsa onu da ben getiririm, ama istediğim gibi getiririm ve hiç kimseyi de muhatap almam demektedir. Böyle çözüm olur mu? Sorunları çözmenin yolu muhataplar ile masaya oturmaktır. Oysa gerek Alevilerin, gerek Kürt halkının meşru temsilcileri muhatap olarak görülmüyor, bu toplumsal kesimlerin öz örgütlenmeleri atlanarak sözde çözümler üretilmeye çalışılıyor. Bu çözüm değil çözümsüzlüktür. Bu büyük bir inkar tutumudur, dolayısıyla imha tutumudur. AKP’nin bu riyakar, ikiyüzlü politikası büyük bir oyundur. Bu oyunu bozacak olan ise halklarımızın örgütlü mücadelesidir. Aleviler olarak tarafımızı doğru belirlemenin zamanı geldi ve geçmektedir. Verili durumdan şikayetçi olan, AKP eksenli din devleti girişiminden en büyük zararı görecek kesim olacak olan biz Aleviler; şunu asla unutmamalıyız:

Düne kadar varlığımızı söyleme cesareti bulamıyorduk, inanç kimliğimizi gizliyorduk, ibadetlerimizi gizli yapıyorduk. Ne zaman ki, Kürt özgürlük mücadelesi bu topraklara kök salarak yıkılmaz bir güç haline geldi. Alevilerin var olduğuda, tıpkı Kürdün yeniden dirilişi gibi gündeme geldi. Bugün eğer bizler Cemevleri açabiliyorsak, özgürce Semahlarımızı dönebiliyorsak, Alevilik üzerine yüzlerce kitap yazılabiliniyorsa biliniz ki, bu sadece ve sadece dağ başlarında elde silah özgürlük için ateşte semaha duran yiğit Kürt Kızılbaş evlatlarının diğer Kürt kardeşleri ile birlikte yürüttüğü can bedeli mücadele sayesindedir.

Kimse bize kimliğimizi bahşetmedi, bizi adeta küllerimizden yeniden yaratanlar kendi evlatlarımızdır. Diyarbakır Zindanında Mazlumlardır, Dersim Merkezinde yiğit Zilandır, Kürdistan dağlarında komutan Erdaldır. Bugün yapılmak istenen, bizleri bu kahraman evlatlarımızdan koparma eylemidir. Bu eyleme müsaade etmemeliyiz, etmeyeceğiz de.

Biz Aleviler bugün, İktidarı ile, muhalefeti ile TC’nin oynadığı büyük bir oyunla karşı karşıyayız. Bu oyunu bozacak olan bizim örgütlenmemizdir. Özgür-Demokratik Alevi Hareketi etrafında yeniden örgütlenmek, bugün dünden daha gerekli ve kaçınılmaz bir görev olarak karşımızda duruyor. Sizleri kendi öz kurumlarınıza sahip çıkmaya çağırıyorum. Sizleri köklerinizle buluşmaya çağırıyorum. Bizim köklerimiz bu toprakların yerleşik öz inaçlarındadır. Biz ateşi ve güneşi kutsayan inancın devamıyız. Bizim yaşadığımız coğrafyanın adı, ATEŞ VE GÜNEŞ ÜLKESİDİR. Kendimizi başka inançların bir versiyonu olarak görmemiz doğru değildir. Bizim inancımız kendimize özgüdür. Mezopotamyalıdır. Yani bu toprakların Kadim inancıdır. Bugün cem evlerimizi minaresiz Camilere çevirmek isteyen soyuna ihanet etmiş kınalı kekliklere asla müsaade etmemeliyiz. Kendi öz evlatları gerillaların cenazelerini Cemevlerine almayan zihniyet aramızdan derhal uzaklaştırılmalıdır. Bunu yapanlar yol düşkünü ilan edilmelidir. Çünkü bu tutum içinde olan sözde Alevi kurumları ve sözde bazı dedelerin yaptıkları AKP’nin kurmak istediği Ilımlı İslam Devletine hizmetten öte bir tutum değildir. Bu niyetlerden ötedir. Yine buna karşı çıkmak adına Alevileri bir kez daha CHP’nin kuyruğuna takmayı devrimcilik, ilericilik sayan bazı Alevi kurumlarının tutumuda Erdoğanın bu amacına hizmetten öte bir sonuca yol açmaz. Egemenlerin amacı halklarımızın devrimci dinamiklerinin bir araya gelişini önlemektir. Egemenlerin şu veya bu partisinde yer almak çözüm değildir. Çözüm zalimler iktidarına nihai olarak son verecek ortak örgütlenmemizdedir.

Siz hiç duydunuz mu, bir caminin gerilla diye birinin cenazesini kabul etmediğini, duyamazsınız. Ama kendine Alevi diyen bazı yol düşkünleri devletine bağlılık ifadesi olarak bu pervasızlığı gösterebiliyor. Susurluk çetesi Hüseyin Kocadağın cenazesini kaldıran bu zihniyet, kendisine bu olanakları sağlamış öz evladı gerillanın cenazesini kaldırmam diyebiliyor. Bu kendi katiline sevdalı özünden kopmuş devşirilmiş Alevinin zihniyetidir. Bu zihniyet bize yabancıdır. Her ayrık otu gibi de aramızdan koparılıp atılmalıdır. Atılacaktır.

Değerli Canlar,

Bizi inançsal ve ulusal kimliklerimizden koparmak için düşman çok yoğun çalışıyor. Düşmanın bu sinsi amacını kursağından bırakmak için örgütlenmekten ve mücadele etmekten başka çaremiz yoktur. Bu dikta iktidarının kendi rızası ile bize vereceği hiçbir şey yoktur. Kazanımlarımız dün yürütülen mücadelenin ürünüdür, yarın da yine mücadelemizin ürünü olacaktır.

Alevi inancı tarihte birçok kez dış müdahalelere uğradı, bu müdahalelerin ortak hedefi bizi özümüzden koparmaktı. Farısiler bizi Şiileştirmek istedi, Araplar Sunnileştirmek istedi. 12 Eylül generalleri ise en büyük müdahaleyi yaparak bizi hiçleştirmek istediler. Bu açıdan bakıldığında Aleviliğe yapılan en büyük dış müdahale 12 Eylül Müdahalesidir. Bu müdahaleden sonra okullarda sünni İslam din dersleri zorunlu hale getirildi, Alevi çocukları İmam Hatiplere götürülerek dedelik kurumu yerine hocalık kurumu geçirilmek istendi, bir nebze de başarılı olundu. Bugün 32 yıl sonra özellikle Türkmen Alevilerinin büyük bir kesimi camilere gider hale getirildi, ramazan orucunu tutar oldu. Oysa tarihin hiçbir döneminde Aleviler Namaza durmadı, Ramazan orucunu tutmadı, hacca gitmedi. Ama bugün bu yavaş yavaş olağan gibi gösterilmeye çalışılıyor. İşte en büyük tehlike budur.

Tehlikelerden bir diğeri de, Kürtler arasındaki lehçe farkını kullanarak işte Aleviler aslında Zazadır, Zazalar da Kürt değildir. Hatta bazıları Zazaların Türk olduğunu bile söyler hale gelmiştir. Oysa bu büyük bir yalan ve büyük bir oyundur. Kürt kızılbaş Aleviliğinin içini boşaltma eyleminin adıdır. Bazıları da Dersimcilik adı altında oyunlara alet olmaktadırlar. Hemen belirtelim ki, Dersim bugünkü Tunceli adı ile bilinen coğrafyadan ibaret değildir. İçine Sivası, Malatyayı, Adıyamanın, Yozgatın bir kesimini, Erzincanı ve Maraşı içine alan coğrafyanın adıdır. Yani Dersim Kürt Kızılbaşlarının yaşadığı teslim alınamamış coğrafyanın adıdır. Burada yaşayan Kızılbaşların ezici bir çoğunluğu da Kurmancı denilen Kürtçe lehçesini konuşurlar. Aleviler kendilerini etnik kimliği sorulduğunda ben Kurmancım diye cevap verirler.

İşte bu yok etme amaçlı egemenlerin sinsi oyunlarını bozmak ve düşmanın emellerini kursağında bırakmak için tek çare kendi öz örgütlerimizi yaratmaktır. Sizleri Kızılbaş Ateşinin tüm sıcaklığıyla selamlar ve geleceği kazanma mücademizde başarılar dilerim.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ