$ DOLAR → Alış: 3,50 / Satış: 3,52
€ EURO → Alış: 3,73 / Satış: 3,75

Ayşe Düzkan yazdı: hassasiyetler ve birlikte yaşamak…

Ayşe Düzkan yazdı: hassasiyetler ve birlikte yaşamak…
  • 04.07.2016
  • 284 kez okundu

Ayşe Düzkan Sendika.org’daki  hassasiyetler ve birlikte yaşamak… yazısında Türkiye’nin öznel durumunu ortaya koyuyor.

 

bugün “toplumun hassasiyetleri”, “dini hassasiyetler” denilince akan suların durduğu bir dönemden geçmemizin dinle, inançla değil siyasetle ilgili olduğunu görmek için ilim sahibi olmaya gerek yok

hatırlayanlar vardır, 2000’li yılların başında türkiye f-tipi cezaevlerine karşı yapılan açlık grevleri ve ölüm oruçları dalgasıyla sarsılıyordu. sadece cezaevlerinde değil, dışarıda da ölüm orucu yürüten tutsak yakınları ve insan hakları savunucuları vardı. bu mücadele son olarak behiç aşçı ve sevgi saymaz’ın orucu sırasında, adalet bakanlığı’nın, “üç kapı üç kilit” sözü vermesiyle son buldu.

o dönem, ölüm orucu yürütülen evlerde refakatçi olarak kalanlar ve bu evlere ziyarette bulunanlar olurdu. ziyaretçiler arasında bir mücadele yöntemi olarak ölüm orucuna karşı olanlar da vardı, hatta eylemcilere oruçtan vazgeçmelerini telkin edenler de bulunurdu. ama o insanlarla temas içinde olan kimse, onların önünde asla yemek yememiştir.

o kadar ileri gitmeye bile gerek yok, birçok defa, vejetaryenlerin yanında et yemekten kaçınanlar olduğuna şahit oldum, siz de olmuşsunuzdur. çünkü kendi tercihiyle bile olsa bir şeyden mahrum kalmış birinin imrenmesini gönül kaldırmaz.

ama hepsi bu kadar.

saygı değil dayatma

ramazan ayını geride bırakmak üzereyiz. bu ay, bu topraklarda tutulan birkaç oruçtan birinin ayı. kardeşlik içinde yaşayan bir toplum, bütün oruçlarda, oruç tutanların yiyip içilene imrenme ihtimalini göz önünde bulundurarak davranabilir. ama bunun kaynağı saygı değil, şefkat ve merhamettir. birileri bunu ve bundan fazlasını talep ediyorsa, bunun adı da saygı değil, dayatmadır ki sık sık da karşımıza çıkıyor.

kaldı ki, dini sebeplerle tutulan oruç, kolektif bir talebe dikkat çekmek için bedenini ve canını ortaya koymak anlamına gelen açlık grevlerinden ve ölüm oruçlarından farklı olarak, sevap kazanmak için tutuluyor. başka birinin sevap kazanma çabasına neden saygı duyulsun?

oruç mu iftar sofrası mı?

biliyorum, oruca nefis terbiyesi gibi onlarca farklı anlam yüklemek mümkün ve bunların çoğunu ben de makul buluyorum. ama yine toplumsal değil kişisel bir şeyden söz ediyoruz. öte yandan güncel oruç pratikleri, kamuoyuna, siyasal-toplumsal yakınlıkların vurgulandığı (emine erdoğan ve bülent ersoy’un paylaştığı sofrayı hatırlayacaksınız), oturanların önemli bir kısmının oruç tutmadığı gösterişli iftarlar şeklinde yansıyor. o sofralara oturmayanlar için dahi, yalan söylemek, küfür etmek, dedikodu vb. konulardaki kısıtlamalardan ziyade dünya nimetlerinden uzak durmak şeklinde yaşandığını söylemek haksızlık olmaz. bütün bunların saygı sebebi olması ancak toplumsal bir dayatma ile mümkün: “biz çoğunluğuz, bizden değilseniz bile bizim gibi yaşıyormuş gibi yapacaksınız.” oruç tutmadan oturulan iftar sofraları bunun en açık göstergesi. bunda saygı duyulacak bir şey görmek mümkün mü?

bugün “toplumun hassasiyetleri”, “dini hassasiyetler” denilince akan suların durduğu bir dönemden geçmemizin dinle, inançla değil siyasetle ilgili olduğunu görmek için ilim sahibi olmaya gerek yok. diyelim ki çoğunluğun oruç tuttuğu bir toplumda oruç tutmamak belki –bektaşi fıkralarında duyduğumuz- tatlı sitemlerin konusu olabilir ama “ben yemek yememeye –sevaba girmeye- karar vermişken sen de yemeyeceksin!” demek iktidar ve güçten başka neyle açıklanabilir? öyle olmasaydı, örneğin milyonlarca alevi oruç tutarken ve bütün oruç dönemi boyunca su içmezken açıkta su içmekten imtina edilmesi de gerekmez miydi?

o yüzden, biri toplumun dini hassasiyetlerinden falan söz ettiğinde, dinden değil siyasetten bahsettiğini açıkça görüyoruz.

on bir ayın sultanı derken?

ama iş burada kalmıyor.

sosyal medyanın en güzel yanlarından biri, hiç gitmediğimiz, görmediğimiz yerlerdeki gündelik hayata dair fikir edinmemize imkan vermesi. arap dünyasında, özellikle de filistin ve mısır’da, ramazan ayında çekilmiş fotoğraflarda dikkatimi sokakların, evlerin süslenmiş olması çekiyor. yoksullar yoksulu gazze’de bile renkli fenerler, neon ışıklarıyla yapılan süslemeler bu ayın bir bayram havasında yaşandığının göstergelerinden biri.

malum türkiyeli islamcılar bilmem kaç yıllık kemalist dikta altında geleneklerinden koparılmış olmaktan müşteki. ancak aslında islamcıdan çok osmanlıcı oldukları için, kendilerini hami atadıkları arap kültürlerinden öğrenme konusunda isteksizler. o yüzden, istanbul’un en “mütedeyyin” semtlerinde bile ramazan’da böyle bir neşe ve bayram havası görmüyoruz; varsa yoksa iftar programı ve market indirimi reklamı. belki, ramazan orucu itikadının parçası olsun olmasın, herkese bir bayram havası, bir merhamet ve sevgi iklimi yaşatsalar, açlıklarına karşı da merhamet ve şefkat görebilirler.

bu da işin bir başka yanı. ama tamamı değil.

abd’de yaşayan filistinli şair ve spoken word sanatçısı remi kanazi, ünlü şiiri coexistence’ı, “ı don’t want to coexist, ı want to exist as a human being and justice will take care of the rest” diye bitiriyor; “ben birlikte yaşamak istemiyorum, insan gibi yaşamak istiyorum, işin kalan kısmını adalet halledecektir.” [1]

konunun anahtarı bu bence. mesele birlikte yaşamak değil mesele insan gibi yaşamak! güçlü, kalabalık ve iktidarda olanın hayatını, hassasiyetlerini herkese dayattığı bir birlikte yaşam değil, her birimizin insan gibi yaşayacağı bir dünya. eğer senin hassasiyetlerin benim insan gibi yaşamama engelse, o hassasiyet değil iktidardır, dayatmadır. en başta erkekler olmak üzere hepimiz iktidarın bir alışkanlık yarattığını biliriz. adalet, o alışkanlıktan vazgeçmeni gerektirir. siyaset bunun peşinde olduğu zaman demokratik ve demokrasi için. yoksa şu çok açık; egemenin, güçlünün kibri ve ezilenin, baskı altında olanın, sömürülenin onuru, birlikte yaşayamaz, tabii ki.

Etiketler: / / / / /

Munzur’un Dünya Mirası Listesi’ne alınması için başvuru
Dersim Barosu, Munzur Vadisi’nin “Dünya Mirası listesi”ne alınması için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuruda bulunulduğunu açıkladı.
Kenanoğlu “Dersim halkının iradesine el konuldu”
Hubyar Sultan Ocağı mensubu ve HDP 25. dönem milletvekili olan Ali Kenanoğlu Evrensel gazetesindeki köşesinde Dersim belediyesine atanan Kayyım  konusunu...
Her sabahın bir sahibi vardır!
Son yıllarda “Eyy” diye başlayan söylemlere alıştırılıyor kulaklarımız. Eskiden “Eyy” diyenler ayıplanır, insanlara insan gibi üslupla hitap etmesi önerilirdi. Okulsuz,...
Fuzûlî’nin ‘Kürtçe’ şiirleri
Fuzûlî'nin Kürtçe şiirleri gün yüzüne çıkarıldı. Kayıp şiirler, şair Selim Temo tarafından latin alfabesine çevrildi.
Yangın Ülkesinin Çocukları
Yangınlar ülkesinin yanan çocuklarıyız. Ateş sadece düştüğü yeri mi yakmalı? O hepimizi yakıyor. Sustukça daha çok yanıyoruz. Tek tek ya...
Suruç Katliamının 500. günü, dosya hâlâ gizli
Urfa Suruç’ta IŞİD tarafından yapılan ve 33 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan canlı bomba saldırısının 500. günü.
Müslüm Doğan “Yeni devlet modelinde Alevilere yer yok”
AKP ve MHP’nin anayasa görüşmeleri sürerken, kamuoyunun ve siyasilerin tepkileri devam ediyor. HDP’nin Alevi vekillerinden İzmir Milletvekili Müslüm Doğan PİRHA’ya...
Öğrenciler, CNN Türk Genel Müdürü Aktaş’ı protesto etti
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "Medya ve 15 Temmuz" başlıklı bir panele gelen CNN Türk Genel Müdürü Erdoğan Aktaş fakülte öğrencileri...
Çanakkale halkı: Fıtrat değil, denetimsizlik
Çanakkale Emek ve Demokrasi Güçleri, Adana Aladağ'da ihmaller sonucu çıkan yangında 11'i çocuk 12 kişinin hayatını kaybetmesini protesto etti.
Aleviler: Aladağ Madımaktır
Diren Keser – Mersin – 30.11.2016 Türkiye yine bir çocuk katliamıyla karşı karşıya. Adananın Aladağ ilçesinde bulunan ve 34 öğrencinin...
HALEP’TE DENKLEMİ DEĞİŞTİREN HAMLE
Halep’te savaşın denklemini değiştirecek hamleler peş peşe geldi. Suriye rejimi, 2012’den beri silahlı grupların denetimindeki 12 bölgeyi ele geçirdi. Halkın...
‘Zaman aşımı’ kararına itiraz
İHD Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve kayıp Yakınları, 1995’te gözaltında katledilen Hasan Ocak davasına ilişkin verilen zaman aşımı kararını protesto...
Alevilere yasaklanan siyaset ve hakem olayı
Örgütlü kurumlar çerçevesinde biraraya gelen Aleviler, kendilerini aktif siyasetten hep uzak tutuyorlar. Bazı kurum yöneticileri ve ihtiyar heyeti konumundakiler, siyasi...
Edirne’ye bağlama yağdı
Selahattin Demirtaş’ın avukatıyla yaptığı görüşmede ilk talebi olan bağlamanın kendisine ulaşıp ulaşmadığını sorulan Başak Demirtaş, talebin yerine geldiğini belirterek, “İlk...
Belgeleriyle MİT’in Avrupa’daki Suikast Planları!
 “Yüksel Koç protesto mitinginde, Remzi Kartal ise uzun yürüyüşte öldürebiliriz”
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ