PAYLAŞ

Bu satırları yazarken, 56.güne uzanan açlık grevlerinde ,insani sorumluluk taşıyan her bireyin harekete geçip birşeyler yapması ve söylemesi,ölümleri engellemek için , temel  insani sorumluluktur.

Cezaevi koşullarında bedenlerini bedel etmekten başka bir imkanı olmayan Tutsakların, seslerini devlete ve yetkili makamlara duyurmak ve maruz kaldıkları insanlık dışı,onur kırıcı,siyasi intikama dayalı uygulamalara karşı ,onurlarını koruma mücadelesinde onları yalnız bırakmamak tüm onurlu insanların sorumluluğudur.

Bu durumlarda kişilerin siyasi veya diğer kimliklerine bakmaksızın,insani ve vicdani sorumluluk ile hareket edilirse, devlet adına zorbalık yapanların, güce tapanların, zulüm uygulayanların karşısına toplumsal bir tepki verilirse, caydırıcı olabiliriz.

Zulüm yapanların yanına kar kalmayacağı korku ve endişesi yaygınlaştıkça ,bir gün yaptıklarının hesabını verme korkusu açığa çıktıkça ,herkes yetki ve görevini kötüye kullanırken bir kez daha düşünmek durumunda kalır. Dahası toplumsal bir vicdan ve ahlak kültürü oluşur.

Zaten eli kolu bağlı siyasi tutsaklara, bir de kaldıkları cezaevlerinde insanlıkdışı işkence ve kötü muamele yapmanın , yiğitlik değil, bilakis korkaklık olduğu ,kin ve nefret zihniyetinden kaynaklandığı ve bu zihniyetin toplumda ,etnik ve dini kimlikler üzerinden nasıl bir kamplaşmaya neden olduğunu günlük olarak yaşıyoruz.

Toplumu kolay yönetmek uğruna,bu dinci ve ırkcı politikalar üzerinden söylem geliştiren siyasi partiler ,yarattıkları kaos ve cehennem cenderesine tüm toplumu ve memleketi de,adım adım sürüklemektedirler.

Son bir buçuk yılda ,barış havasından,savaş kasırgalarına yelken açan bu AKP iktidarının ,7 haziran seçim sonuçlarından sonra ki ,iktidarını kaybetme korkusu dışında hangi gerekçe ile ,bu kan revan ortamını  yaratmanın  somut bir nedeni bulunmaktadır.

Bilanço ağır,kayıplar çok,ekonomi diplerde, ama tek bir şeyi garantilemek istiyorlar. 16 Nisanda mutlak iktidarı sağlama alma planı içindi herşey. Yani muhalifsiz bir mutlak iktidar , düşündükleri için, planlarına engel olabilecek,farklı tüm sesleri boğmaya çalıştılar.

Tabi ki ,Kürtler yangına ilk atılacak kesimdi. Hendek bahane, seçimlerde kaybedilen belediyelere el koymak şahane bir plan olarak hayata geçti.Kürt bölgelerinde seçilmesini önleyemedikleri Milletvekillerini meclisten derdest ederek,bertaraf etmiş oldular. Suriye,Feto, Kandil,Şengal,Rakka, Menbic, diyerek milletin ve devletin bekaasını kurtarmanın adına, EVET de ve  kurtul, referandumunu milletin önüne koydular.Şimdi yermisin, yemezmisin noktasındayız.

Bu olup bitenlere Cezaevlerinden 2 ay önceden başlayan tepkiler geldi .Biz bu politikanızı yemeyiz itirazı ile açlık grevleri başladı.Topluma en zor şartlarda , karşı koyma  ve bu zorbalığa HAYIR  demenin mesajı verilmiş oldu. Bu bir irade mücadelesidir. Zalimler ve mazlumlar arasında süren bir HAK mücadelesidir.

Bu mücadelede bedenlerini bedel yapan ŞAKRAN,SİNCAN ve daha bir çok cezaevindeki siyasi rehine durumundaki tutsakların haklı mücadelesine  tüm demokrasi güçleri destek vererek sahip çıkmalıdır.

Aşağıda Özgür Hukukçular Platformu  ÖHP’nin , dün yayınlamış olduğu raporda durumun aciliyeti belirtilmiştir.Kısaltarak aktarıyorum.

ÖHP, 54’üncü gününe giren tutukluların açlık greviyle ilgili gözlem raporu;

Cezaevlerindeki son durumları paylaşan ÖHP, tutukluların talebinin kabul edilmesi için Adalet Bakanlığıyla ivedilikle görüşmelerin alınması ve bağımsız tabip ile hukukçulardan oluşan bir heyetin cezaevlerinde inceleme yapmasının aciliyetine dikkat çekti.

Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP), cezaevlerinde tutukluların başlattığı süresiz dönüşümsüz açlık grevine ilişkin gözlem raporu hazırladı. Raporda, cezaevlerinde 15 Şubat’tan bu yana değişik tarihlerde başlamak üzere şu ana dek bilgisine ulaşılabilen 171 siyasi tutuklunun süresiz dönüşümsüz, 15 Mart’tan itibaren de tüm cezaevlerinde başlatılan 5’er gün dönüşümlü açlık grevlerinin sürdüğü hatırlatıldı.

ÖHP raporunda, tutukluların açlık grevine başlama nedenleri olarak şunları sıraladı:

“* İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi ve PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması

* Kürt, demokrat ve muhalifler üzerinde yürütülen yaygın gözaltı, tutuklama operasyonlarının, askeri ve siyasi baskının sonlandırılması.

* Cezaevlerinde gayri-insani ve kötü muamele teşkil eden uygulamaların sonlandırılması.”

Bu mücadelede bedenlerini bedel yapan ŞAKRAN,SİNCAN ve daha bir çok cezaevindeki siyasi rehine durumundaki tutsakların haklı mücadelesine  tüm demokrasi güçleri destek vererek sahip çıkmalıdır.

Cezaevlerinde ölümlerin çıkmasına engel olalım.

12.04.2017

 

Yorumunuzu yazınız