PAYLAŞ

Aleviliği özüne uygun bir şekilde değerlendirip doğru sonuçlar çıkarmak için referanslarımızı iyi belirleyip ona göre bir çalışma yürütmek gerekir. Yanlış referanslarla ve doğru olmayan kaynaklarla hareket ettiğimizde ulaşacağımız sonuçlar elbette doğru olmayacaktır.

Alevilik konusunda çalışma yürüten bilim çevrelerinden tutunda Alevi ‘geleneği’ inden geldiğini iddia edenlere kadar büyük oranda Aleviliği yeniden tanımlama, kafasında kurguladığını anlatma çabası ağır basmaktadır. Böyle bir yaklaşımla yapılan çalışmalar büyük oranda Alevi toplumunda hiçbir şekilde karşılık bulmamaktadır.

Halbuki bizi doğru sonuçlara ulaştıracak o kadar çok referans noktası var ki. Horasandan Kirmanşaha,  Hamdaniyeden Afrine, Lazkiyeden Antakyaya, Dersimden Trakyaya, Adıyamandan Tokata. O kadar çok yer var ki. Buraya çok sayıda ülke yada Türkiye’den şehirler ekleyebiliriz.

Adıyaman tam da bu anlamda bir laboratuar gibidir. Burada yaşanan Alevilik ciddiyetle ele alınması gereken önemli referans noktalarından birisi olabilir. Çok kısada olsa Adıyaman Alevileri hakkında birkaç şey yazayım istedim.

Aleviliğin en canlı yaşanan merkezlerden birisidir Adıyaman. Tabi ki bunun tarihsel kökleriyle sıkı sıkıya bağları vardır. 1240 larda patlak veren Babailer Olayının en aktif katılımcıları olarak görürüz Adıyaman Alevilerini. Kalender Çelebinin direnişinden, Şah İsmail ayaklanmasına kadar her yerde aktif olarak görürüz onları. Selçuklu ve Osmanlıya karşı mücadelede direnişin en önemli merkezlerinden biri haline gelir Hısn-ı Mansur. Bazen de direnişlerin örgütlendiği merkezin kendisidir. Aleviler Adıyaman da yerleşik ve direniş halinde olmuşlardır.

Geçmişte büyük bir bölümü Alevi olan Adıyaman zamanla iktidarların ve çevresel faktörlerin etkisiyle asimilasyona uğramış, Alevilikle anılan bir çok merkez sonradan Sünnileşmiştir.

Aleviler şu anda ağırlıklı olarak Adıyaman Merkez ve köyleri, Gölbaşı, Besni, Çelikhan, Tut ve Kahta ilçelerinde yaşamaktadır.

Samsat, Sincik ve Gerger ilçelerinde Alevi yerleşimi yoktur. Kahta ilçesinde iki köy, Tut ilçesinde bir köy vardır. Çelikhan’a bağlı Bulam (Pınarbaşı) kasabasında ve bazı köylerde ciddi bir Alevi varlığı varken ilçe merkezinde hiç Alevi yoktur. Besni ve Gölbaşı ilçelerinde ise hem merkez hem de köy yerleşim yerleri vardır. Esas Alevi yerleşim ağırlığı Adıyaman merkez ve köyleridir. Gölbaşı, Besni ve Tut ilçelerinde etnik olarak Türkmen ve Kürttürler. Diğerlerinin tümü etnik olarak Kürttür.

Geçmişteki tablo bunun tam tersiydi. Örneğin Çelikhan ilçesi yaklaşık 100-150 yıl öncesine kadar büyük oranda Aleviydi. Rehber Ocakları ile Tarıkları vardı ve bu Rehber Ocağı 50-60 yıl öncesine faaldi. Koçali,  Kahta ve diğer ilçeler içinde aynı şeyler söylenebilir. Bu yaşanan asimilasyon halen sözlü olarak hem Aleviler tarafından hem de Sünniler tarafından anlatılmaktadır. Yani bu gün Cem de Semah’a kalkan gençler ile Cuma günü Namaza giden gençlerin dedelerinin babaları yada dedeleri yol erkanda belki de birbirlerinin Müsahibi idiler. Bütün olanlar 5-6 kuşak gibi kısa bir süre içinde yaşanmış ve inanılmazı zor bir durumu ortaya çıkarmıştır.

Aşiretler olarak baktığımızda Rışvan aşiret konfederasyonuna bağlı Xısor / Hıdı Sor aşiretinin tümü geçmişte olduğu gibi bu günde Aleviliğini korumaya devam etmektedir. Kav aşireti ise geçmişte büyük oranda Alevi olmasına rağmen şimdi ise önemli oranda Sünnileşmiştir. Ayrıca Rumiyan, Çingeneler/Abdallar ve Türkmen Alevi aşiretleri de vardır.

Geçmişin yüzü suyu hürmetinedir ki halen Bulam/Pınarbaşı, Köseuşağı, Kömür, Dol, Kor gibi bir çok yerleşim yerinde Alevilerle Sünniler birlikte yaşamaya devam etmektedirler. Sünnilerin ve Alevilerin yaşlıları babalarından ve dedelerinden duydukları/öğrendikleri durumu, yani Alevi oldukları gerçeğini anlatırlar. O yüzden Adıyaman da birçok kışkırtmaya rağmen ciddiye alınabilecek bir Alevi-Sünni gerginliği yaşanmamıştır. Sünniler, hele kendi tarihlerini büyüklerinden dinleyenler Alevilere saygıda kusur etmez, Pirlere ve Ocaklara hürmet etmeye devam ederler. Bu böyle devam eder mi bilinmez. Ama en azından geçmişteki ortak yaşamımızı ve tarihimizi birbirimize daha çok hatırlatmalıyız.

Adıyaman da Üryan Hızır, Ağuçan, Kureyşan, Memi Haciyan, Derviş Gevr, Seyyid Derviş Cemal gibi ocakların Pirleri ve  bağlı talipler vardır.

Diğer bölgelerden farklı olarak burada hemen hemen herkes hangi ocağın talibi olduğunu, kendi yol erkanlarını yürütecek Pir’in kim olduğunu bilir.

Kentleşme ve uygulanan asimilasyon politikaları sonucunda Taliplerin Ocaklarından kopması, Pirlerin Talibe ulaşamaması nerdeyse son 40-50 yılda bir çok yerde Alevi Ocaklarını işlemez hale getirmiştir.  Kentlerde ihtiyaç üzerinden ortaya çıkan Alevi dernekleri ve Cem evlerinin olumlu bir çok işlevinin yanında Ocakları işlevsizleştiren olumsuz yanlarını da elbette görmek gerekir. Adıyaman da şimdilik Ocaklar halen işlevselliğini ve canlılığını korumaktadır. Köylerde yaşayan Alevilerin bir ayakları da kent merkezindedir. Kent ile köy arasında mekik dokurlar. O nedenle ocaklarından ve köklerinden kopmamışlardır. Köyde yaşadıklarını, inançlarını, kültürlerini, dilini vb. hiç zorlanmadan olduğu gibi kente taşımışlardır. Adıyaman da kent merkezine ve Cem Evlerine hapsedilmiş bir Alevilik yoktur. Bütün ocaklar açısından durum tam olarak öyle olmasa bile büyük oranda her Ocak Piri Taliplerini mutlak görür ve yol-erkanını yürütür.

İnançlarını en canlı şekilde yaşarlar. Muharrem / 12 İmam (11 gün tutulur, 12. gün öğlene doğru yapılan Aşure ile açılır)   orucunu, Hızır Orucunu (Hızır orucu 7 gün tutulur) düzenli olarak tutarlar. Cemde ikrar verip Müsahibli olurlar. Görgü, Birlik, Muhabbet Cemleri düzenli yapılır. Hakk’a yürüyeni daha sonra Dardan indirme erkanı mutlaka yapılır.

Ziyaretler çok önemlidir Adıyaman da. Zerban, Ulubaba, Abuzer Gaffari, Zeynel Abidin, Derviş Yusuf, Baba Kasım, Aziz Dede, Demir Dede, Şıxbor Ziyareti, Abzen Baba, Mahmut Ensari, Soğan Baba, Üryan Baba bu ziyaretlerin bazılarıdır. Bu ziyaretlere Aleviler adaklar adar, düzenli olarak ziyaret ederler. Bu ziyaretlerin bazılarına Sünnilerde gelir, adaklar adar ziyarette bulunurlar.

Dilleri, giysileri ve kendi yerellerine has özellikleriyle inançlarını canlı ve içten yaşarlar. Pirlerin vakitleri pek yoktur. Hele talibi çok olanların hiç vakti yoktur. Köy köy, mahalle mahalle taliplerini görürler. Çevre kentlerde ve metropollerde yaşayan taliplerini de belli aralıklarla görürler. Ortaya çıkan çok sayıda sosyal sorunu çözerler. Pirler ve Ocakzadeler tarafından çözülen sorunlar artık mühürlenmiştir ve sonucuna bir şekilde herkes razıdır.

Önümüzdeki süreçte Adıyaman Alevileri kendi varlıklarını koruyabilirler mi diye sormak gerekiyor. Kendisini bütün koruma çabasına ve direnişine rağmen tedbirler alınmaz ise önemli sıkıntıları yaşayacağımız oldukça açık. Önümüzde bekleyen üç tane temel problem görünmektedir.

Birincisi; özellikle 90 lardan itibaren Alevi gençlerini örgütleyerek, devşirerek Şiilik örgütlendirilmeye çalışılıyor. Dikkatle duruma baktığımızda Şiilik çalışmalarının genelde değil sadece Aleviler içinde yapıldığını görüyoruz. Farklı sivil toplum örgütleri üzerinden yapılan çalışmalarda tamamen Alevi kavramları kullanıldığı için esas hedef yani Şiileştirme amacı maskelenmektedir. Bu çalışmalar herkesin gözleri önünde hızla yayılmaktadır.

İkincisi; bizzat devlet eliyle sürdürülen politikaların bir sonucu olarak geçmişte olduğu gibi asimilasyonla Sünnileşmenin devam etmesi ve tehditlerin giderek artmasıdır. Pratikte özellikle hükümet ve mülki idare amirlerinin ( valisi, kaymakamı, müftüsü, askeriyesi, emniyeti gibi) Alevi yerleşim yerlerinin muhtarlarıyla, ocakzadelerle, Pirlerle pragmatik ilişki kurma isteği  kendi içinde ciddi tehlikeleri barındırmaktadır. Özellikle bu ilişkilere Pirlerin iyi niyetli yaklaşımları maalesef karşı tarafın faydacı, kullanma amaçlı yaklaşımları görünen bir gerçektir. Alevi toplumunun bu ilişkilere tepkiyle yaklaşmasıyla Ocakların yavaş yavaş işlemez hale hale ve güven ilişkilerinin bozulmasını beraber getirmektedir.

Devlet burada bir taşla iki kuş vurmaktadır. Birincisi; bu ilişkiyle kendi propagandasını ve asimilasyonunu hızlandırıyor. İkincisi ise dedeleri yanında dolaştırarak toplum içinde itibarsızlaştırıyor ve ocak – talip ilişkilerinde güvensizlik yaratarak yıpratıyor.

Daha önce belirttiğim gibi Adıyaman geçmişte önemli nüfus yoğunluğunun Alevi olduğu bir yerdi. Bu da bilindiği için karşılıklı bir saygı ve tanıma söz konusuyken şimdilerde durum hızla değişmeye devam ediyor. Yeni kuşaklar açısından geçmiş çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Etmediği içindir ki cihatçı örgütlere katılımın yoğun olduğu gerçeğiyle karşı karşıya geliyoruz. Bu tehdidin Alevilere yöneleceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok.

Üçüncüsü; Alevilerin kendi iç problemleri ve özünden uzaklaşma yukarıdaki iki sorunu besleyen temel kaynaktır.

Kentleşmeye birlikte bir ihtiyaç olarak ortaya çıkan dernekler ve Cemevlerinin sınırlarını aşıp, ezbere ve dışarıdan dayatılan Aleviliği Adıyaman’a dayatma riskidir. Ocağına bağlı her Alevinin rahatlıkla Pirleriyle yol-erkanı yerine getirebiliyorken, şimdi sadece kent merkezinde değil kırsal kesimlere bile Cemevleri yapılmaya başlandı. Evlerin odalarında sımsıcak, cana cana, cemal cemale yapılan muhabbetler, Cemler azalmaya başladı. Bunun yerine birbirlerini fazlaca tanımayan insanların Cemevlerinin büyük ve soğuk salonlarında bir resmi protokol görevi yerine getirerek erkan yürütme hız kazanmaya başladı. Talip ile Ocaklar ve Pirler arasındaki mesafe büyümeye, ilişkiler zayıflamaya başladı. Dolayısıyla yavaş yavaş kopan ilişkiler Ocakları işlevsizleştirmeye başladı.

Ocakların işlevsizleşmeye başlamasında, dışarıdan dayatılan Aleviliğin, politik hareketlerin soruna duyarsız davranması, zayıflayan Ocaklarda bazı Pirler ile ocakzadelerin yetersizlikleri, Talibe gitmeme, erkan yürütmeme önemli nedenler arasındadır.

Adıyaman da Alevilerin yaşadığı sorunlar aslında Türkiye’nin bir çok yerinde  yaşanan sorunlardan farklı değildir. Belki de yapmamız gereken tek şey özümüzle buluşmaktır. Dört kapı, kırk makamı unutmadan temel görevlerimizi yerine getirmek. Talipler ile ocakzadeler el ele verip samimiyetle özümüzü Dar’a kaldırmalıyız.

Nasıl çözeceğiz sorunlarımızı? Bunun bir anahtarı var mı? Tabiî ki var, neden olmasın.

Alevi örgütleri, cemevleri ile Ocaklar arasında doğru bir koordinasyonu yapmamız gerekiyor. Binlerce yıldır Aleviliği günümüze taşıyan Ocakları tekrar işlevli hale getirmemiz gerekecek. Bu anahtarın kendisidir.

Aşk ve muhabbetle …

kaynak: http://www.uryanhizir.com

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız