PAYLAŞ

Basina ve kamuoyuna

TRT’de Ramazan ayı dolayısıyla iftar öncesi yayınlanan ‘Ramazan Sevinci’ isimli programa katılan Prof. Dr. Mustafa Aşkar, ‘namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır’ diyerek başta Aleviler olmak üzere, tüm farklı inanç kesimlerine hakaret etmiştir.

Ayrıca Aşkar bu sözlerin ayette yer aldığını söyleyerek, insan dışında bir varlığın alnının secdeye gelmediğini, insanın ‘namaz ergonomik’ yaratıldığını ve bu yüzden secde ettiğini söylemiştir…

Aşkar konuşmasının devamında; “Ben düz söyleyeyim, ayette de bunu söylüyor, ağır gelmesin, yani namazı hayvanlar kılmaz, namaz kılmayan hayvandır” diyerek namaz kılmayan Alevilere hakaret etmiştir.

Bu ‘insan müsveddesi zatın, bir devlet kanalını kullanarak farklı inanç ve kültürlere hakaret etmesine yetkililer seyirci kalmıştır.

Aradan geçen zamana rağmen bu şahıs hakkında herhangi bir işlem yapılmamıştır.

Ayrıca namaz kılmayan biz Alevi yurttaşların da vergileriyle yayın yapan TRT, Alevi toplumuna, farklı inanç kesimlerine hakaret edilmesine göz yummuştur.

Buradan Hükümete soruyoruz? Aynı üslup ve dili asla tasvip etmemekle birlikte, bir gün birisi kalkıp kamusal alanda “Namaz kılan hayvandır” gibi bir ifade kullansaydı, acaba yetkililer ve medya böyle sessiz olur muydu?

Alevilerle ilgili bir fetva kurumu olan DİB Diyanet İşleri Başkanlığı nazik bir açıklamayla konuyu geçiştirir miydi, merak ediyoruz?

Alevilere karşı adı konmamış bir saldırı furyası başlatılmıştır. Aleviler kamusal alandan uzaklaştırılmak istenmektedir. Adana’da Alevi örgütlerinin pikniğine neden oruç tutmuyorsunuz diye saldıran gericilere valilik ve yetkililer her hangi bir işlem yapmamıştır.

Anlaşılan Alevilere yönelik her tür saldırı cezasız bırakılarak meşrulaştırılmak isteniyor.

Biz Aleviler Kerbela’da Emevi’lerle başlayan katliam ve ötekileştirme siyasetinin Cumhuriyete kadar aralıksız devam ettiğini biliyoruz ve tanığıyız.

Bu Devletin Alevi hafızasının; Yavuz Selim’in Şeyhülislamı Müftü El Hamza, yada Kanuni döneminde Ebussuud Efendi’nin veya Fevzi Çakmak, Şükrü Kaya, Mahmut Esat Bozkurt’un Alevilerle ilgili verdiği fetvalar ve raporlarda saklı olduğunu biliyoruz.

Oluşturulan tarihsel bellekte, Alevileri Din dışı düşman ve katli vacip gördüğü için, Aleviler devlet için hep katli helal, hakaret edilmesi gereken unsurlar olmuşlardır.

Anadolu’da Türkmen Alevileri için; “Kızılbaşların canları, malları helâldir, onlarla savaşırken ölmek şehitliğin en yücesidir” fetvasını veren Ebussuud Efendi’den, Dönemin Başbakanlığını yapan Erdoğan’nın Büyük bir saygıyla bahsettiği bilinmektedir.

İstanbul’da yapılan 3. köprüye, Yavuz Selim adının konulmasının tesadüfü olmadığını, Alevilere her köprüden geçtiğinizde Katilinizi hatırlayın cinsinden bir gözdağı ve hatırlatma olduğunu ve bunun suni devlet aklının bir gereği olarak yapıldığını biliyoruz.

Gezi sürecinde başbakan Alevileri hedef göstererek “Camiye ayakkabıyla girdiler” diye aylarca toplumu kutuplaştırılarak, Aleviler hedef haline getirilmiştir.

Soruyoruz? Camiye bu kadar hassasiyeti olan Erdoğan, TRT kanalından Alevilere hakaret edildiğinde, neden tek bir söz ağzından çıkmamakta ve bu ahlaksız Profesöre soruşturma gereği dahi duymamaktadır?

Sivas katliamı gibi bir insanlık suçunun zaman aşımına uğramasına “hayırlı olsun” diyen Erdoğan’ın, katillerimizi kollama çabası dikkatimizden kaçığı sanılmamalıdır.

Güvenli bölge adı altında Dersimde Alevilerin inanç merkezlerini yasaklayan, Cem evlerimize postallarıyla giren, Tokat’ın Erbaa ilçesindeki Keçeci Baba Türbesi’ni camiye çevirerek kadrolu imam atayan…

Yine Çorum’un Osmancık İlçesi’nde Koyun Baba Türbesini Müftülüğe Kuran Kursu olarak tahsis eden zihniyetin, Şah-ı Şehidan Hüseyini katleden zihniyetle aynı olduğunu biliyoruz.

AKP hükümetleri döneminde İnancımıza, Cem evlerimize, Ziyaretgahlarımıza yönelik aşağılama ve fiili, sözlü saldırılar bir devlet siyaseti haline getirilmiştir.

Çok sayıda Alevi çalıştayı yapan AKP hükümetinin, alevi açılımından Alevilere düşen; hakaret, asimilasyonun derinleştirilmesi ve Kültürel soykırım politikaları olmuştur.

Bir devlet siyaseti haline getirilmeye çalışılan ve kendisi gibi inanmayan, düşünmeyen tüm halklar ve inançlara acımasızca saldıran bu zihniyet, Emevi ve IŞİD zihniyetidir.

Değerli basın mensupları

Biliyorsunuz içinde bulunduğumuz ay, yakın tarihimizde Alevi katliamlarının yoğun yaşandığı aydır. 1966 Ortaca, 1980 Çorum ve 1993 Madımak katliamlarının yıldönümleridir. Alevi katliamlarının anma günlerinin yaklaştığı bu günlerde devlet, katliamlarla yüzleşmelidir. Yıldönümleri vesilesiyle alevi katliamlarının hesabının mahşere kalmayacağını hesabının sorulacağını ve bu yıl Madımak ve Çorum katliamlarını güçlü bir şekilde anarak katledilen canlarımızı unutmadığımızı bir kez daha alanlarda haykıracağız.

Biz Demokratik Alevi Dernekleri olarak hükümete sesleniyoruz! Alevilere yönelik saldırı, taciz ve ötekileştirici dilden uzak durun. Alevi toplumu sahipsiz değildir.

Alevi toplumuna küfür ve hakaret edenlerin derhal yargı önüne çıkarılmasını bekliyoruz. 20.06.2016

DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ

 

Yorumunuzu yazınız