PAYLAŞ

KDP lideri Sayın Mesut Barzani’nin Türkiye’yi ziyaretinden sonra hem Türkiye’de, hem de Irak’ta Kürtleri ilgilendiren önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır. Hatırlanırsa Türk Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu “KDP müttefikimizdir, PKK’ye karşı ortak operasyonlarımız olacak” dedi. Bunun ilk pratikleşmesi de Şengal’de hayata geçti.

İyi izleyenler görecektir ki; Barzani tekçi iktidarı her başı sıkıştığında ‘bağımsızlık ilanı’ söylemine sarılmakta ama bir türlü bunu ilan etmeye vardıramamaktadır. Bu durumu sadece içine girdiği ekonomik, siyasi, sosyal çıkışsızlıktan kurtulmanın aracı yapmaya çalışmaktadır. İnsan düşünen bir varlıktır. Ancak gelişmelere karşı verilen tepkilere bakınca insan bazen aklından şüpheye düşüyor.

Şu ana kadar Barzani hep bağımsızlık yanlısı, PKK öncülüğündeki Kürt Özgürlük hareketi ise işbirlikçi olarak lanse edilmektedir. Bu ne mene bir şeydir ki, bağımsızlık yanlısı KDP elinde bulundurduğu toprakları Türkiye başta bölgenin sömürgecilerine peşkeş çekmekte, Türkiye’ye birçok askeri kamp yeri vermiş bulunmakta, yeni kamplar da yolda. Gelişmelere baktığımızda Irak’tan kopan KDP Türkiye’ye bağlanıyor adeta.

Barzani verdiği sözün arkasında durmakla tanınan bir şahsiyet. O zaman “bu topraklarda bir daha kardeş kanı dökülmeyecek” sözüne sadık kalmalı ve Şengal’de hazırlanan Ezidi katliamından derhal vaz geçmelidir.

Şengal saldırısı tam da KDP’nin  ve Türk devletinin eğittiği paralı çeteler ve kontraların saldırısı biçiminde gerçekleşmiştir. Mesut Barzani’nin Türkiye ziyaretinden sonra Kuzey Kürdistan’da KDP’ye yakın marjinal partiler de referandumda boykot yapacaklarını açıklamışlardır. Kuşkusuz Kürdistan’da boykotun AKP’ye, yani ‘evet’e destek olduğunu herkes bilmektedir.

Türkiye devleti rojava sınırına duvar ördü. Barzani Güney Kürdistanla Rojava arasındaki tek geçiş noktası olan Smelka kapısını yıllardır kapalı tutuyor. Amaç Rojava Kürtlerini aç bırakarak kendisine mecbur etmek. Bu tipik bir egemen tutumu, yoksullar açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Yine Barzani aynı tutumu Güney’de de uyguluyor. Aylarca memurlara maaş ödemiyor. Ama kendi aşiret mensupları büyük bir israfın içinde debdebeli bir hayat yaşamaya devam ediyorlar.

Ticari ilişkilerinin belirleyici bölümü Türkiye ile, yatırımları Türkiye’de. Tayyip’i kızdırırsa büyük paralar kaybedebilir. Çünkü bu milyarların büyük kısmı kara para, kayıt dışı para. Üstüne üstlük Tayyip’le din kardeşliği de işin cabası.

Barzani’yi içine girdiği kirli ilişkilerden kurtarmak adına Türkiye’de kurulu ve KDP’ye yakınlığı ile bilinen, hiçbir siyasi iradesi kalmamış, tamamen yalakalığa ve maddi çıkara dayalı ilişkiler içindeki marjinal küçük partiler ve PKK kaçkınları, PKK’nin saldırı başlattığını propaganda etmekte, Türkiye’de ise referandumda boykot kararını açıklayarak Kürt halkının kafalarını bulandırıp sandıktan uzak tutmaya çalışmaktadırlar.

Dikkat edilirse Bunlar AKP-MHP faşist iktidarı tarafından Kürt şehirlerinin yakılıp yıkılmasına, binlerce siyasetçinin tutuklanmasına, belediyelere kayyum atanmasına hiçbir zaman samimi bir protesto bile yapmazlarken, şimdi de TC eliyle Kürdistan’ın neredeyse bütün parçalarında başlatılmak istenen yok etme amaçlı saldırılara da bu tutumlarıyla onay vermektedirler. Bu tutumun adı ideolojik mücadele değil ihanettir. Bu ihanet şebekeleri mevcut tutumlarıyla ve KDP-AKP eliyle Ezidi halkına yönelik geliştirilmek istenen soykırıma da ortak oluyorlar. Yine aynı zamanda soykırımcı sömürgeci sistemin Kürdistan’daki uzantıları haline geliyorlar.

Kürt halkı bir zulüm iktidarı olan faşist AKP-MHP iktidarına tutum almayan bu grup ve kişileri unutmayacaktır.

KDP’nin Kürt düşmanı ve Kürtlere zulüm yapan bir iktidarla bu kadar ortaklık yapması tarihe not düşülmesi gereken bir durumdur aslında. Barzani yıllardır meşru olmayan bir yönetim ile iktidarı elinde tutarken tek destekçisi Erdoğan oldu. Şimdi o da Kürt halkına verdiği “kardeş kanı dökmeyeceğiz” sözünü unutarak; Kürt tarihine daha şimdiden ihanet ilişkisi olarak geçecek ilişkiler içine girmekten çekinmemektedir.

Yıllardır tüm Kürdistan parçalarında ulusal birlik sağlamak amacıyla ulusal kongre toplama girişimleri olmasına karşın, bir türlü sonuç alınamamaktadır. Sömürgeci devletler bunu engellemek için her girişimi yaptılar ve yapıyorlar.

Bu konuda  KCK eş başkanı sayın Bese Hozat’ın şu belirlemesi hayati önemdedir;

“…Kürtler Birliği’ni sağlarsa sömürgecilik yenilecek, inkâr-imha siyaseti tarihe gömülecek, Kürdistan özgür olacak, sömürgecilik Kürdistan’dan sökülüp atılacak ve artık tarihe karışacak. Hiçbir sömürgeci güç artık Kürtlerin inkârı, imhası üzerinden bir politika, bir siyaset yapamayacak ve sömürgecilik bitecek. Türk devleti bunu bildiği için Kürtlerin ulusal birliğini sağlamaması için her şeyi yapıyor ve bu konuda da en fazla sarıldığı şey Kürt işbirlikçiliğidir. Kürtlerin içerisinde o tarihsel ihanet damarıdır, işbirlikçi gelenektir. Sımsıkı sarılmış ona ve onu sürekli yanında tutuyor, kendi hizmetine koyuyor, tüm sömürgeci, soykırımcı planlara dâhil ediyor ve ona dayanarak soykırım siyasetini, inkâr-imha siyasetini Kürdistan’da Kürtler üzerinde yürütüyor, uyguluyor.

…Bir tarafta dünyada hayranlık uyandıran gerçekten muhteşem bir direniş geleneği, bir taraftan da büyük bir utanç olan, insanın nefret ettiği bir ihanet ve işbirlikçilik damarı geleneği. Mesela bu olmazsa Türk devleti Kürdistan’da katliam mı yapar? Bu işbirlikçilik olmazsa bugün AKP-MHP faşizmi Cizre’yi, Nusaybin’i ve köylerini, Sur’u, Şırnak’ı, Gever’i yakıp yıkar mı? On binlerce Kürt siyasetçiyi zindanlara mı tıkar, siyasi soykırım mı yapar, Kürtlere kültürel, fiziki soykırım mı uygular? İşbirlikçilik olmazsa bunu yapamaz. Bundan cesaret alarak yapıyor. İşbirlikçilik olmazsa AKP, Türk devleti cesaret alıp Cerablus’a, Bab’a, Mınbiç’e mi saldırırdı, tehditler mi savururdu? Rojava üzerinde, dört beş yıldır Rojava devrimini tasfiye etmek için politika plan mı yapardı işbirlikçilik olmasaydı. Yapamazdı.

TC bugün siyasi, ekonomik ve askeri olarak Güney Kürdistan’ı işgal etmiş durumdadır. Yine Güneyli siyasal partiler iktidarın paylaşılması konusunda çelişki içindedir. Her Güney şehrinde adeta ayrı bir devletçik var.  Yoksul halk adeta açlıktan kırılıyor.  Bağımsızlık ilanı yapacağını söyleyen KDP şunu iyi bilmeli, PKK’nin zayıflaması kendilerinin bitişi olur aynı zamanda. Bugün eğer bölgede bir itibar sahibi olmuşlarsa bunu PKK’nin mücadelesine borçludurlar. Hele bir düşünün PKK önderliğindeki Kürt Özgürlük Mücadelesini yenmiş bir AKP acaba Barzani’ye kaç gün yaşam hakkı tanır? Umuyoruz ki bu gerçekliği KDP’de görüyor ve tutumunu da bu gerçekliğe göre yeniden gözden geçirir.

Minbiç ve Şengal saldırılarının aynı zamana gelmesi umarız bir tesadüftür. Umarız KDP AKP ile içine girdiği kirli çıkar ilişkilerinden bir an önce kendisini kurtarır. Tersi durum ikisinin birlikte ihanetlerinden dolayı halklarımıza hesap vermesiyle sonuçlanacaktır. Belki bugünkü ihanetçi tutumuyla KDP,  AKP faşizminin ömrünü biraz uzatır, ancak ikisi de direnen halkların tokadından nasiplerini alacaktır.

KDP tüm Kürt siyasal yapılarını görmezden gelerek tek başına bırakalım bağımsız Kürdistan kurmayı, özerk bir Erbil bile yaşatamaz.  Kürt peşmergesi de yüzü iyice açığa çıkan işbirlikçi siyaseti mutlaka cezalandırır ve kendi kardeşine silah sıkmaz. KDP için tek çıkar yol halkı ile barışarak ulusal birliği sağlama yolunda samimi adımlar atmaktır. Tersi tutum affedilmez tarihsel hatalara yol açar. Tersi tutum ihanet yolundan kurtulma umutlarını da yok eder.

Yorumunuzu yazınız