PAYLAŞ

DBP’li belediyelere kayyum atamasından sonra Kürt illerinde saldırıya uğrayan heykel, büst ve anıtlara ilişkin konuşan Heykeltıraş Aylin Tekiner, bunun bir tesadüf olmadığını belirterek, “Bir bellek silme operasyonu yapılıyor” dedi.

Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) elinde bulunan belediyelere kayyum atamasından sonra bölge illerinde simgeleşen ve çeşitli süreçlerin belleğini yansıtan heykel, anıt, büstün yıkılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Heykeltıraş Aylin Tekiner, AKP iktidarının “Türk- İslam” sentezi dışında gördüğü tüm kültür -sanat ve tarihi birikim değerleri yok ederek, bir “hafıza silme operasyonu” yürüttüğünü söyledi.

Diyarbakır’da Büyükşehir Belediyesi önünde bulunan Asur medeniyetini yansıtan insan başlı aslan heykeli Lamassus’un kaldırılması, şair Ahmed Arif’in surların dibindeki büstünün tahrip edilmesi, TSK uçaklarıyla öldürülen 34 sivilin anısına Diyarbakır’da yapılan Roboski anıtının yıkılması, Demokrasi Partisi (DEP) milletvekili Orhan Doğan’ın Cizre’deki büstünün yıkılması bölge illerinde yapılan saldırılardan bazıları. Toplumsal Bellek Platformu üyesi Heykeltıraş Aylin Tekiner, saldırıları tahammülsüzlük olarak değerlendirdi.

‘HEYKELİN TÜRKÇE KARŞILIĞI HEP ATATÜRK HEYKELİ OLDU’

“Heykelin Türkçe karşılığı bu ülkede her daim Atatürk heykeli oldu” diyen Tekiner, “Atatürk’ü Koruma Kanunu”nu hatırlatarak, “Bu kanunla birlikte, Atatürk heykelleri özel bir koruma altına alındı ve kanun siyasal iktidarlarca öylesine hazin sonuçlar doğuracak şekilde kullanıldı ki, Türkiye’nin darbe geleneğinin de unutulmaz mihenk taşları dikildi” dedi.

Zaman içerisinde Atatürk heykelinin toplumun üstünde tahakküm kurmak için bir demirbaş olarak devlet tarafından araçsallaştırdığına dikkat çeken Tekiner, “Kamusal alanda Atatürk temalı heykel anlayışına alternatif bir açılım olarak Cumhuriyet’in 50’nci yılı kapsamında ilk kez park ve meydanlara soyut ve figüratif heykeller yerleştirildi. Fakat müstehcen oldukları gerekçesiyle bu heykellerin ya çoğu kırıldı ya da yok edildi. Bu tahammülsüzlük CHP ve Selamet Partisi koalisyonunda siyasal kırılmaya neden olacak büyüklükteydi. Kamusal alanı estetik olarak yeniden düzenlemeye yönelik bu açılım, bugünün siyasal iktidarının da nüvesi olan siyasetçe başlatılamadan sona erdi” diye konuştu.

‘28 ŞUBAT SÜRECİNDE DE TAHAMMÜLSÜZLÜK VARDI’

28 Şubat post modern darbe dönemindeki gelişmeler ve ardından İslami gelenekteki partilerin heykellere karşı olan tutumuna işaret eden Tekiner, süreci şöyle özetledi: “Bu sürecini hazırlayan 1990’lı yılların başı. Hatırlarsanız dönemin heykel tartışmasının ana aktörü Refah Partili Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek. Gökçek’in ilk uygulamalarından biri Tandoğan Meydanı’ndaki ‘Su Perileri’ adlı havuz heykelini kaldırmak oldu. Kendisi bugünün estetik nitelikten yoksun refüj heykelciliğinin baş mimarı olacağını bu denli kestiremese de, ilk hamlesi eski havuzun yerine sürahi ve fincan heykeli yerleştirmek oldu. Elbette Gökçek’in bu cengaverliği altı dolu bir ideolojik karşıtlıktan kaynaklanıyordu. Ankara’nın ambleminden Hitit Güneşi’ni kaldırtıp Kocatepe Cami’yi koymasıyla ideolojik tartışmanın göbeğine oturdu. 1994 yılında da Mehmet Aksoy’un ‘Periler ülkesinde’ adlı heykeline tepkisini ‘Böyle sanatın içine tükürürüm’ şeklinde dile getirmiş ve heykeli yerinden kaldırttı. Atatürk büst ve heykellerine saldırılar başladı. Siyasal İslam’ın siyaset arenasında güçlendiği, Atatürk imgesine dair tartışmaların yaşandığı ve putlaştırma kavramının yoğun olarak dillendirildiği bu dönemde, TSK başta olmak üzere Atatürkçü kurum ve kuruluşlardan bu yükselişe büyük tepki geldi. Bu tıpkı diğer darbe süreçlerinde olduğu gibi yaygın biçimde Atatürk heykellerinin kamusal alanı yeniden doldurmasına neden oldu. Atatürk anıtları yine ve yeniden devlet tarafından bir tür hizaya çekme, ayar verme ve cezalandırma aracı olarak kullanıldı.”

‘HEYKEL VANDALLIĞI YAŞANIYOR’

Heykel tahammülsüzlüğü ve heykel dayatmasının hep birbirini beslediğini vurgulayan Tekiner, sözlerini şöyle sürdürdü: “Siyasal İslam ile tahammül sınırları daha da daralan bir toplum var karşımızda. Siyasal iktidarın nüvesi heykel karşıtlığına/düşmanlığına uzanmakta. Dolayısıyla toplumsal travma ve katliamlar ülkesinde yaşananı her daim yok sayan, üstünü örten devlet ideolojisi, kendinden olmayanın anıtını zaten hiç yaptırmadı. İktidara rağmen yapılan anıt ve heykellerin de bir şekilde ömrü iktidarca belirlendi. Siyasal kırılma dönemlerinde açığa çıkan gerek siyasal iktidarın, gerekse siyasal atmosferin tetiklemesiyle heykel vandallığına tanık oluyoruz.”

‘AKP İŞE KÜRT COĞRAFYASINDAN BAŞLAMASI ŞAŞIRTICI DEĞİL’

Kürt coğrafyasındaki heykel, büst, simge saldırısının şaşırtıcı olmadığını da dile getiren Tekiner, “Siyasal akıl, açık biçimde Kürt halkına kendi anıtını yapamayacağını söylüyor” diye belirtti. Bunun aynı zamanda bir bellek silme operasyonu olduğunu vurgulayan Tekiner, şunları ifade etti: “Elbette bu bir bellek silme operasyonu. Türk – İslam sentezi denen sığ zihniyetin dışında kalan her şeyi fütursuzca öğüten bu siyaset aklı, Anadolu’nun zenginliğini ve çeşitliliğini doğrudan dışlıyor. Onarıyormuş gibi göründükleri restorasyon çalışmalarında da milyonlarca dolarlık ihalelerle sefil müteahhitlik anlayışına teslim ettikleri arkeolojik miraslar tarumar ediliyor. Geçmişini Osmanlı’dan ibaret sayan (ki o mirasa dair de nasıl dönülmez hatalar yapıldığını söylemeye gerek yok) siyasal iktidar kendinden başka olanı ‘Gavur’ sayarak zımnen veya açıktan her şeyi yok etmek istiyor. ‘Tehlike’ teşkil eden her kültürü, her inancı, her çağrışımı hafızadan silmeye çalışıyor. Gerçeği manipüle etmeye ve toplumsal belleği acımasız yöntemlerle silmeye alışık devlet aklı, bir halkın kıymet verdiği değerleri, kültürel mirası, yaşam alışkanlıklarını, mimariyi ve anıtları barbarca yok etmekte beis görmüyor. Diyarbakır’da sadece Kürt halkının değil insanlık tarihinin mihenk taşlarını bile sistemli biçimde yok ettiler. Bu da yetmezmiş gibi Kürt halkının hafızasında yıkılmayacak olan Dört Ayaklı Minare’nin önünde Kürt halkının çok kıymet verdiği simge isim Tahir Elçi katledildi. Bunu tıpkı bir anıtı yıkmak gibi algılıyorum.”

‘IŞİD İLE BENZERLİKLER VAR’

Daiş’in Palmira, Musul müzesi gibi yerlerde binlerce heykel ve tarihi ezere verdiği zarar ile benzerlik kuran Tekiner, şunları söyledi: “Köktenci zihniyet hızla kendine güvenli alanlar yaratıyor ve bu anlayış, heykeli put olarak algılayan, insana dair her tür iyiliğe, güzelliğe düşman bir yaşam öngörüyor. Sanatsal hiçbir ifadeye yer olmadığı gibi; tarihe, toplumsal hafızaya, kültürel birikime ve insanlık tarihinin kazanımlarına da toplu bir nefreti içeriyor. Toplumun moral değerlerindeki şiddetli bozulma, Türk – İslam zihniyetinin tüm çürümüşlüğüyle hakim olduğu eğitim sistemindeki çıkışsızlık, doyumsuz zenginleşmenin karşısında sofulaştırılan yoksul halkın giderek yalnızlaşması gibi saymakla bitmeyecek sorunlar olumlu ve umut dolu bir yakın geleceği öngörmüyor. IŞİD’in yok ediciliğiyle bugünün siyasal iktidarının neo-liberal politikalarla geçmişi, belleği yok sayan bu politikalar arasında benzerlik olduğunu düşünüyorum. Her ikisi de sonuçta yok sayarak yıkıyor.”

TEKİNER KİMDİR?

“Atatürk Heykelleri Kült, Estetik, Siyaset” adlı kitabıyla tanınan Heykeltıraş Aylin Tekiner, Long Island Üniversitesi (Brooklyn-New York) Medya İletişim Tasarım Bölümü’nde Aktivizm, sanat ve yeni medya dersi de veren, Toplumsal Bellek Platformu ve Merkezi New York’ta bulunan Türkiye Araştırmaları Enstitüsü (RIT) üyesi.

Nuri Akman – dihaber

Yorumunuzu yazınız