PAYLAŞ

PİR ALİ BALİ

Abdullah bin Abbas, ramazan orucunun menşei hakkında şöyle haber verdiği rivâyet edilmiştir: Hz. Muhammed Medine’ye hicret buyurduğunda, Yahudilerin Âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü de: -Bu ne orucudur? diye sordu. Cevaben: -Bu gün, sâlih bir gündür; bu gün Allah, Beni İsrail’e, düşmanlarından necat verdiği bir gündür. Musa, oruç tutmuştur. Bizde tutarız dediler. Hz. Muhammed: -Biz, Musa’ya sizden daha ziyade haklıyız, buyurdu da o gün oruç tuttu; ve ashâb’a da tutmalarını emreyledi. Kaynak: Sahih’i Buhari (M. 810-869), hadis No: 945, D.İ.B.Y.

Hz. Muhammed’in eşi Aişe, ramazan orucunun menşei hakkında şöyle deiği rivâyet edilmiştir: Cahiliyet devrinde Kureyş Âşûrâ günü oruç tutardı. Hz. Muhammed de Âşûrâ orucu tutardı. Medine’ye hicret buyurunca da bu orucu tuttu. Ashâb’a da tutmalarını emretti. Ramazan orucu farz kılınınca Âşûrâ günü orucunu bıraktı. İstiyen bu orucu tuttu; diliyen de bıraktı. Kaynak: Sahih’i Buhari (M.810-869), hadis No: 944, D.İ.B.Y. Ve Sünen’i Tirmizi (M.824-892), hadis No: 750, Y.E.Y.

Bu mevzuda Muaviye bin Ebü Süfyan’dan da bir rivâyet vardır. Muaviye bir hac senesi Medine’de minber’i saadet üzerinde irad ettiği bir hutbesinde: Ey Medineliler! Hani alimleriniz? Ben, Hz. Muhammed’in şöyle buyurduğunu işittim: “Bu gün, yevmi Âşûrâ’dır. Âşûrâ günü oruç tutmak size farz kılınmıştır. Halbuki ben oruçluyum. Diliyen bu orucu tutsun, diliyen de iftar etsin!” buyurdu demiştir. Kaynak: Sahih’i Buhari (M.810-869), Ci. 6, Sa. 308, D.İ.B.Y.

Taberi, ramazan orucunun menşei hakkında şöyle der: Hz. Muhammed Medine’ye gelince gördü ki, Yahudiler muharrem ayının 13’cü günü ki Âşûrâ günüdür oruç tutrlardı. Dedi: -Bu tuttuğunuz oruç nedir? ve ne fazileti vardır?. Dediler ki: -Bu Hak Teâlâ Firavun’u kahr edip, denize garkettiği ve Hz. Musa’ya lütfedip necât verdiği gündür. O gün Hz. Musa oruç tuttu. Biz de onun için tutarız,- dediler. Hz. Muhammed kendi ashâb’ını çağırıp buyurdu ki: Âşûrâ günü oruç tutun. Sonra Hz. Muhammed gördü ki Yahudiler yılda 2 gün oruç tuttular. Peygamberimiz de arzu etti oruç ibadeti olsun. Hak Teâlâ hemen ramazan ayında oruç tutmayı emreyledi. Kaynak: Taberi (M.839-923), Tarih’i Taberi, Ci. 2, Sa. 387-388, E.O.Y.

İbnü’l-Esir, ramazan orucunun menşei hakkında şöyle der: Hz.Muhammed Medine’ye vardıktan sonra, yahudilerin Âşûrâ günü oruç tuttuklarını görünce, o da o gün oruç tutulmasını emretti. Ramazan ayında oruç tutmak farz kılınınca, bu konuda Hz. Muhammed Âşûrâ günü oruç tutulmasını emretmediği gibi yasaklamadı da. Kaynak: İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, Ci. 2, Sa.114, B.Y.

Yukarıda mevcut bulunan hadisler, Muaviye’nin Medine’de irad ettiği hutbe ve islam tarihi kaynaklarında anlaşıldığına göre, müslümanlıkta oruç ameli ile ilgili ilk kaideler, Hz. Muhammed hicretten sonra Medine’de yahudilerin yaptıkları gibi, âşūra gününde oruç tutulmasını emretmiş. Hicret’in 2. yılında Âşûrâ orucu yerine, ramazan orucunu (Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.» Bakara süresi, ayet 183) getirmiştir. Âşûrâ orucu tutmak, artık eskisi gibi, dini bir mükellefiyet hâlinde kalmayarak, ferdin ihtiyarına bırakılmıştır. Hz. Muhammed bu orucun tutulmasında da yahudi adetini kabül etmiştir; yâni o gün, diğer oruçlarda olduğu gibi, yanlız gündüz değil, güneşin batmasından ertesi akşam güneş batıncaya kadar oruç tutulurdu.

İşaret edilmesi gereken önemli bir husus da, bir ayın tesbit edilmesi de tatmin edici bir tarzda izah edilmemiştir.

Âşûrâ kelimesi mevzusuna gelince, Âşûrâ kelimesinin arami tâyin lâhikasını taşıyan, ibrânice Âsûr olduğu aşikârdır. Âşûrâ kelimesinin islamdan önce câhiliyet devrinde de bilindiğine ve o gün oruç tutulduğuna bakılırsa, bütün sâmi dinler arasıda müşterek bir kelime olduğu anlaşılır.

09. 04.2001

 

Yorumunuzu yazınız