PAYLAŞ

İslam inancının belirli bir yönetim şekli var mıdır? Varsa bu yönetim şekli nasıldır ve bunun kaynağı nedir?

İslam’ın düzenlediği ve benim yönetim modelim mutlak budur dediği bir yönetim sistemi yoktur. Muhammedi davetin gelişimiyle birlikte başlangıçta ve peygamberin vefatın ardında savaştaki ‘Emir’ modeline dayalı bir yönetim modeli ortaya çıktı. İslamiyet yayılınca ‘  Savaş Emiri ‘ modeli artık cevap verecek düzeyde olmayınca. Bu sorun tartışılıp çözüme kavuşturulamayınca meydan kılıç gücüne kaldı. İşte bunun üzerinde Emevi yönetimi (Muaviye) şiddet ve kılıç zoruyla kendisini kabul ettirdi. Ortadoğu da iktidar olanlar İslamiyet’i kendisine uyarlamadan iktidar olamayacaklarını biliyorlardı. Bunun için hadisler İslam’ın politik iktidar haline getirilmesinde temel bir rol oynar. İktidarlı İslam’ın doğuşunda ve karşı İslam’ın ortaya çıkmasında hadislere bir yol temizliği rolünü oynatırlar. Dolaysıyla İslami yönetimlerin ortaya çıkmasında hadisler yönetimleri meşrulaştırmak için bir meşruluk yolu olarak görülür. Örneğin Emevilerin en çok kullandığı bir hadiste Hz. Muhammed şöyle dediği söylenmiştir; “Ümmetimde Hilafet otuz yıldır, bundan sonrası sultanlıktır.” Burada 29 yıl dört Halife süreci ve İmam Hasan ile Hilafetin Emevilere devredilerek yönetimin Emevilere geçişi meşrulaştırılırmıştır. Muaviye bununla Allah’ın yönetimi kendisine verdiğini söyler. Seçilme ve rızalığa dayanmayan İlahi meşruluk ‘’ Kader ‘’ olanına kendisini dayandırır. Hadislerle devam edelim.

Muaviye, Hz Ali ile savaşa çıktığında bunun Allah’ın takdiri ve kaderi olduğunu söyleyerek haklı göstermeye çalışır. Hz Ali ölümünden sonra hadislerle daha ileriye gidilerek şöyle bir hadis geliştirilir. Hz. Muhammed şöyle demiş; “Eminler üç tanedir. Biri Cebrail biri ben diğeri Muaviye’dir.” Diğer bir hadiste şöyle demiştir. ‘’ Allah’ım! Muaviye’ye kitabı öğret onu yeryüzüne hâkim kıl. Onu azaptan koru.”

Unutmayalım İslam devrim devrimine karşıtlık olarak gelişmesinden ve toplum karşıtı bir çizginin oluşmasında ve günümüze kadar yönetim ideolojisine haline gelmesinde en çok katkıları olan kişi Muaviye’dir. Arap milliyetçiliğin gelişmesinde de önemli katkısı olan kişidir.

Muaviye kendi yönetim modelini; “Sopanın yettiği yerde kılıç kullanmam. Dilimin yettiği yerde sopa kullanmam. Bizim iktidarımıza uzanmadıkları sürece, insanların konuşmasını engellemem” kelimeleri ile tanımlamıştır. Ne kadar da bugün ki AKP Erdoğan İktidarına benziyor, değil mi. 15 yıllık AKP sürecinin bir özetidir bu cümleler.

Muaviye’nin oğlu Yezit’de bu çizgiyi devam ettirir. Örneğin Yezid Kuran’ın bir ayetini açıkça siyasi çıkarları için kullanarak şöyle der. ‘’Allah Ademi yeryüzünde halife kılmıştır’’. Bu ayetten yola çıkarak Halife sayesinde Allah’ın da kendisini yeryüzünde Halife kıldığını söyler. Yani Yezit Allah’ın yeryüzü temsilcisi onun otoritesidir.

Abbasiler daha ileriye giderek. ‘’Allah’ın iradesi halifenin iradesidir’’, diyerek kendi zamanın öncesine ait Sasani iktidar biçimini devralarak kendi meşruiyetini sağlar. Böylece kim güçlüyse ona itaat edilir ilkesini hakim kıldılar. Bu çizgi Osmanlıda Şeyhülislamların fetva verdikleri ve  dini değerleri kullanarak kutsadığı sultanlara kadar böyle gelmiştir. Böylece bu yöntemi Allah adına fetvalar verme ve toplumu buna inandırma aracı olarak kullandılar.

Şimdi gelelim İslamiyet Referandumda önerilen Başkanlığa ve Tek kişinin yönetimine nasıl bakıyor ?ve bu soruya cevap arayalım.

Hz Muhammedin dönemini model olarak alacaksak özet olarak Muhammedi duruşu esas alacağız. Muhammedi duruş olarak özetleyeceğimiz en temel ilkeler (Kurandan alıntı)  şunlar olmalı. 1. Onların işleri aralarında şura iledir. 2. İş konusunda onlara danış 3.Dünya işlerini benden daha iyi bilirsiniz 4. Hepiniz Çobansınız… der.

‘’Hepiniz Çobansınız… bu sözcükler özel bir anlama sahiptir. Tek bir Çoban olmasını ret eder. Onun yerine hepiniz çobansınız, derken herkesi sorumluluğa ve ortak davayı gözetlemekte yükümlü kılar.

Birde Hz. Muhammedin yaşamına bakalım. Hz. Muhammed yaşadığında ısrarla Krallık veya Başkanlık yakıştırmaları ret etti. Onu takip edenler de kendilerine Muhammedinin sahabesiyiz dediler. Dikkat edilirse Mekke dönemindeki Muhammedi ilişki sohbet ve şura üzerine kuruludur. Bu ilişkiyi Kuranda da gözetlemek mümkündür. Birbirilerine danışan şura ilişkisinden bahseder. ‘’Onların işleri aralarında danışma(Şura) iledir, der.

Yaşamında da çıkaracağımız en temel yöntemde. Tüm sorunları Cemaat ve Şura ile çözülmesi gerektiği vurgulayan yaklaşımıdır.

Burada kolaylıkla çıkaracağımız sonuç şu olmalı İslamiyet’teki tek kişilik yönetim modeli ne Hz. Muhammed yaşamında nede İslamiyet’in özü olan Kuranda rastlamak mümkün değildir. Sonradan insan eliyle yaratılan gerçekler İslam adına söylenemez. Hatta bu yaklaşım İslami duruşla çelişmekte ve karşıtlığı ifade etmektedir. Dolaysıyla bu yönetim modelin varsa bir bağlantısı kendi iktidarlarını meşrulaştırmak için İslamiyet’i kendi çıkarlarına kullanmak isteyenleri modeli olmuştur. İslam kibirli, güçle sarhoş olmuş, azan insanı tehlikeli bulur. İblis azdığı için kendini beğendiği ve büyük gördüğü için lanetlenmiştir. Dolaysıyla AKP İktidarı İslami bir model önermiyor aksine İslamiyet’in ruhuna aykırı bir yol önererek kendi iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Dolaysıyla bugün ülkemizde yaşanan Faşizm başından beri iktidar olmak isteyen bir partinin dini değerleri kullanarak demokrasi kültürü olmadığından eski yöntemlere başvuran ve bunun için her yolu mubah gören bir yönetim kliğinin duruşudur. Bu İslam’ı bir dini gelenek olarak yaşamak değil milliyetçiliğin hizmetinde iktidar için yeniden kullanmak demektir. Dolaysıyla bugünün Erdoğan’ı, Bahçelisi ve Perinçeki dünün tekrarından öte bir gerçekliği ifade etmiyorlar.

Hanna Arendt kötülüğü şöyle tarif eder; ‘’ Batı yöntemi, insanların yaptığı hatayı bencilikten doğduğunu varsayar. Hataya düşerler. Kötülüğün temel amacı İnsanı insan olmaktan soğutmak ister’’. Burada kötülüğün bir sistemden doğduğunu söyler. Ne yazık ki ülkemizde olup bitenler özellikle AKP döneminde yaşananlar bunun en somut örneği. Ülkemizde bu kötülüğü tüm topluma yayama ders kitaplarına konu olması gereken bir şekilde hayat bulmuştur. Kötülük en saf haliyle yaşanmaktadır. Yaşanan aslında kriz halinde olan bir rejimin toplumla savaş halidir. Kendisi çürümüştür. Meydanı terk etmesi gerekirken inanç değerlerini ve toplumsal diğer kültürleri çürüterek çürümüşlüğünü genelleştirip normal bir şeymiş gibi bir algı yaratarak ömür uzatmaktadır. Tıpkı Muaviye’nin sadaka, ganimet adı altında rüşvet dağıtarak kendisini iktidar yapması gibi.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız