PAYLAŞ

Bu soruyu AKP ne yapmak istiyor diye de sorabiliriz, hiçbir anlam değişikliği olmayacağı gibi cevabın daha anlaşılır olmasına hizmet edeceğini de söyleyebiliriz. Aslında bu soru, yani AKP ne yapmak istiyor sorusunun bu denli sıklıkla soruluyor olması bile, tek başına, çok büyük bir anlam içermektedir. Esas konuya geçmeden önce bu sorunun sıklıkla soruluyor olmasına dair bir cümle kurmak fazlalık olmayacaktır.

AKP ve çömezleri bütün devlet gücüne ve bu gücü kullanarak ortaya koydukları çabalarına rağmen, toplumu, kendi politikalarına ikna edebilmiş değildirler. Toplum, AKP devletinin bu politikalarına bu politikaları uygularken ortaya koyan zorbalığın ölçüsüzlüğüne, yaşamsal konularda karşılaştıkları kabul edilemez uygulamalara bakarak olan biteni içselleştirememektedir . Yapılanlara kuşkuyla bakmakta, bu yapılanlardan bir haksızlık olduğunu düşünmektedir. Toplumun bu tutumuna dair yapılan tespitin doğruluğu veya bu tespite rağmen toplumun neden pratik bir eylemlilik içine girmediği, yazının konusu değil, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur.

Konumuza yani başlıktaki soruya dönersek, sorunun cevabını anlaşılır kılmak için iki noktayı öne almak gerekiyor. Birincisi, AKP ve devletin, bundan önce olduğundan daha yoğun ve daha baskıcı bir biçimde, demokratik muhalefeti bastırmak amacıyla sürdürdüğü politikalar. İkincisi ise bununla bağlantılı olan ama ayrıca üzerinde durulması gereken AKP’nin kararlılıkla, sistemli olarak ve her aracı kullanarak yapmaya çalıştığı toplumu yeniden şekillendirme çalışmaları, yani AKP’nin sürdürdüğü toplum mühendisliği planı. AKP, “yeni Türkiye” derken, sanılanın aksine,çağdaş normlara göre gelişmişlik düzeyi ileri gitmiş bir Türkiye den söz etmiyor. AKP’nin “yeni Türkiyesi” Neo- Osmanlıcılık ile bölgede ve dünyada İslami’n temsiliyeti üzerinde büyük devlet olmaya yönelik olarak kendisini yapılandırmak isteyen bir “yeni- Türkiyedir”.

AKP, sadece devleti yönetmek üzere seçimlerle gelmiş ve seçimlerde aldıkları oylar azalınca gidecek olan bir parti olarak görülmemelidir. Bu büyük bir yanılgı olacaktır. AKP, hiç bir seçimle gitmemek üzere kendisini yapılandırmaktadır. Öyle bir siyasal- toplumsal yapı kurmak istemektedir ki kendilerinin fiziki yoklukları koşullarından da bu yapı devam edebilmelidir. Bugün AKP’nin arkasına aldığı oy desteğinin bu denli yoğun olmasının tek izahı AKP’nin toplumun bu yönüne karşı geliştirdiği tutumdur. Faşizmin dünya tarihindeki örnekleri bu gelişmenin anlaşılması için fazlasıyla öğreticidir.

AKP ilk dönemlerde bu politikalarına Kürtleri de dahil etmek istemiştir. Böylece hem Kürt sorununu sözde “çözen” olarak etkisini artırmak hem de Kürtlerin gücünü de değerlendirmek söz konusu proje için büyük bir motivasyon kaynağı olacaktı. Kürtlerin dini duygularına seslenerek sözde dini kardeşlik edebiyatıyla ve bilinen bir dizi düzenlemeyle amaca varılmak istendi. AKP, yaşanan Kürt sorunuyla ve Kürtlerin desteği olmadan bu planın gerçekleşmeyeceğini ve bir bölge aktörü olamayacağını çok iyi bilmektedir. AKP iktidarı boyunca Kürtlerle ilişkiyi yada Kürt sorununda çözüm denen şeyi Kürtlerden yararlanmak olarak ele almıştır. Böyle olduğu içinde, politik Kürt siyaseti bu tuzağa düşmemiş en son bilinen gelişmelerden sonra 7. Haziran seçim başarısıyla AKP’nin bu yolda ilerleyemeyeceği açığa çıkmıştır. Bunu gören AKP yöntem değiştirerek gerçek niyetini klasik “zor” yoluyla hayata geçirmeye karar vermiştir. Ancak “zor”un gücüyle Kürtleri kendisiyle anlaşamaya mecbur kılabileceğine karar vermiştir. Bugün yaşananlar belirtilen gelişmelerin sonucudur.

Burada örgütlü “zor”un, çoğu zaman ve konumuz açısında devlet “zor”unun toplumsal hayatta ki rolünü bir kez daha hatırlamak gerekmektedir. “Zor”un, çoğu zaman amaca hizmet etmeyeceği ileri sürülerek, hümanist bir noktadan eleştir konusu yapılmaktadır. Bu durum özellikle son dönem AKP politikaları konusundan da çok sık konuşulmakta, tartışılmaktadır. Özellikle ülkemizde yaşanan Kürt sorunu açısında, daha önce ve defalarca denenmiş ve sonuç alınmamış olan “zor” yönteminin neden tekrar denendiği sürekli sorulmakta, anlaşılmaz bulunmaktadır. Halbuki “zor”, egemen ve ezen devletlerin elinde, her dönem ve her toplumda etkili ve çoğu zaman sonuç alan bir baskılama yöntemi olarak kullanılmıştır. Kürt sorunundan da Türk devletinin bu sorunu bunca zamandır çözmeden kendisini sürdürüyor olmasının yegane nedeni kullandığı “zor”dur. “Zor”, hiçbir işe yaramaz demek, bir ajitasyon cümlesi, motive edici bir slogan olarak anlamlı olabilir, ancak pratik-siyasal gerçekler açısında hem gerçekçi değil, hem de hayaller yayacağı için zararlıdır.

O nedenle AKP’nin bugün kullandığı “zor” yöntemi hesapsız plansız bir yöntem değil sonuçları hesaplanmış belli amaç ve beklentiler üzerinde planlanmış siyasal bir pratiktir. İzmir’i yakanlar tam da gavur İzmir olduğunu düşündükleri için yakmışlar ve bununla övünmüşlerdi. Bugün Kürdistan da sürdürülen savaşın da aynı ruh ve düşünce içinde sürdürüldüğünde kuşku duymak için hiçbir mantıklı gerekçe gösterilemez.

AKP sürdürdüğü kuralsız savaşla başta Kürtler olmak üzere demokratik muhalefeti baskılayabileceğini sanmakta, bunu düşünmekte ve tasarlamaktadır. Bu yolla elde edeceği prestiji ve gücü bölgenin tamamında etkin olmak amacıyla kullanmayı hesaplamaktadır. Ve aynı zamanda bu imkanlarla toplumu yeniden yapılandırmak istemektedir. Bu koşullar oluştuğunda, yani Kürtler korunmaya muhtaç düzeye indirildikten, demokratik muhalefet odakları zarar veremez hale getirildikten sonra AKP’nin inayetine razı olacak düzeye indirildikten sonrası “düşünülür” diye planlanmaktadır. AKP Kürtleri elde ettikleri avantajlardan mahrum etmeye, onların bölgede edindiği prestiji ortada kaldırmaya bu yolla onları kendisine muhtaç duruma düşürmeye çalışmaktadır. Böylece onları koruyup kurtaracağını göstererek onlarla kendisinin istediği koşullarda uzlaşmaya çalışmaktadır.

Kürtleri aldatamayacağını anlayan AKP Kürtlere yönelik “din kardeşliği” söylemini değiştirmek zorunda kalmıştır. Bunun yerine, dini söylemlerini ırkçı söylemelerle birleştirerek MHP de ifadesini bulan toplumsal kesimlere seslenmeye başlamış ve yeni dönemde MHP ile işbirliğini öne çıkartmaya başlamıştır. Bu söylem karşılık bulunca AKP yeni yolunu MHP ile birlikte hareket etmekle belirlemiş oldu. Şu an yaşanan kuralsız “zor” yöntemiyle AKP, sözde, sadece günün Kürt sorunu çözmemekte aynı zamanda kendi tasarladığı geleceğin toplumsal- siyasal yapısını da kurmaya çalışmaktadır.

İkinci olarak AKP bugüne kadar hükümeti ele alanlardan farklı olarak yeni bir siyasal-sosyal yapı oluşturmaya çalışmaktadır.Toplumsal yapıyı yeniden kurmak için iktidar gücünü kullanmaktadır.

İmam hatiplilere yönelik söylem ve pratiklerinden tutalım her fırsatta dinsel konuları bugüne kadar olmayan bir biçimde vurgulaması, dini yaklaşım ve söylemlere sahip çıkması, onları güncellemesi, imam hatiplilerin Türkiye’nin, Müslüman aleminin ve dünyanın umudu olarak tanıtılmaları, onların Türkiye’yi İslam alemini ve dünyayı kurtaracak yegane güç olarak sunulması toplumu yeniden yapılandırma anlayışının ürünü ve ifadesidir.

Tipik bir örnek olarak sık sık gündeme getirilen Ayasofya ibadete açılmalı ve buna benzer bir çok söylem ve düzenleme, söz konusu toplumsal projenin parçaları olarak görülmelidir.

Bu anlayışın egemen olması, büyük bir çağdaş yaşam ve alevi düşmanlığı gerektirmektedir. AKP bu anlamdan da en küçük bir ikircilik yaşamadan hem çağdaş yaşama hem de Alevilere düşmanlık yapmaktadır.

Aynı şekilde AKP’nin “yeni Türkiye” sinde, kadın düşmanlığını da zorunlu kılınmaktadır. Bugün AKP iktidarının kadın sorununa nasıl yaklaştığı ortadadır. Kadının ikinci sınıf insan olduğunu açıkça ifade edilebiliyor olmasının başka bir izahı yoktur. Kürtaj sorunu sadece kadın haklarıyla ilgili bir sorun değildir aynı zamanda bu politikanın bir başka boyutuyla da ilgilidir. Bilindiği gibi faşizm saf ırk arar veya bu söylem üzerinde topluma seslenir . aynı şekilde dinsel farklılıklara düşmanlık faşizmin kullandığı bir yöntemdir. Yeni, yerli ve milli nesil yetiştirmek, nüfussal çoğunlukla sonuç almak, gibi argümanlar AKP’nin toplumu yeniden yapılandırma projesinin argümanları olarak her gün kulaklarımızda yankılanmaktadır. Bu söylem ve argümanları sıradan yaklaşımlar gibi görmemek gerekir. Bunların her biri yapılmak istenen toplumsal değişim ve dönüşümün birer aracı ve parçasıdırlar.

Tam burada Suriye savaşının yarattığı mülteci olgusunun da en küçük bir tereddüt gösterilmeden toplumu yeniden yapılandırma politikasının bir aracı haline getirilmek istendiğinin altını bir kez daha çizmek gerekir.

Yani kısacası olan biten Kürtlere ve demokratik muhalefete rağmen AKP’nin kendi sosyal-siyasal toplum projesini hayata geçirme çabasıdır. AKP zor kullanarak ve dinin yarattığı etkiyle toplumu yeniden biçimlendirmeye çalışmaktadır. Bu gün tartışılan başkanlık sorunu tek başına Tayip in kişisel geleceğinin sorunu olarak görülmemelidir. Bu tas tamam toplumun geleceğini yeniden yapılandırmayı amaçlayan bir politik tutum olarak görülmelidir.

AKP’nin projesini gerçekleştirme olanağı var mı? El- cevap: Kesinlikle hayır. Konuyu daha ayrıntılı incelemek yazının hacmini aşacağından kısaca değinmiş olalım. En önemlisi AKP karşısında örgütlü ve uzun bir mücadele deneyine sahip Kürt halkının ve Türkiye halklarının varlığıdır. AKP’nin kaybedeceğinin birinci nedeni buysa, ikinci nedeni de dünya halklarının ikinci bir İran’a şans vermeyecekleri gerçeğidir.

Bu topraklardan da dünyanın değişik bölgelerinden de, halkların acı çekmeleri pahasına da olsa, kendi fantezilerine uygun politik gelecek arayanlar oldu, ne yazık ki. Tarihsel ve toplumsal hayat bazen bilinenlerden ve beklenenlerden farklı gelişebiliyor.AKP’nin sahip olduğu kitle desteği aslında farklı bir beklentiyi de taşıyan bir kitledir. Bu nedenle AKP politikalarına sanıldığı kadar güvenmemektedir. Bu gerçeğin doğru analizi ve değerlendirilmesi AKP yalanlarının da “zor”unun da aşılması için önemli bir anahtar rolü görülecektir.

AKP’ye karşı mücadele, ne sağlık, diploma vs gibi ikincil konulara indirgenmemelidir. Aynı şekilde emperyalistlerle olan kimi çelişkilerden medet umarak ta bu mücadele yürütülemez. Elbette bu iki nokta da mücadelenin içinde değerlendirilmesi gereken konulardır. Ancak bilinmelidir ki bu noktalardan haklı olmak ve bu haklılığın tescil edilmesi bile AKP’ye karşı mücadelenin başarıyla sonuçlanmasını sağlamayabilir. Tıpkı 17-25 aralıkta yaşananlardan olduğu gibi.

Özetle yaşananlarla AKP, kuralsız “zor” yöntemiyle ve dini istismar ederek hem Kürtleri hem de demokratik muhalefeti bastırmayı amaçlamakta hem de yeni bir toplum yaratmaya çalışmaktadır. Ancak yakın gelecekte bun u yapamayacağı çok açık olarak ortaya çıkacaktır. Yakın gelecek, halkların daha güçlü kazanımlarla tarih sahnesindeki yerlerini alacaklarına tanık olacaktır.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız