$ DOLAR → Alış: 3,45 / Satış: 3,46
€ EURO → Alış: 3,66 / Satış: 3,68

Aşık Vicdani

Aşık Vicdani
  • 25.10.2013
  • 1.711 kez okundu

asik_vijdaniUzun bir süredir gırtlak kanseri hastası olan ve Ozan Vicdani olarak bilinen Zeynel Abidin Sönmez, yaşamını yitirdi. Aşıklık geleneğinin son temsilcilerinden olan 1941 doğumlu Ozan Vicdani, kansere yenik düşerek Hamburg’ta hayatını kaybetti.

„Bu yurt o yurt değil tütmüyor ocak,
sohbeti ısıtan köz orda kaldı,
yollar hep harabe, kervan soyuldu,
bulunmaz arama zorda kaldı,
Uğraşma Vicdani ölü dirilmez,
Yükü aşk olanlar asla yorulmaz,
Vatansız olanın derdi sorulmaz,
Aç kalsa da gülen yüz orda kaldı…“

‘Bir Vicdani vardı’ desinler

‘’Yükü aşk olanlar asla yorulmaz,/ Vatansız olanın derdi sorulmaz,’’ diyen Ozan Vicdani, bir yandan yakalandığı hastalıkla uğraşıyor, bir yandan da ülkeye olan hasretini şiire döküyor.

Ozan Vicdani, bir dönemin hem tanığı hem de yaşayanı olan bir halk ozanıdır. Ozanlığını da yaşadığı dönemin özgünlüğüne uygun yaşamıştır. Şiirleri, 80 öncesi ve sonrası bir halk ozanının nasıl algılandığını gösteriyor. 11 yıl önce geçirdiği bir ameliyattan dolayı ses telleri kesilen ve deyişleri söylemeyen Ozan Vicdani (Zeynel Sönmez), bir yandan yakalandığı hastalıkla uğraşıyor, bir yandan da ülkeye olan hasretini şiire döküyor.

Bulunduğu koşullarda bile üretmeyi esas alan Ozan Vicdani, bir oğlunu Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nde yitirdi, bir kızı da halen Kürdistan dağlarında gerilla olarak mücadele ediyor. 1941 yılında Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Kaşanlı köyünde, altı çocuklu bir ailenin ikinci çoğu olarak dünyaya gelen Ozan Vicdani, ömrünü büyük trajedilerle geçirir. 5 yaşına kadar mutlu olduğunu söyleyen Ozan, Maraş Katliamı’nda tam 16 yakınını yitirir. Katliamın canlı tanığı Ozan Vicdani, şu şiirle duygularını anlatıyor:

‘’Gelin kadın karnı yarın dediler,
bunlar Kürt komünist vurun dediler,
çekip işkenceye sorun dediler,
sel oldu kızıl kan aktı Maraş’ta…
küçük çocukları şişe taktılar,
kahkahalar atıp güle güle baktılar,
ele ne geçmişse onu yaktılar
sel oldu kızıl kan akttı Maraş’ta…’’

70’lik çınar

Ozan Vicdani, 70 yıllık ömrüne yasaklanan onlarca kaset yapmış ve 500’e varan şiiri sığdırmış. 12 Eylül darbesinin ardından ancak üç tane kasetini kurtarabilmiş. Aşıklık geleneğinin yaşayan efsane isimlerinden Ozan Vicdani, amansız hastalığına rağmen özlem duygusunu sürekli şiire döküyor. Şiirlerini ‘Yaşlandıkça Güzelleşen Aşk’ kitabında toplayan Ozan Vicdani, şunları söylüyor: ‘’1941 yılının şubat mı, mart mı bilinmez ayların birisinde doğmuşum. O günden bu güne kadar bu zalim dünyada geziyorum. Zaten insan için dünya üç günlük bir ömürdür. Bir gün doğarsın bir gün yaşarsın bir gün de ölürsün. Yaşam günü biraz uzun bir gündür. Bu uzun günü yaşarken gördüklerimi anlatmaya çalışacağım. Benden biraz yaşça büyük olanlardan öğrendiğime göre beş yaşıma kadar mutlu bir hayat yaşamışım, 1946’da babam ölünce annem kocaya gitmiş. Nenem beni 10 yaşıma kadar büyütmüş. Nenem ölünce beni amcamla yengem büyütmüş. Okuma yaşına geldiğimde köyde okul olmadığından, askerlikte okuma yazma öğrenen Yusuf Çavuş köyün bütün çocuklarına okuma yazma öğretiyordu. Ben de ondan okuma yazma öğrendim. 7 yaşında karasabanla çift sürmeye başladım. Kışın çocukların oynama yeri inek ve öküzlerin ahırıydı. Yazın da koyun kuzu güderdik. Böylece 16 yaşına geldim.

Maraş’ta büyük ağalar pamuk ekmeye başlamışlardı. Bizim köy gibi dağ köylerinde pamuk tarlalarını çapalamak için 7 yaşından yetmiş yaşına kadar insanları pamuk çapasına götürüyorlardı. Ben de bu kervana katılarak çapacı oldum.

1966’dan beri Vicdani ismi…

Maraş’a daha yeni sinema gelmişti ve sinemayı gördüm. Köy çocuklarına gördüklerimi anlatmaya başladım. Daha sonra bu sinema aşkı beni İstanbul’a taşıdı. Sonra bu sefer de artist olma hevesim başladı. 19 yaşına geldiğimde amcam ve yengem beni evlendirmeye karar verdi. Köydeki kızların içinde, şimdi evli olduğum kızın beni sevdiğini anladım ve onunla evlenmeye razı oldum. Babamdan bana kalan on dönüm tarlaydı. Bu tarlanın yarısına fareler ortaktı. Nüfusumuz çoğaldıkça bu on dönümlük tarla evin ihtiyaçlarını, karşılamıyordu. Aileyi geçindirmek içinde başka bir sanatım da yoktu. Çocukluğumda üç telli saz çalardım. Zaten bizim köyde yaşayan insanların hepsi Kürt Alevi olduğu için bir çoğu saz çalardı. Daha sonra çok perdeli çok telli sazlar çıkınca, ben de bu sazı öğrenmeye çalıştım. Aynı köylü olduğumuz Aşık Perişan Ali, Aşık Meçhuli ve Kaşanlı ozanların hocası olan, Perişan Güzel ve yeğeni Resul ile bizim yöredeki köyleri dolaşarak konserler veriyorduk. O zaman siyasi olarak ben Türkiye İşçi Partisi’nin üyesi idim. Partinin hazırladığı gecelerin bir çoğunu katılırdım. Bütün ozanların bir ismi vardı. Ben de ‘Vicdani’yi seçtim. 1966’dan beri beni tanıyanlar, Vicdani ismi ile çağırırlar.

1970 yılından sonra Denizci ve Mahirci oldum. Daha sonra İbrahim Kaypakkaya’nın görüşleri ile tanıştım. İbrahim’in görüşünü savunanların, hazırladığı gecelerin bir çoğuna katıldım. Bu gecelere ücret karşılığı gitmiyordum. Onun için devletin arananları listesine ben de girdim. Polis ve Asker tarafından aranıyorum. 1980 yılına kadar ailemle Maraş, Antep, Elbistan’da barındım.“

Suç aleti sazın teli ve mızrabı

12 Eylül’de darbesinin ardından 1982’de Gayrettepe’deki siyasi şubede tutulduğunu belirten Ozan Vicdani, buradan bir hafta sonra Maraş’a götürüldüğünü belirtiyor. 18 gün yoğun işkenceden sonra Maraş Cezaevinde gönderildiğini belirten Ozan Vicdani devamla şunları söylüyor: „8 ay cezaevinde yattım. Suçsuz olduğum mahkemede anlaşılınca beni serbest bıraktılar. 1984 yılında yine siyasi suçu olarak beni yakaladılar. Sağmalcılar’da bir ay kaldıktan sonra serbest bırakıldım. 1980 yılında Malatya’nın Doğanşehir ilçesinde devrimci örgütlerin hazırladığı bir geceye katılmıştım. Bu gecede konuşurken Doğanşehir Jandarma komutanı olan yüzbaşı, kontrol için gelmiş. Kürt, Kürdistan sözcüklerini duyunca beni yakalamak istemiş. Geceyi hazırlayan beni hemen başka bir köye kaçırdılar.

Benim işlediğim bu ‘suçu’ nüfusa bağlı olduğum Afşin’e bildirmişler. İşlediğim ‘suç’la ilgili olarak beni 9 ay cezaevinde tuttular.“ Kendisine yönelik gözaltı ve tutuklama olaylarının 1984’te de devam ettiğini söyleyen Ozan Vicdani, ‘’1984 yılının bir bayram gecesi idi. Polisler evi bastı. Kollarıma kelepçeyi takıp, beni Sirkeci’deki ikinci şubeye teslim ettiler. Orada üç gün kaldıktan sonra, Sağmalcılar cezaevine götürdüler. Bir ay
sonra, bir askeri cemse gelip beni Doğanşehir Cezaevi’ne teslim ettiler. 9 ay sonra tekrar İstanbul’ döndüm. Sazın telleri ve mızrabı ile işlediğim suçlar, bu anlattığım, kısa kısa anlatımlarla bitmedi. Erzincan, Dersim, Sivas ve Antep’te de aynı suçu işlediğim için bu illerde de aranıyormuşum“ diyor.

‘Adım Osman olsun’

Bütün bu gözaltı ve tutuklamalardan sonra İstanbul’da işportacılığa başladığın söyleyen Ozan Vicdani, bir nebzede olsa korunmak için bir yol bulmuş…

Ona çeşitli illerde de arandığını söyleyen bir avukat arkadaşı, farklı bir isimle gezmesini istemiş. Vicdani bundan sonra başına gelenleri şu şekilde anlatıyor:
‘’Ben de bundan sonra adım Osman olsun dedim. Beş sene ‘Osman’ ismi ile yaşadım. Daha evvel satış yaptığım pazarlara gitmedim yeni pazarlar buldum. Devlet tarafından arandığımdan ve adımın Osman olmasından dolayı solcular beni aramıyorlardı. Zaten geceler düzenlemiyor ve toplantılar da yapmıyorlardı. Ben benim gibilerine ihtiyaçları kalmamıştı. Yine benim eski arkadaşlarım, gelip beni soruyorlardı. Bir ihtiyacım olduğu zaman onlar bana yardım ediyorlardı. Parasal konuda Ozan Adil Ali (Vaktidolu), Aşık Garip Bektaş, sohbet için gelenler, Aşık Yoksuli, Aşık Meçhuli, Aşık Perişan Ali, Ozan Mahzuni’nin kardeşleri Hakkı, Salman, en çok Aşık Hüdai ile birlikte oluyorduk. Hüdai de Dersim’in sürgünlerindendi. Biraz da saftı onun için devlete karşı hiçbir tavrı yoktu. Sağcı, solcu ayırmadan kimin gecesi olursa olsun gidiyordu. Ama sağcıların en sağdaki gecelerine gitmesine rağmen solcuların en soldaki gecelerine gitmezdi. Zaten onlar da çağırmazdı. Büyük halk ozanı Aşık İhsani ile iki sene kadar beraber geceler düzenledi. Aşık Davut Suları ile de 1970’lerde Kürt illerinin çoğunda konserler verdik. Ali Cemal, Aşık Daimi ile sohbetlerimiz olurdu. Aşık Perişan Güzel, Aşık Mahrumi bizim yörede yetişen ozanların hocalarıdır.“

‘Vatansız olanın derdi sorulmaz’

Ozan Vicdani için daha sonra çok uzun sürecek bir sürgün hayatı başlar… Sürgünün rotası ise binlerce muhalifin yönünü çevirdikleri Almanya’dır. Vicdani bir akrabasının yardımı ile 1990’da Almanya’ya geldiğini belirtiyor.

Ozan Vicdani Almanya macerasını şu ifadelerle dile getiriyor: ‘’Almanya’ya 1990 yılının birinci gününde geldim. Ozan Emekçi’nin konuyla ilgili birçok yardımı oldu. Almanya’dan Kürdistanlı örgütlerin hazırladıkları gecelere, toplantılara katıldım. 1999’da boynumda çıkan bir tümör sesimi kısıtladı. Onun için boynumdan ameliyat oldum. Ses tellerim tamamen kapandı ameliyattan sonra saz çalıp deyiş diyemedim. Türkü diyemiyorum çünkü türkü bir etnik isimdir. Onun için müzikle söylenen sözlerin Türkçe’de adı deyiş ya da demedir.’’ Halen Almanya’nın Hamburg kentinde yaşıyan Ozan Vicdani sohbetimiz sırasında şu dizelerle ülke hasretini dile getiriyor:

‘’Bu yurt o yurt değil tütmüyor ocak,
sohbeti ısıtan köz orda kaldı,
yollar hep harabe, kervan soyuldu,
bulunmaz arama zorda kaldı,
Uğraşma Vicdani ölü dirilmez,
Yükü aşk olanlar asla yorulmaz,
Vatansız olanın derdi sorulmaz,
Aç kalsa da gülen yüz orda kaldı…’’

M.Zahit EKİNCİ/Hamburg

yeni özgür politika

17.07.2010
******************************************************************

1941-2010. Afşin’in Kaşanlı köyünde doğdu. Asıl adı Zeynel Abidin Sönmez’dir. Okula gitme olanağı bulamadı ancak kendi kendine okuma yazma öğrendi.

Türkülerle içiçe bir aileden olduğundan aşıklık geleneğine ve şiire küçük yaşlarda ilgi duydu. 8-10 yaşlarında cura çalmaya başladı.

Karac’oğlan, Pir Sultan, Ruhsati (1836-1912), Dertli, Virani gibi aşıkların şiirleri ve türküleriyle kendini geliştirdi. İlk gençlik yıllarında ise Aşık İhsani’den (1932-2009) etkilendi.

Yaklaşık 20 yaşlarında kendi şiirlerini yazmaya ve bestelemeye başladı. Aynı dönemlerde ise bağlama çalmaya yöneldi. İlk yıllarda Öksüz Zeynel mahlasını kullanan aşık, daha sonra Vicdani mahlasını aldı.

Önceleri duygu ağırlıklı şiirler yazan Aşık Vicdani, 1960’lı yılların sonundan itibaren toplumsal konulara yönelmeye başladı.

Şiirleri çeşitli gazete, dergi ve araştırmada yayınlanan, Türkiye ve özellikle çeşitli Avrupa ülkelinde birçok konser ve toplantıya katılan Aşık Vicdani bugüne dek 2 kaset çıkardı.

Aşık Vicdani Hamburg’da (Almanya) öldü ve orada toprağa verildi.

İnanma

Gerçek fikirleri aşıklar işler
Dünyayı farketmez köre inanma
Yetmez mi zalimin yediği başlar
Yalanda kurulan dara inanma

Reisi yobazdan kurulu heyet
Orada olur mu doğru muhabbet
Gizlilik içinde yapılır gıybet
Sofunun dediği sıra inanma

Dermansız bu derde düştüğüm günde
Kalmada hevesim şerefte şanda
Sevdiklerim yana çıktı düşmanda
Gel Vicdani kalleş yara inanma

Sevgi Olmalı

İnsanı alemden gerçek nikahı
Kılan kıldıran da sevgi olmalı
Sevgi pazarında alışverişi
Alan aldıran da sevgi olmalı

Sevgiyi anlarsa insanlar erken
Cennete dönüşür bu maddi cihan
Aşar engelleri yürürse kervan
Salan saldıran da sevgi olmalı

Sevginin girdiği yerde kin olmaz
Bahçıvanı aşktır gülleri solmaz
Bu hali yaşayan değişir ölmez
Bilen bildiren de sevgi olmalı

Sevginin içinde Tanrının yüzü
Görürse bir olur kış ile yazı
Alışkın varlığı maşukun nazı
Gülen güldüren de sevgi olmalı

Sevgi Vicdani’nin gerçekten varı
Sevginin dışında yok başka yarı
Canlar arasında kinle kibiri
Silen sildiren de sevgi olmalı

***************************************

Ozan Vicdani; Yitip Giden Xozanların Vicdani’ idi

Neden Böyleyiz?

Neden böyleyiz acaba? Degerlerimize neden zamanında ve olması gerektigi gibi sahip çikmasini bir türlü beceremiyoruz? Onlar hayattayken neden, her hangi bir vesile ile yazılarımızda, onları anmıyor, onları hatırlayıp, okuyucularımıza hatırlatıp onure etmiyoruz? Neden Araştırmacı-yazarlarımızı, Şairlerimizi, Xozanlarımızı, dik duruşlu omurgalı siyasetçilerimizi, Pir Sultancı Pirlerimizi-Analarımızı, din bilginlerimizi vs. tümünü; bunca yazdıklarımızın arasına, bir cümle de olsa nakşetmesini ihmal ediyoruz? Ve bu degerlerimiz ellerimizin altında, gözlerimizin önünde ansızın yirip gittiginde ise, sadece “yitik bir haber”le anıyor ve bir digerinin “yitik haberini” bekliyoruz! İşte bu ansızın “yitip gidenlerden” biri de, Ozan Vicdani degilmidir? Bu pisikkolojik davranış biçimi, hepimizin bir “ortak kaderidir” dersek sakın kimse kızmasın. Herkes kendi hesabına, bu toplumsal kaderi degiştirerek tarihe bir not düşsün! Umarız anlaşildık!

Kimdi Xozan Vicdani?

İşte bu değerlerimizden sadece biriydi Xozan Vicdani. 1941 yılında Maraş’ın Afşin ilçesinin Kaşanlı köyünde başlayan yaşam hikayesinin son jubilesini, 13 Haziran 2010 tarihinde Hamburg’da noktaladı. Xozan Vicdani elini-kolunu sallayarak ardında, “hepimizin vicdanını sorgulayarak hakka yürümedimi?” diye sormalıyız kendimize!

“ Bu yurt o yurt degil tütmüyor ocak,

Sohbeti ısıtan köz orda kaldı,

Yıllar hep harabe kervan soyuldu,

Bulunmaz arama zorda kaldı.

Uğraşma Vicdani ölü dirilmez

Yükü aşk olanlar asla yorulmaz

Vatansız olanın derdi sorulmaz

Aç kalsa da gülen yüz orda kaldı…”(1) derken Vicdanların Vicdani sesi, kim bilir neleri ve kimleri kastetmişti o sürgün yüregindeki o çikmaz sokağında…!

70 yıllık bir ömrün son 11 yılını yakalandığı boğaz kanseriyle mücadele etmekle geçirdi. 70 yıla en az 500 tane degişik konuları işleyen şiirler-deyişler kaleme aldı. Kasetleri, tellerine dokunduğu tembutu, haykırdığı kurşun gibi sözleri vardı. O sıradan bir Ozan-Aşik hiç degildi! O, haritada bile adı ve yeri belli olmayan sahipsiz köylerin köylü Sosyalisti idi., O, Zerdüşt’te çalarak yüreginde soğutmadan sakladığı, kor ateşinin yol ehli Zakiri idi. O güncel siyasetin tarihsel köprüsü ve tüm köprülerin Aksiyon adamıydı. Kürt yüreginin mengenelerde geçirildigi bir karanlık tünelde o, Türkiye İşçi Partisinin üye Ozanları arasında yerini almıştı.

Nerden bilebilirdik ki; Meger asıl adı Zeynel Sönmez’miş. 1966 yılından beri, Xozan Vicdani olarak köy köy gezerek Işiklık (Aşik-Ozan-Xozan) geleneginin en güçlü gezginlerinden bir olduğunu hep bilirdik.. Bütün Askeri cunta darbelerini gördü ve bizzat bu darbelerden çesitli darpler aldı. Bunların tümünü o keskin ve ağdalı diliyle şiirlerle haykırdı. Zaten o hep haykırı bir Xozan’dı Mezopotamya-Anadolu boylamında. Enlemlere sığmadıgı için ani gözaltılar, sorgular, işkenceler bu “3K” mimli Kızılbaş-Kürt-Komünist halk Xozanı için sıradan şeylerdi. Asıl sırada olanı ise, onun bile tahmin edemiyecegi 1978 kanlı Maraş katliamının en çirkef yüzünü görecekti. Bu kanlı katlaimda ailesinden tam 16 canını birden kaybeden Vicdani, bir şiirnde şöyle dile getiriyordu o zalim Vicdansızların katliamlarını…

Gelin kadın karnı yarın dediler,
Bunlar Kürt Komünist vurun dediler,
Çekip işkenceye sorun dediler,
Sel oldu kızıl kan aktı Maraş’ta…

Küçük çocuklara şişe taktılar,
Kahkahalar atıp güle güle baktılar,
Ele ne geçmişse onu yaktılar

Sel oldu kızıl kan aktı Maraş’ta

Xozan Vicdani’yi Tanımak!

1993 yılında Xozan Vicdani’yi şahsen tanıma fırsatı bulduğumuz için mutluyuz. O Kürtçe aksanlı Türkçesiyle politik konuşmaları arasına bazen sepiştirdigi Kürtçe vecizeleriyle egitim seminerlerinde biz dinleyenleri adeta büyülerdi. Öyle ya unutmamak gerekir o, bir Xo Zan’dı. O zamanlar illet hastalığının esiri olmamış ve yumuşak gür sesiyle, anında yazdıgı şiirlerini bizlere okurdu. Özellikle de biz gençlerin ilgi odağıydı. Xozan Vicdani’yi tanımak biz ilgili gençler için bir ayrıcalıktı. 90 ların ilk yarısında böyle birkaç defa aynı ortamları paylaşan o dönemin biz genç ögrencileri, Xozan Vicdani’yi tanıdıgımız için, ne kadar şanslı olduğumuzu not defterlerimize bile sanırım istisnasız kayda geçmiştik. Çünkü o, sürgün bir Halkın Vicdanıydı. Kayda geçirilmeliydi. “Bir oğlunu Kürdistan Özgürlük Mücadelesinde yitirdi, bir kızı da halen Kürdistan dağlarında gerilla olarak mücadele ediyor.”du.(2)

Bu küçük anı notunu da buraya iliştirdikten sonra Xozan Vicdani’yi arşivimizde aramaya başladık.

Derken Ozan Vicdani’yi Genel Yayın Yönetmenligini Ezeli Doğanay’ın üstlendigi, “Çagdas Halk Ozanı” dergisinin, 1 Temmuz 1997 tarihli ve 2/3 sayısında bulduk. Xozan Vicdani duygularını, şiirle-deyişle dile getirdigini bilirdik. Onun pek düz yazı olarak kalem oynattığına tanık olamamıştık. O yüze karşi söyleyen bir söz ustasıydı. Demek ki yanılmışız! Bakınız lafı daha fazla uzatmadan, biz sözü Xozan Vicdani’ye bırakalım mı ha ne dersiniz? Buyurun öyle ise “Süleyman’ın Mühürü Var Öyle mi?” adlı bir eleştiri yazısından bazı pasajlar;

Süleyman’ın Mühürü Var Öyle mi?” (3)

Aslında Xozan Vicdani’nin bu yazdıkları, Süleyman Yağız’ın aynı derginin 2. sayısında,“Halk Şiiri Üzerine” yapılan söyleşisine cevaben kaleme aldığı bir degerlendirme yazısıdır. Yağız’ı ironik bir dille yererken bazı Ozanlara ve şahsiyetlere de dokunaklı göndermelerde bulunmaktadır.

Süleyman Yağız’a

“Süleyman bey “Kürtlerin Özgürlük Mücadelelerine” karşi çikiyor. Bir Halka silahlı mücadele dışında başka şekilde mücadele şansı tanınmamışsa, her türlü degeri elinden alınmışsa o Halk ne yapmalı? Ya intihar etmeli ya da özgürlük mücadelesi vermelidir.(…)” diyor, ve “Kadın Hlk Ozanları”nın olmadıgını söyleyen Süleyman Yağız’a bunları sayarak, Şah Turna’nın yanısıra ( Sarıcakız, Şah Senem, Zeyno Bacı ve İhsani ile birlikte Anadolu’yu adım adım gezen Gülüşah) “Kadın Halk Ozanlarını” hatırlatıyor.

Xozan Vicdani bu degerlendirmesinde; “Aşik Veysel ve kendi tabiri ile Züppe Aydınlara” şöyle dokunur:

Aşik Veysel’e

“(…) Ha şunu da söylemeden geçmeyeyim. Züppe Aydınlar “Veysel’in dışında başka Ozanlar tanımadıklarını” söylemektedir. Bu söz çelişkili degilmidir. Aydın çagina tanık olmuş, olumlu anlamda onun degişmesi ve dönüşmesi için yüregiyle, beyni ile bedeniyle savaşan kişidir. Züppenin ise konumu bellidir. Veysel’in dışında kimseyi tanımaması doğal degil mi? Veysel’i tanıması bile şans. Şunu da eklemeden geçmiyeyim. Mektepli olan herkes, “aydın kişidir” anlamına gelmesin.(…)

Ya ezenlerin çikarlarini koruyoruz, ya da ezilenden yanayız. Bunun ortası yoktur. Aşik Veysel marksist olacak diye bir kaide yoktur. Şüphesiz ancak yaptığı sanatın bir dökümanı yapılır ve bu doküman sınıf çeliskisi açısından bir tahlil yapılır, sonuç ona göre degerlendirilir.”

Yine bu “Vicdani dokunmalarından” hemşehrisi olan Aşik Mahzuni’de nasibini alır. Şöyle ki;

Aşik Mahzuni’ye

“Aşikları anmışken Mahzuni’den söz etmesek hatırı kalır. Çünkü en liberal ozanımız odur. Bazen “halk ozanı” ile “millet ozanı” olma arasında gel gitleri yaşayan bu ünlü ozan, bütün ezilenlerden yana olacağına, (kendisinin öyle bir iddiası var da)Türk devletinin Faşist işgalçi politikasını desteklemiş. Kıbrıs işgal savaşinda Mehmetçigin pala bıyıklarına türküler yakmıştır.Yahudiler için Adolf Hitler ne ise, Kürtler için M. Kemal odur. Oysa kendisi de bir Kürt olan Mahzuni, Atatürk’ün yeşil gözlerine şiirler yazmıştır. Bu davranışından dolayo Gong dergisinden ödül almıştır. Bu törene halkların düşmanı insan katili Faşist Kenan Evren de kutlama mesajı göndermiştir. Ne diyelim? Hayırlı uğurlu olsun! Deveye demişler “boynun egri”, “öyle mi” demiş, “peki nerem doğru?”(…)

İki Soydaş-Kızılbaş

Asılında bizim merak ettigimiz, aynı dergide Bağdagül Alkan ile “Aşik Mahzuni: “Dedemler Kürttürler, Ama Ben Hiç Kürtçe Bilmiyorum.” başlıklı bir ropörtajı da yer almaktadır. Acaba Mahzuni Baba hemşehrisi Xozan Vicdani’nin kendisine yönelik bu eleştirilerini okuyunca neler düşünmüştür? Doğrusu bilmek isterdik! Şu an ikisi de haka yürümüş iki soydaş, iki Kızılbaş, iki hemşehri, iki Halk Hozanı ve iki söz ustası. Olmayan kozlarını belki orada paylaşirlar, yani sazsız atışırlar…!

Xozan Vicdani’nin bu yazısının hemen yanında, yine Maraşlı hemşehrisi Xozan Temeli’nin on bir kıta’dan oluşan bir Kürtçe şiirine yer verilmiş. Bu şiirden hiç olmazsa birinci ve son kıtasını burada anmazsak bu fasıl eksik, anılara da haksızlık etmiş oluruz.

KANE

E,raste bi can büyin jiine

Dilben sipas ke xelat ü mizgine

Xudanen gerdüne kine, kine

Kane li kune ew, kane li kune?

(…)

Temeli li berWek hev dosti rawasti

Xwe ber, parast rasti ü serrasti

Ciranya mefnas, xera hev xwasti

Kane li kuye, kane li kuye? diye soruyor Hozan Temeli

Yine işte sizlere, Xozan Vicdani’nin bir şiirinden bazı dörtlükler. Kim bilir kimi yermiş bu dizeleriyle..

BENZER (4)

Bir çekirdek kadar iyilik yaparsa

Anlata anlata romana benzer

Birisi kazaren ya bir şey sorsa

Çenesi hiç durmaz, kemana benzer.

Bazen yalancıktan göz yaşi döker

Kiliseden papaz ile dem çeker

Hoca ile cami, cami bel büker

İnancı yok sahte imama benzer.

Böylece girdi tam yetmiş yaşina

Aclıkla insanı ediyor köle

Rengine aldanma benziyor bala

Vicdani bak tadı, çemene benzer.

Hayatı bir çemen tadıyla yaşayan “Vicdanlarımızın Vicdani sesi” yok artık! Bunu kabul etmeliyiz! Ama yayımlanmamış şiirlerinin derlenip toparlanarak bir kitapta, yayına hazırlanması ve bu konuda üzerimize düşen görevlerimizin yerine getirilmesi için, vicdanlarımızın dügmesine yine kendi parmaklarımızla basılması tarafımızca tüm tarafllara arz olunur.

Kaynak

Resim: Özgür Politika

1) Özgür Politika, 14 Haziran 2010

2) Özgür Politika 14 Haziran 2010

3) Çagdas Halk Ozanı dergisi, 1 Temmuz 1997, Sayı: 2/3

4) Zülfikar dergisi, Mayıs-Haziran 1992, Sayı: 17

Erdoğan Yalgın / 13.08.2010 / Gomanweb

Etiketler: / / / / /

İnsan Hakları Yoksa, Halk Adalet Arar
TURAN ESER 68 yıl önce bugün, yani 10 Aralık 1948 yılında, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi yayınlandı. İnsan hakları açısından evrensel...
Tutuklu gazeteciler için Silivri’de yapılacak açıklamaya valilik engeli
"Gazeteciliğin suç olmadığının” vurgulanacağı eyleme gitmek isteyen basın meslek örgütü temsilci ve üyelerinin araçları Silivri yolunda durduruldu
Adaleti görmeye ömürleri yetmedi
‘Benim evladım gelir diye kapıyı, bacayı açık bıraktım’ sözleriyle akıllarda yer edinen Berfo Ana gibi birçok Cumartesi Annesi, kaybedilen evlatlarının...
JINHA’nın imtiyaz sahipleri gözaltına alındı
Dünyanın ilk kadın haber ajanslarından biri olan JINHA’nın İmtiyaz Sahibi Kader Gözüoğlu ve eski imtiyaz sahibi Aycan Çakır evlerine yapılan...
HDP’li Konca: Aleviler ve Anayasa’da yok sayılmakta
Anayasa değişikliğiyle beraber başkanlık sisteminin getirilmek istenmesine tepki gösteren Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Besime Konca, tekçi ve muhafazakar anlayışı...
Karadeniz çevre dernekleri, TV10 için eylem yapacak
Alevilerin sesi TV10 için Karadeniz çevre dernekleri harekete geçti. OHAL ilanının ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile 28 Eylül günü...
Alevi yurttaş olarak zorunlu din derslerine tepki gösterdim
Dr. Abuzer Meral, ortaokula giden oğluna zorunlu din dersi kapsamında uygulamalı namaz eğitimi dayatmasına itiraz ettiği için yandaş medya tarafından...
Ve geldik bugüne…
NURAY BAYINDIR Daha dün İnsandaki bozulmanın farkını koyabilmek için bir ton söze ihtiyaç duyarken, bu gün yaşananlar sorunu kendiliğinden anlatıyor....
Şer’i Kemalizmin öç alma yöntemleri!
Hafızamızı yoklarsak; “PKK’lıların mezarları tahrip edilidi. PKK’lının mezar başna Türk bayrağı dikildi. PKK’lı kadının çıplak bedeni sokaklarda gezdirildi. PKK’lının cesedi...
İslamcı ve Kemalist Taraflar Arasında Dengesizlikleri Yaşamaya ve Bir Türlü  “Kendi Tarafı” Olamamaya Dair
Özellikle Avrupa diasporasının daha demokratik koşullarında Alevi kitlesi kendi kimliği ile ilgilenme firsatını buldu. Yüzyıllarca çeşitli baskı, dışlanma, ötekileştirilme, imha...
Bu hal o haldir
 “Nerede ve Hangi Kimlikte Doğacağımız Elimizde Değildir,  Ama “İnsan” Olmak Her Zaman Elimizdedir…”  La Edri. 1500’lü ve 1600’lü yıllarda Osmanlı...
Alevilerden İdil Kültür Merkezi ve Grup Yorum’a destek ziyareti
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, İdil Kültür Merkezi ve Grup Yorum üyelerini ziyaret etti. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, İdil Kültür Merkezi...
Alternatif alanlarda olacağız
Amed Büyükşehir Belediyesi’nin sinema biriminde eğitim veren ‘Babamın Sesi’ filminin ödüllü yönetmeni Zeynel Doğan, kayyum ataması sonrası içerisinde girilen ortamda...
Af Örgütü’nün Sûr raporu…
Uluslararası Af Örgütü, bir yılı aşkındır yasağın devam ettiği Amed’in Sûr ilçesine ilişkin rapor hazırladı. Rapor’da evlerin talan edildiği yaklaşık...
Eski HDP İstanbul Milletvekili Erdoğan’a hakaretten ifade verdi… ‘Alevilerin sesini kesmeye yönelik’
HDP İstanbul eski Milletvekili Turgut Öker, Kahramanmaraş'ta Maraş olaylarının anmasında yaptığı bir konuşmasında "Cumhurbaşkanına hakaret" suçunu işlediği gerekçesiyle hakkında açılan...
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ