PAYLAŞ

Hıdır Işık Sendika.org’daki yazısında Çürümeye İtiraz Etmek yazısıyla bu kez Aleviliği yazdı…

 

Hele de kimliklerinden dolayı ötelenenlerin, demokratik talepleri dolaysıyla bodrum katlarında infaz edilen vatandaşların, gerçekleri halka ulaştırıp iktidarı rahatsız etmelerinden dolayı cezaevine atılan gazetecilerin ve yani hak gasplarının nesnel ölçülerde çığ gibi artış gösterdiği bir ülke de bu insanların kendilerine sosyal demokrat demeleri ve toplumun önüne bu söylemle çıkmalarının tarihsel rezilliğine tanık olmaksa tam bir dünya ağrısı olsa gerek…

İnsanlığın en kıymetli zenginliklerinden olan kültürlerin, demokrasi adı altında renkliliklerinin örselendiği ve totaliter bir sistem anlayışla bu farklılıklara ait kurumların siyaset dışı bırakıldığı, hatta yok sayıldığı, baskılarla geleceklerinin ipotek altına alınmaya çalışıldığı bir ülkede özgürlüklerin, insanca yaşamın mücadelesini vermek uçurum kıyısında dolaşmaktan farksızdır.

Yaşadığımız bu ağrılı coğrafyanın zenginliklerinden biri olan Alevilik de bu baskılardan nasibini almakta, hatta özellikle yok oluş cenderesine itilmektedir. Bir asırlık yaşına yaklaşan genç cumhuriyetin yegane omurgası olan tekçi sisteme, yaşamın içinde iyilikler dünyasını inşa etmek için çoğulcu ve özgürlükçü bir alan açtığından dolayı ters düşen Alevilik, uzun bir yasaklılık döneminin ardından sonra son yıllarda -hiç şüphesiz ki Alevi yurttaşların ödediği bedeller sonunda- kamusal alanda da konuşulmaya, tartışılmaya başlanmıştır. Bu gelişmeler karşısında tekçi devlet geleneğinin temsilcisi iktidar zaman kaybetmeksizin devreye girip, kendi yarattıkları ve bilimden ziyade emir komutalar doğrultusunda kalem oynatan bir takım akademisyen, gazeteci, yazar çizer üstünden Alevilik ile ilgili bilgi ve kavram kargaşası yaratılarak tehlikeli bir algı bulanıklığı oluşturulmaktadır toplumun belleğinde.

Bu bağlamda Dersim olarak tanımlanan bölgenin kendine has dil, kültür, inanç, arkeoloji, tarih, edebiyat ve coğrafyası başta olmak üzere tüm alanlarda araştırmalar yürütmek ve böylece bölgeye dair tüm bilgi, belge, dokümantasyon, fotoğraf ve etnografik malzemeleri toparlamak amaçlı kurulmuş olan Dersim Araştırma Merkezleri’nin (DAM) 4 Haziran 2016 tarihinde düzenleyeceği, “Alevilikte Kavramsal Kargaşa: Ne, nasıl ve niçin adlandırılmaktadır?” adlı konferansın çalışmaları için kurum yetkilileriyle birtakım iş adamları ile yapılan görüşmelere katıldım. Çalışmalarını yakından takip eden ve belli aralıklarla çalışmalarında yer aldığım Dersim Araştırma Merkezleri’nin düzenlemiş olduğu bu konferans programının gerçekleşebilmesi için gerekli olan maddi kaynağın sağlanabilmesi amacıyla yapılan bu görüşmeler, açıkçası ülkemize dair hayal kırıklığı ve şaşkınlıkla karışık bir ağrı daha ekledi kalbime. -Gerçi kırgınlık gibi insani bir değer, artık hükmü sayılmazlar listesinin başında yer alıyor bu ülke de ki bu da ayrı göksel bir travmadır.-

Üstlendiği görev gereği Dersim Araştırma Merkezleri de, kamuoyu aracılığıyla toplumun algısında Alevilik ile ilgili bilinçli oluşturulan bilgi ve kavram kirliliğini başarabildiği ölçüde giderebilmek çabasıyla düzenleyeceği konferansı, kurum emekçilerinden araştırmacı Hüseyin Ayrılmaz ile bazı Dersimli Alevi iş adamlarına anlatıp kendileriyle bu konferansa destek vermeleri hususunda yaptığımız görüşmelerde ilginçtir ki büyük bir çoğunluğundan olumsuz yanıt aldık. Olumsuz yanıt almak gariplik taşıyan bir sonuç değil elbet, asıl ilginçlik taşıyan olumsuz yanıt için gösterilen gerekçeydi. Gerekçe olarak, ismi lazım gelmeyen -kamuoyu nezdinde bir şahsı hedef göstermek gibi bir düzlem taşıyabilir bu ismi ifşa etmek- Dersimli bir yazar olduğunu belirttikleri birine bu konuyu danıştıklarını ve o doğrultu da bu konferansa destek olamayacaklarını belirtiler. Yazar olduğu iddia edilen söz konusu şahsı araştırıp konunun derinliklerine indiğimde, sanatçı enginliğinden yoksun bu kişinin, Dersim Araştırma Merkezleri’nin ülkemizin en önemli sorunu olduğunu artık tüm dünyanın kabul ettiği Kürt sorununa demokratik yaklaşımlarından dolayı, kuruma ve onun emekçilerine, düzenlediği etkinliklere karşı adeta dogmatik bir kampanya yürüttüğü hezeyanıyla karşılaştım. İşte içinde paradoksal bir düğüm taşıyan bu acınası durumu öğrenmekti kalbime eklenen ağrı. Kendi doğup büyüdükleri coğrafyanın, içinden geldikleri toplumun tarihsel gerçekliğini, yüzyıllardır gördükleri baskıyı, zulmü ve tüm bunlardan doğan talepleri kendi çıkarları uğruna görmezden gelen bu insanları görmek, çarkı kırılası dünyaya karşı bir vicdani ret doğuruyor insanın içinde. Hele de kimliklerinden dolayı ötelenenlerin, demokratik talepleri dolaysıyla bodrum katlarında infaz edilen vatandaşların, gerçekleri halka ulaştırıp iktidarı rahatsız etmelerinden dolayı cezaevine atılan gazetecilerin ve yani hak gasplarının nesnel ölçülerde çığ gibi artış gösterdiği bir ülke de bu insanların kendilerine sosyal demokrat demeleri ve toplumun önüne bu söylemle çıkmalarının tarihsel rezilliğine tanık olmaksa tam bir dünya ağrısı olsa gerek.

İlerleyen günlerde de, yazar levhasıyla toplum içinde gezinen bu şahsın ve onu kılavuz edinmiş iş adamlarının egemen tekçi devlet anlayışının oluşumunda önemli rol üstlenmiş bir partide kendi erk ilişkilerini ve ona bağlı rant alanlarını oluşturduklarını öğrenmekse, devlet geleneğinden hasıl olan sistemin, siyasi kurum ve kuruluşlara kendini o denli güçlü bir şekilde entegre ettiğini, böylelikle bazen insanın karşısına kimi zaman aydın, bazen demokrat ya da ulusalcı, dindar, iş adamı ve bazen de siyasetçi olarak siyasetin sağında ve solunda fütursuzca kendisini var ettiği gibi acı bir gerçekle karşılaştım.

Elbette söylenecek çok şey var aslında bu aldanışlar dünyasına dair, lakin Dersim Araştırma Merkezi yetkililerinin kendi kısıtlı imkanlarıyla önümüzdeki günlerde söz konusu konferansı düzenleyecek olmalarının yarattığı umudu imlemek istiyorum. Ayrıca ruhunu umuda yaslamayı seven biri olarak bu sarsılışlar atmosferine şu sözü bırakıyorum:

Suların çekilmesidir çürümeye itiraz etmek…

Yorumunuzu yazınız