PAYLAŞ

Ali Kenanoğlu Evrensel gazetesindeki köşesinde “Ramazan saldırıları ve Avrupa Birliği”ni yazdı.

 

Sünni ve Şii Müslümanların oruç tuttukları ay olan ramazan ayında ritüel haline gelmiş birçok uygulama bulunmaktadır. Bunları, ramazan davulcusu, ramazan pidesi, iftar protokolleri, güllaç başta olmak üzere saymaya devam edebiliriz.

Son yıllarda ramazan ritüellerine bir yenisi daha eklendi; ramazan saldırıları. Bu saldırılar aslında yeni değil ama bu kadar meşru olarak ele alınması ve ülkeyi yönetenlerin, güvenlik güçlerinin saldırganları koruyup kollayıp, saldırıya uğrayanları suçlaması artık bu işi bir iki meczubun işi olmaktan çıkartıp meşru bir ramazan ritüeli haline gelmesine yol açmıştır.

Oruç tutmak bir ibadettir, ibadet ise inanan insanın inancı gereğince yerine getirdiği bir vecibedir. Hemen hemen her inançtan farklı gün ve farklı şekillerde oruç vardır. İlgili inanca inanan insan inancının gereği olan orucunu tutar veya tutmaz. O inanca mensup olmayan insanlar ise yani sizin inandığınız şeylere inanmayan insanların ise hiçbir şekilde bu tür yükümlülükleri yoktur, olamaz.

Şimdi siz inancınızın gereği oruç tutuyorsunuz, ibadetinizi yerine getiriyorsunuz, sizin gibi inanmayanlara da, “Niye biz oruçken siz oruç tutmuyorsunuz, yiyorsunuz, içiyorsunuz, eğlence yapıyorsunuz, piknik yapıyorsunuz” diyerek saldırıyorsunuz.

Hadi siz meczupsunuz, bu tür saldırıları olmayan aklınızla kendinizi kontrol edemeyerek o delirmiş halinizle gerçekleştiriyorsunuz, peki bu belediye başkanlarına, polislere, yargıçlara, kaymakamından valisine, başbakanından cumhurbaşkanına size ne oluyor kardeşim. Bu tür meczupluklara niye ses çıkartmıyorsunuz. Siz niye bu meczupları koruyup kollayıp saldırıya uğrayanları “suçlu, tahrikçi” ilan ediyorsunuz. Yoksa sizde mi diyeceğim ama dilim varmıyor!

Ramazan saldırıları olanca hızıyla sürüyor; her gün ramazan davulcusunun gecenin bir yarısı sessiz sokaklarda uykunuza dalmışken en güzel melodiyi bile kaldıramayacak vaziyette uyuyorken, o iğrenç gürültüsüyle kulaklarınızı tırmalayışı gibi devam ediyor. Kimisi bizi “hayvan” ilan ediyor, kimisi pikniğimizi basıp tehdit ediyor, kimisi eğlence mekanlarını, kimisi konser salonlarını, kimisi sokak ortasında sigara içenleri, kimisi lokantada yemek yiyenleri.

Çok yakında belediyelerin kurduğu ramazan davulcusu timleri gibi “ramazan saldırısı timleri” de kurulacaktır. Mevcut saldırılar karşısında belediye başkanlarının tutumlarına baktığımızda bu ihtimale de şaşırmamak gerekir.

Ülkemizde yaşayan Aleviler, Hristiyanlar, Ateistler ve bilumum Müslüman olmayanlar ritüel haline gelmiş olan bu saldırıların hedefi olurken ülkenin yetkilileri hâlâ saldırıya uğrayanları suçluyor ve saldırganları koruyorlar.

Ramazan saldırganlarını koruyanlar sonra da kalkıp “Bu Avrupa Birliği var ya, işte onlar bizi Müslümanız diye birliğe almıyorlar” diyerek hömkürüyorlar. İnsanlar haklı, sizi niye alsınlar ki; hadi ekonomik, politik tüm meselelerde uyum sağlasanız bile sırf bu yüzden yani sırf sizin bu Müslümanlık anlayışınız ve uygulayışınız yüzünden Avrupa Birliğine almazlar, almamakta da haklılar.

Önce siz ülkenizde bulunan ve sizin gibi inanmayan insanlara karşı saygılı olacaksınız, önce onların haklarını hukuklarını savunup bu tür meczup saldırılara karşı güvenliklerini sağlayacak ve saldırganlara gereken cezai işlemleri yapacaksınız. Ondan sonra kalkıp Avrupa Birliği’ne laf söyleyeceksiniz.

Karşınızdakiler sizin yüzde 50’nize benzemiyorlar, çünkü sizin yüzde 50’niz o ülkelerden her türlü inançsal ritüelini rahatça yerine getirirken Hristiyanların özel günlerinde de saldırıya uğramıyorlar.

Bilmem anlatabildik mi reis!

Yorumunuzu yazınız