PAYLAŞ

Medyanın içinde bulunduğu durumu değerlendiren gazeteci-medya eleştirmeni Ragıp Duran, “Eskiden Genel Kurmay Başkanları ne dese, doğruluğu denetlenmeden hemen manşete çekilirdi. Şimdi aynı uygulama devam ediyor. Ancak kahraman değişti. Artık Erdoğan ne dese manşet!” dedi.

Siyasi iktidarın basını en fazla hedef aldığı bugünlerde, medyanın içinde bulunduğu durumu gazeteci-medya eleştirmeni Ragıp Duran değerlendirdi. Son zamanlardaki medyanın dilini değerlendiren Duran, “Medya, ki belki de sadece egemen medyadan, yani iktidar yanlısı medyadan söz etmek gerekir. Esas olarak Saray’ın propaganda aracı haline geldiği için, dili de tıpkı Erdoğan’ın dili haline geldi. Dikkat edin, Cumhurbaşkanının bir çok açıklaması, bu medya organlarında, hemen manşete çıkarılıyor ve tırnak içinde yazma zahmetine girmeden olduğu gibi, sanki kendinin, gazetenin görüşüymüş gibi yayınlanıyor. Eskiden Genel Kurmay Başkanları ne dese, araştırmadan, soruşturmadan, doğruluğu denetlenmeden hemen manşete çekilirdi. Şimdi aynı uygulama devam ediyor. Ancak kahraman değişti. Artık Erdoğan ne dese manşet!” dedi.

‘MAHALLE AĞZI…’

Bu dilin saldırgan ve popülist bir dil olduğunu vurgulayan Duran, “Başta Kürtler ve solcular olmak üzere, sonra CHP ve Gülen Cemaatine karşı, bütün muhaliflere karşı bol olumsuz sıfatlı, hatta küfürlü, hakaret hamiş bir dildir. Egemen medyaya göre, bilhassa referandum kampanyası sırasında, bu ülkenin nüfusunun yarısı, ’terörist’, ‘FETÖ’cü’ hatta ‘Dinsiz’ ve ’Hain’ oldu. Bu arada iktidarın kendi içindeki çelişkiler konusunda da kimi internet sitelerinde eski Reisçilere ya da az Reisçilere çok ayıp, aşağılayıcı sıfatlarla saldırılıyor” diye belirti.

Dilin bir siyasetin dışa yansıyan en anlamlı ifadesi olduğuna işaret eden Duran, “Bu saldırgan dilin altında yatan, Türkiye’de artık siyasi alanın neredeyse tamamen kapandığının göstergesi. Siyasi eleştiri, hatta polemik, bilgi ile fikir ile yapılır. Tarihi göndermeler, uluslararası örneklerle zenginleştirilir. Bizdeki ise daha çok mahalle kavgası üslubundadır. ‘Eyy Kılıçdaroğlu’… ya da ‘Bir gece ansızın gelebiliriz!’ Dışişleri Bakanı, Berlin’de Uluslararası Turizm Fuarı’nın açılışında Kapalıçarşı esnafı ağzıyla yaptığı İngilizce konuşmada, ‘Bullshit’ (Saçma, Zırva, Boş laf) sözcüğünü kullandı ki, diplomasinin başı bir şahsiyetin kullanması gereken bir sözcük değil bu. Mahalle ağzı…” diye ifade etti.

‘AYNI ŞEYİ YAZAN 3 GAZETE ALMAYA NE GEREK VAR’

İktidar yanlısı gazeteleri tarandığında aynı manşetleri, aynı haberleri, aynı fotoğrafları sık sık gördüklerini dile getiren Duran, “Argoda buna ‘Pişti olmak’ deniyor. İktidarın belki de bu kadar çok gazete çıkarmasına gerek yok. Çünkü hepsinde aynı haber, aynı bakış açısı, aynı zihniyetteki köşe yazarları var. Okurlar için de hem külfet hem de fuzuli masraf. Aynı şeyi yazıp çizen 3 gazete almaya, okumaya ne gerek var ki…” dedi. “Alo Fatih” hadisesine kadar iktidarın ya da iktidar sözcülerinin tüm gazeteleri arayıp direktif verdiğine pek inanmadığını belirten Duran, “Meğer bizzat Erdoğan uğraşıyormuş bu işlerle. Kahvedeki emekli amcalar gibi, gazeteyi bulmacası ve yıldız falına kadar her satırını okuyup, resim altlarını, spotları gözden geçirip sonra Fatih Bey’i aramasını yadırgamıştım. İlk başlarda böyle bir mekanizma vardı. Arada sırada kaçaklar olsa da, iktidar bu yöntemle medyayı denetim altında tutup, yönlendiriyordu. Her gazetede, medya kuruluşunda, Genel Yayın Yönetmeninden daha yetkili açık ya da gizli bir komiser bulunuyordu. Ama galiba artık böyle bir mekanizmaya ihtiyaç yok. Çünkü TRT’den Akit gazetesine Hürriyet’ten Aydınlık’a kadar Saray’ın tüm medya organlarında, Erdoğan’a hizmet etmek için çırpınan Genel Yayın Yönetmenleri, editörler, köşe yazarları ve muhabirler var. Bu kişilerin bir kısmı samimi, inanarak yapıyor, bazıları oportünistlikten, bir kısmı da korkudan Erdoğancı… Ama bu insanların çok büyük bir çoğunluğu, mevki ve makamlarını, konumlarını kendi mesleki becerileri sayesinde değil Erdoğan sayesinde elde ettikleri için onun sözünün dışına çıkmazlar. Çıkmıyorlar da zaten” dedi.

‘DEMOKRATİK ÜLKELERDE İKTİDAR MUHALEFETİ CİDDİ DİNLER’

Duran, “Yalanın çoğunlukta hatta egemen olduğu ortamda, gerçeği yazanlar, iktidar için büyük bir tehlikedir ve derhal bertaraf edilmelidir. Yoksa milyonlarca dolar harcanarak kurulmuş olan Havuz Medyasının sahtekarlığı gün yüzüne çıkar” diyerek tirajı çok yüksek olmasa da, bir gazetede 12. sayfada yayınlanan tek sütunluk bir haberin, bütün egemen medyanın manşetlerini ofsayda düşürebileceğini kaydetti. Her türlü muhalefet, iktidar tarafından ya “Gülencilik” ya da “Bölücü Terörist Örgüt Propagandası” olarak kabul edildiğini söyleyen Duran, “Aslında bir iktidar, yasadışı ve gayrimeşru yollarla, şiddetle, polis ya da mahkeme marifetiyle muhalefeti susturmaya çalıştığında, bizatihi kendi meşruiyetini sorgulatır hale getiriyor. Muhalefetsiz bir iktidar, tam anlamıyla iktidar bile olamaz. Ama mevcut iktidar, içeride ve dışarıda, giderek yalnızlaştığı için, muhalefete tahammül bile edemiyor. Ancak zayıf iktidarlar, muhalefeti ezmeye, susturmaya çalışır. İktidar, kendine güvense, muhalefetin eleştirilerine doğru bir şekilde karşılık verir. Bizde veremeyecek durumda. Demokratik ülkelerde, iktidarlar, muhalefetin eleştirilerini ciddi bir şekilde dinler, değerlendirir ve gerekirse o görüşleri benimser ve uygular. Saray, dikensiz gül bahçesi istiyor. Olmaz. Çünkü gülün zaten dikeni var!” diye belirti.

‘BİÇİMSEL BAZI DEĞİŞİKLİK VAR O KADAR’

Türkiye’de matbuatın (basılmış şeylerin) doğumdan sorunlu olduğunu dile getiren Duran, “Bizim mesleki atalarımız, yani ilk muhabirler, köşe yazarları, editörler hepsi Saray’ın maaşlı memurları idi. O zamandan bu yana çok fazla şey değişmedi. Biçimsel bazı değişiklikler var, o kadar” dedi. 1923’den bu yana da, bazı olağanüstü ve kısa dönemler hariç, medyanın iktidardan hiçbir zaman kelimenin tam anlamıyla bağımsız ve özgür olmadığını kaydeden Duran, “Türk egemen medyası, Aydın Doğan’ın da itiraf ettiği üzere devlet medyasıdır. Kürt Meselesi, Ermeni Meselesi, yakın zamana kadar laiklik, Mustafa Kemal gibi tayin edici ve hassas ama tartışmalı konularda Türk egemen medyası hep resmi ideolojiyi savunmuş, karşıtlarına da hep şiddetle saldırmıştır” diye belirtti. ‘’Fake News’’ (Yalan haber), ‘’Post-Truth’’ (Gerçek Ötesi) gibi kavramlarının siyaseten tutalım birçok alana kadar tartışıldığını dile getiren Duran, internet ile sosyal medyanın gazeteciliği büyük ölçüde değiştirdiğini söyleyerek, “Hakiki Gerçek ile Medyatik Gerçek arasında kıyasıya bir savaş sürüyor” dedi. Yurttaşların her habere eleştirel bakması ve okuması gerektiğini sözlerine ekleyen Duran, “Kolektif olarak ise, benimsediğimiz gazete, radyo, TV ve internet siteleri ile topluca temasa geçip, belki de en iyisi okur, dinleyici, izleyici dernekleri kurup, bu medya organlarını desteklemek, denetlemek hatta onların haber üretme süreçlerine katılmak Batı’da giderek yaygınlaşan bir eylem biçimi olabilir” dedi.

Sadiye Eser – dihaber

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız