PAYLAŞ
İnsanlık tarihi boyunca her toplum, her halk ve her inanç, kendinden öncekilerin yarattığı kültürel mirası almış, kendine uyarlamış, kendinden bir şeyler katmış ve kendinden sonrakilere devretmiştir. Böylelikle on binlerce yıla yayılan zaman diliminde, herkesin zamana ve mekana bağlı olarak, yorumunca kendine malettiği insanlığın ortak mirası meydana gelmiştir. Bu gerçeklik yaratılış, varoluş inançsal zemininden mit, efsane (kahramanlık temelli) etnik ortaya çıkış
ve kuruluş söylencesi ya da edebiyat, sanat, müzik alanına varıncaya dek her konuda geçerlidir. Sonuç itibariyle her toplumun bu yaratımı hem sahiplenmesi, hem de kendinden bir şeyler katması bir nevi ortaklaşmaya da yol açmıştır. Bunun en tipik örneği bayram, şenlik, festival, eğlence ve müzik gibi alanlardır belki de.
İşte tıpkı Hızır gibi Nevrûz-Newroz-Navrûz da böyle bir örnektir. Asyadan Balkanlara, Ortadoğudan Kafkaslara kadar geniş bir coğrafyada yaşayan halkların kimi yerde etnik, kimi yerde inanç, kimi yerde ise folklorik-kültürel temelli sahiplendiği ve özümsediği bir “doğa” inancıdır aslında. İran’da Cemşit, Kürtlerde Demirci Kawa, Hıristiyanlarda İsa, Türklerde Ergenekon, Alevilerde Hz. Ali ile ilişkilendirilerek sahiplenilen bir bayram…
Aslı itibariyle de Sümerler ve onların doğayı iyi anlayarak, şaşmaz bir doğrulukla saptadıkları güneş takvimi ve doğa kökenli bir inanç. Kışın bitip bahara ve yaza geçişi haber veren ve gece ile gündüzün eşitlendiği bir zaman dilimi olması etrafında oluşan bir canlanma, yenilenme ve dolayısıyla umut ve mutluluk anı.
“ (Nevrûz): Ateşe tapan İranlılarca Mart ayının yirmi ikinci günü kutlanan dinsel bayram… Bu gün, eski İran takviminin yılbaşı günüdür. Bu gün, doğanın yeniden canlandığına inanılır.
Bu inanç Sümerler, İbraniler, Yunanlılar, Perslere (İran), Kafkasya, Ortadoğu ve Asya halklarında değişik isim ve şekillerde karşılık bulmuştur.
Farsça nev deyimi yeni ve rûz deyimi gün (eşdeyişle yeni gün) demektir. Arapça yapıtlarda da navrûz biçiminde yazılmıştır.
İranlıların güneş (Şemsî) yıllarının birinci günü, eş deyişle “yılbaşı günü”dür. Halk inançlarında güneşin ilkbahar mevsimine dönüşümünü simgeler. Bundan ötürü de bu gün kırlara çıkılır, şenlikler yapılır. Özellikle Irak ve Mısır’da bu gelenek İslâmlıktan sonra da devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir. Özellikle Osmanlılarda Nevrûz büyük bir titizlikle kutlanmış, sarayda hekimbaşının amber, kokulu otlar ve çeşitli baharatla hazırladığı “nevruziye” adı verilen macunlar yenmiştir.
Bektaşîler de bu günü Hz. Ali’nin doğum günü olarak kutlarlar.”
(Orhan Hançerlioğlu, İslam İnançları Sözlüğü – Remzi Kitabevi)
Aleviler açısından ise Newroz/Nevruz, bilhassa Ege bölgesi Tahtacı Alevileri ile Dersim Alevileri başta olmak üzere, Şah-ı Merdan Hz. Ali şahsında umudu, yeniden dirilmeyi ve canlanmayı ifade eden, Hızır’dan sonraki belki de en önemli bayramıdır. Baharla birlikte uyanan ve canlanan doğanın ve bereketin kutsanmasıdır. Bu dönemde Mart ayı boyunca (9 – 21 Mart arası) çeşitli eğlence ve etkinliklerin yanında, Nevruziyelerin okunduğu muhabbet ve cemler düzenlenir. Özellikle Kızılbaş Kürt Alevilerinde, köy alanlarında ya da dağ yamaçlarında yakılan Newroz ateşlerinin etrafında eğlenceler ve oyunlar düzenlenir. Tahtacı Alevilerde ortak toplanan yiyecek ve katkılarla köy meydanında ortak “Sultan Nevrûz Lokması” pişirilerek pay edilir.
Bektaşiler dem sofrası kurarak dem/dolu aldıkları kurbanlı bir cem yürütürler. Dersim Alevileri de Munzur ve ziyaretlerde etkinlik ve lokmalarını pay ederek, köylerinde cem tutarlar. Her yörede farklı uygulama olmasına karşın, ortak olan değer doğanın ve yaşamın yeniden kutsanması ve umudun yeşertilmesidir. Sevgili Celal Fırat Dede’nin ifadesiyle Nevruz, “Baharın ilk güneşi, hayatı tabiatta bulma neşesi, yürekten paylaşılan bir niyaz lokmasıdır.”
Karanlıktan aydınlığa, zalimden, zulümden, zorbadan kurtuluşa, barışa, sevgiye, hoşgörüye ve adil paylaşıma açılan bir gün olması umuduyla;
Nevruzunuz kutlu olsun / Newroza wa piroz bı…
Aşk ile…
PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız