PAYLAŞ

Yangınlar ülkesinin yanan çocuklarıyız. Ateş sadece düştüğü yeri mi yakmalı? O hepimizi yakıyor. Sustukça daha çok yanıyoruz. Tek tek ya da çok çok.. Yangınlara sustukça daha çok yangın çıkarıyorlar.

Şair, “Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu” diyordu.

Memleket çocuklarına yangın yeri olmuş, külleri yüzümüze savruluyor, gel de “acıyı bal eyle”..

Önlenebilir sebeplerden ötürü çocuklar devletin koruması altında bir bir, on on ölüyorlar. Ama önlemiyorlar sonra da kalkıp “kader” diyorlar, celladın yangın içinde can almasına yol veriyorlar.

Gel de ağıtlardan umut yeşer…

2015’de, Kulp’ta altı çocuk, “Tekbir” getirmeyi öğrenirken yandı. Adları; Muhammed, Sabahattin, Serhat, Suat, Şahin ve Nurmuhamed.

1993’te Sivas’ta bir otelde çocuklar dahil otuz beş insan ise “Tekbir” eşliğinde yakılmıştı. Adları; Koray, İnci, Handan, Serkan ve daha nice Yaseminler..

2008’de Konya’da on dokuz kızımız, ellerinde Kuran ile namaz kılarken kül oldular. Adları; Leyla, Sema, Elif, Sema, Rukiye Sema, Teslime, Ümmünur, Fadimana, Hatice, Fadime, Şerife, Cennet, Zehra, Huriye, Hatice, Teslime, Şerife ve Şehnazlardı…

2011 yılı ve mevsimlerden Kış’tı. O karanlık soğuk gecede Roboski’li çocukların üzerine kar yerine bombalar yağmıştı. Yanık bedenlerinin kokusu dağları sarmıştı. Yanmış çocuk ve genç bedenleri, çukurlara sıralı dizildi. Adları; Seyit, Özcan, Mehmet, Nevzat, Hamza, Şervan, Cemal, Osman, Şivan, Bilal, Mehmet Ali, Nadir, Mahsun ve daha nice Zeydinlerdi…

Şimdi Aladağ’da on bir kız çocuğu ve bir eğitmen bir cemaat yurdunun kilitlenmiş kapılarının ardında yandılar. Adları Sare, Sema, Gamze, Bahtınur, Nurgül, Tuğba, Sümeyye, Cennet, Sevim, İlknur Maden ve Zeliha’ydı.

Bahtınur kızın bahtı nur olmadı. Yangın karanlığında vicdanlarımıza düşen kora dönüştü. Cennet kızımıza, cehennemi yaşatanlar ise şimdi onun için “mekânın cennet olsun” diyorlar.

Ateşte oyuna duran çocuklarımız, devletin oyunlarında kül olup savruluyor. Yangın yerinde, çocuklarımıza tuzak gibi oyunlar kuruluyor. Çocuk yaşamlarına kurulmuş kumpaslar ve ölümlere yol veriliyor.
Kim Koruyacak Çocukları ?

Barınma ve yaşam hakkı güvencesine sahip olması gereken çocuklarımızı, önlenebilir yangınlara karşı korumayan bir devletle karşı karşıyayız.

Çocuklar Aladağ’da cemaatlere ait bir yurtta yanarak ölüyor. Hepsi çevre köylerinin yoksul çocuklarıydı ve yangınlar ülkesinde öldüler. Diğer yangınlar olduğu gibi, yanmış canların kokusu sardı içimizi… “Kaza değil, cinayettir“ diyemiyor dilleri.

“Özel Yurtlar Yönetmenliği” diyor ki; “Yurtlar sadece Lise ve Yükseköğretim öğrencileri için açılabilir!” Oysa Adana’da yanan çocuklarımız ortaokuluydu!

Her ölüm vicdanlara derin bir sızı, akıllara iz, topluma “gör” diye adaletin gözünü bırakıyor. Ateştekilerin umuda dönüşecek ağıtları söylensin, cinayetler önlensin diye..

Öyleyse…

Yangın yeri ve bu sosyal cinayetler hasıraltı edilmemeli. Buna izin verilmemelidir. Sorumlular aklanmamalı. Tarikat evleri ve cemaat yurtları kapatılmalı.

Vicdan bu toplumsal davaların avukatları olmalı ve önlenebilir ateşlerde ölüme gönderilenlerin haklarını savunmalı.

Öğrencilerin “Kamu Yurtları” talebi “bütçe yok” deniliyor. Cemaatlerin kucağına atılıyor. Çünkü siyasal İslamcı bu cemaat yurtlarında kalan öğrenciler, mezhepçi teolojilerine ve ideolojilerine göre şekillendiriliyor ve yetiştiriliyor.
Çocuklarımız yangın ülkesinde ölmesin diye, adaletin ve vicdanın savunmasını yüksek sesle okumalıyız. Sağırlaşmış vicdanların kulakları açılsın, ideolojik ve teolojik perdelerle körleşmiş gözler görebilsin diye..

Görebilsin ki, Madımak’ta, Roboski’de, Kulu’da, Konya ve Adana’da, hiçbir karabulut örtmesin işlenmiş bu günahları ve ahlaksızlıkları..

Yangın yerine dönüşmüş memleket ve çocuklar yanıyor. Cinayet pusuları çocuklara kurulmuş… Yanmış çocuk bedenlerinden uçan küller sarıyor şehrin dört bir yanını… Boğazlarda düğümleniyor yangınların acısı…

Çocuk bedenlerini saran yangının değil, devletin ateşidir. Eskiler çocuklarını okula kayıt ettirirken “öğretmenin eti senin kemiği benim” derdi. Bugün çocuklarımızın eğitimleri dine, barınma hakları cemaat yurtlarına, canları yangın ateşlerine teslim ediliyor.

Kimi elindeki kalemle, kimi çantasıyla, kimi Kuran’ı ile yanıyor. Kimi yazı yazarken, kimi şarkılar söylerken, kimi resim yaparken yanıyor. Biri semah dönerken, diğeri namaz kılarken yanıyor. Yangın yerine dönüşmüş memlekette ölen çocuklarımız. Ya öldürenler?

Yangın ülkesindeyiz.. Bulutlar kararıyor.. “Yağmur olup söndürmeli şu ateşi” diyor öfke.

Kurtarmalı toprağa düşen umutları, söndürmeli tenimizi saran karanlığın ateşini…

Yangın ülkesinde çocuklarımız yine toprağa verilecek ve toprak yine utanarak ve nefessiz kucaklayacak yanmış çocuk bedenleri…

Artık ateşin içinde sessizce vedalaşmalara son vermek ve toprağı utandırmamak için, sağır, korkak, dilsiz ve kör olmamalı vicdan..

birgün

Yorumunuzu yazınız