PAYLAŞ

Umur Talu Habertürk gazetesindeki yazısında gündeme değindi ve Her gün kanarak, kanayarak diyerek yaşanan savaş sürecini anlattı…

 

Her akşam kanarak uyuyan bir memleket, her sabah kanayarak uyanıyor.
Ve bütün bu ahval ve şerait içinde, “Tek kişi” hep haklı, hep doğru, hep bir bilen…
Başkaları hep hain, hep şer, hep yanılan, hep yanıltan, hep hatalı, hep yanlış, hep kötü.
O yüzden “Tek kişi” her gün Batı’dan Doğu’ya, “Üst Akıl”dan “geri zekâlılar”a, “akademisyen müsveddeleri”nden “gazeteci teröristler”e, “Ana muhalefet”ten “ana olmamış kadınlar”a, herkese herkese kızıyor; her saniye her saniye kesintisiz ders veriyor.
Daha düne kadar bu ülkede, bu iktidar partisinden başbakanlık yapmış, yıllardır iktidarın Dişişleri’ni yürütmüş Davutoğlu bile “propaganda ve karalama çukurları” tarafından “Reis’i yanıltan kişi” olarak lanetleniyor.
Bakın, aklını, ruhunu, muhakemesini, vicdanını kazanmaya çabalayan bir ülke umudumuz vardı.
O ülke aklını yitirdi, ruhunu kararttı, muhakemesi kalmadı, vicdan zaten sürünüyor.

***

Bu ülkeyi isteyen kafasında, hesaplarında her gün bölebilir.
Ama isteyen de şu iki insanı yan yana koyar; onların cenazesine sarılan anaları, onlar için göğe ve gökte birbirine karışan ağıtları ayırmaz.
17 yaşındaki Rozerin Çukur. Başından vurulduğu Sur’da 5 ay sonra ancak DNA’sından tespit edildi. Annesi kızını ancak 5 ay sonra toprağa verebildi. Mezarı hazırdı. Tabuta sarılı gelinliği de.
Şerife Özden Kalmış. Önceki Cumhurbaşkanı’nın korumalığından sonra Midyat’a tayin olmuştu. 6 aylık hamileydi. Dünyaya bir can verecekti. “Canlı bomba” saldırısında karnında bebeğiyle birlikte can verdi. Üç siville ve 4 yaşındaki minik Elif’in annesi polis Nefize Özsoy ile birlikte.

***

“Tek kişilik ülke” cennetle uyuyor, cehennemle uyanıyor.
“Şehit polisler”in cenazesinde, bir fotoğraf karesinde Başbakan’ın yanına kadar sokulabilmiş bir kişi, bir sonraki karede Ana muhalefet partisi Genel Başkanı’na mermi fırlatabiliyor.
“Terörü, teröristi lanetleme” biçimimiz böyle akıl dolu işte!
Çünkü iktidarın en “Başkanlıkçı” milletvekilinin dahi, “Yapmayın, etmeyin. Cezaevinde hepimiz herkesi ziyaret ettik. İstismar etmeyin” deyip dayanamadığı meselede, “Başkan” Anamuhalefet liderinin, üstelik “dokunulmazlık siparişi”ni desteklemiş olan bir kişinin sözlerinin bir kısmını kullanmakta beis görmedi.

***

Nasıl bir nefret, kin, intikam cumhuriyetidir bu?
Tamam, elbette “terör” var.
Ama meselemiz sadece “terör”ün yarattığı kanama mı yoksa her gün, her an, her şeye “kana kana” kanayan, sürekli gerilen, gerileyen bir memleketin ortak akıl, ortak muhakemede, ortak vicdandan çok uzaklaşması, zaten her gün her meselede yarılması, paramparça olması mı?

***

Kendini, birbirini de kandırarak, bir zamanlar yarattığı “yurtta barış, cihanda barış” umudunu “yurtta kanayan, cihanda kanayan” bir memleket yaratarak “toplu mezarımız”a gömmüş iktidara oy verenler farkında mı?
Bir zamanlar “askeri vesayet”e isyan etmiş iktidar, şimdi “militer vesayet” yoluyla kendini tahkim ediyor.
O arada nice mensubunu, ortağını çöpe atmış…
Daha önce “karşıt” saydığı kimi unsurla hemhal olmuş…
Partinin demokrasi mücadelesinde bulunmamış kimi devşirmeden bir yeni-çeri kadrosu kurmuş…
Ve bir zamanlar karşı çıktığını söylediği “Emasya protokolü” ve benzeri 28 Şubat-12 Eylül malzemelerine sarılmış.
Terörü, vahşeti lanetleyeceğiz, elbette.
Ama bu aldana aldana, kana kana kanamayı nasıl yazacak Tarih?
Bu kadar aldanma-aldatma, kin ve nefret hummasında aklımız nasıl başımıza gelecek…
Başımıza daha neler gelecek…
Neler gelecek daha başımıza?

***

Bir anne cesedine ancak 5 ay sonra bulabildiği kızını tabutuna gelinlik sarıp toprağa veriyor…
Bir polis, polis karısını, karnındaki 6 aylık bebekleriyle birlikte, bayrak sarılmış tabutuyla toprağa veriyor.
Bu ortak acılara aynı duyguyla sarılmayı değil, paramparça yarılmayı “birlik, beraberlik, bütünlük… beraber yürümek, beraber ıslanmak bu yollarda” sanıyoruz.
Öyle kanarsak…
Böyle kanıyoruz!

Yorumunuzu yazınız