PAYLAŞ

Ali ERDOĞAN

Her ülkede değişik zamanlarda bayram yapılır. Küskünler barışır, ziyaretler yapılarak hasretler giderilir. Kin ve nefrete son verilir. Herkes yeni bir sayfa açar yaşamında. Barış içinde yaşamaya vesile olur bayram. Bayrama bir iki gün kala hazırlıklar yapılır. Bayram günü herkes erkenden kalkar. Kendi inanış ve törelerine göre bayramı kutlar. En temiz giysiler giyilir. Büyüklerin elleri öpülür, bayram harşlıkları beklenir. Çocuklar grup halinde komşuları gezer. Şeker bayramı ise şeker toplanır. Komşuya bayram ziyaretlerine gidilir. O ortamda bir mutluluk havası eserdı. Bayramlar böyle yaşanırdı çok seneler önce.

Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım bayramı bulmak için akşamdan yatağıma uzandım. Çocukluğumda yaşadığım bayramı bulmalıydım. Düşümde kendimi köyümden buldum. Erken kalkmıştım. Temiz giysilerimi giymiştim. Annemin elini öpmüş haşlığımı beklemiştim. Annem beni öptükten sonra, koynunda bir çıkın çıkardı, içinde 25 kruş çıkarıp bana vedi, “çok bayramlar göresin canım oğlum” demeyi ihmal etmedi. O gün 25 kruş büyük paraydı. 25 kruşumu avucuma koydum, mahalledeki arkadaşlarımın yanına gittim. Maksadım arkadaşlarıma 25 kruşu gösrterip övünmekti. Telefonun çalmasiyle uyandım. Elim kapalıydı. Paramı tutuyorum sandım. Açtım, boştu…..

Yatağıma yine uzandım, ille de o bayram neşesini tatmalıydım. Düşler deryasına daldım. Nerde bulmalıydım bayramı? Olsa olsa camide olur. Çünkü bir ay oruç tuttular düşüncesiyle, camiye vardım bayramı sormaya. Almadılar beni içeri, “aptessizsin” dediler. Kiliseye vardım. Seni tanımıyoruz dediler. 72 milleti aynı nazarla gören Cemevine gittim bayramı bulmaya. Beni buyur ettiler içeri. Ne aradığımı sordular. Anlattım maksadımı. Yaşlı bir Eren: “Bulamamazsın o eski bayramları. Bayram “Hakka” yürüyeli on seneyi geçiyor. Bayram nasıl gelsin be oğul? Bir ülkede, bizzat devlet, tankıyla, uçağıyla kendi köylerini, kasabalarını ve şehirlerini bombalarsa; taş üstünde taş bırakmazsa, yaşıyan halkı göçe zorlarsa o ülkede bayram olur mu? “Açma kutuyu söyletme kötüyü” yavrum. Bu ülkede ölüm var, gözyaşı var bayram uğrar mı? Öldürülen bir kadının cenazesı günlerce yerde bekletılıyorsa, öldürülen çocuk defn edilmediği için kokmasın diye buzdolabına konulan bir ülkeye bayram uğrar mı?” dedi ve gözlerinden iki damla yaş belirdi, uzaklaştı daha fazla konuşamadı. İlerde oturan bir ana sözü aldı: “Sayğılı kardeşim, bir ülkede okul harşlığını temini için, yıllarca yapılan yük taşımaya giderken o ülkenin silahlı kuvvetlerince körpecik bedenler pare pare ediliyorsa ve yapanlar yargılanmıyorsa, o ülkeye bayram gelir mi? Hangi birini anlatayım? Bir ülkede vatandaşım dediğin yüzlerce bireyleri bir bodrumda kıstırıp kimyasal silahlarla öldürüp cenazeleri değişik adreslere taşınıyorsa; Ülkenin en üst düzey yetkilisi vatandaşına “ya baş eğeceksin ya baş verecesin” diyorsa o ülkede bayram olur mu?”dedi ve sustu.

Benim ki, Kürt inadı olsa gerek, ille de bayramı görmeliydim. Deniz herkesi bağrına basar. Olsa olsa bayram ordadır düşüncesiyle deniz yolunu tuttum. Karşılaştığım her bireyde bayramı sordum. Sandılar ki, bayramlarını kutluyorum, “sizlere de iyi bayramlar” diyerek yollarına devam ettiler. Kıyı hayli kalabalıktı. Yanımda duran birine sordum: Bayramı buldunuz mu?  “Bayram kim? Arkadaşın mı? Ara bulursun” dedi. Erenler’den olduğunu tahmin ettiğim pala bıyıklı bir başkası söz aldı: “Kardeş, ülkemizde her şey yapma çiçek gibidir. Gerçeğe benzer ama yapmadır. Bayram yok, varmış gibi kutlama yaparız. Örneğin: laikliğin ası uygulanmaz, ama laik bir ülke olduğumuzu söyleriz. Ülke kan gölüne dönmüş sen bayramı arıyorsun. Değirmen suya gitmiş sen “şakşakı” arıyorsun misali” dedi.

Bu sohbet devam ederken, yanı başımızdan gazetesını okuyan biri başını kaldırdı: “Size Ozan Can Yücel’den bir dize okuyayım” dedi. “Farkında olmalı insan / Ömür dediğin üç gündür / Dün geldi geçti yarın meçhuldur / O halde ömür dediğin bir gündür, o da bu gündür” dedi ve ekledi: “herşeyin anahtarı sevgidir. Sevin birbirtinizi. Başta kendinizle barışık olun. Ve çıplak ayakla ilk defa bastığınız toprağı (vatanınızı) unutmayın” dedi ve gazetesine yine döndü. İlerde bizi dinleyen gençlerden bir katıldı sohbete: “Amcalar, herşey değişiyor. Değişmeyen tek şey değişimdir. Diyalektiğin bir kuralı vardır: “babamdan ileriyim ama, oğlumdan geriyim” der. Gençler uyanıyor. Liseliler ve Üniversite öğrencileri tepkilerini dile getiriyorlar. Bu yetmez. Siz büyüklerimiz gençlere köstek olmayınız. Ezilen tüm kesimler birleşmeli, esnafı, işçisi, memuru, sağcısı solcusu, demokratı bir çatı aldında birleşmeli. Evrensel demokratik kurallar içerisinde silahsız tepkisini dile getirmeli. İşte o zaman bu amca aradığı bayramı bulur. Bu ülke bizim,   hepimizin. 23 yaşında gemi filosuna sahip olanların değil. Ayakkabı kutularında halkın alın terlerini istif edenlerin hiç değil” dedi sohbete noktayı koydu. Eşim beni dürterek uyandırdı. “Hergün erken kalkardın, nedir bu bitmeyen uykun? Ter işerisinde kalmıştım. Bayram arayışım böylece sonlandı. Sizler bayramı buldunuz mu? Bayramı yaşadınız mı? Ben bulamadım…..

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız