PAYLAŞ

Sendika.org’daki köşesinde Cenk Ağcabay ‘Esad’ın askeri Aleviler’ katliamları hak ediyor mu?  diyor.
Emperyalist Batı’nın sözcüsü basın Suriye söz konusu olduğunda işte böyle bir rol yükleniyor. Suriye ve Irak’ta olan biteni bir mezhep çatışması olarak sunarak; kendi efendilerinin ekonomik ve jeopolitik öncelikleri ve hedefleri doğrultusunda yürüttükleri savaşları ve körükledikleri etnik ve dinsel çatışmaları bu şekilde beyaz yıkamaya çalışıyor

Mezhepçi nefretle motive olan cihatçı katiller Suriye’de yeni bir Alevi katliamı gerçekleştirdi. Tartus ve Ceble’deki saldırılarda ölü sayısının 148’e yükseldiği ve yüzlerce yaralının olduğu bildirildi. Katliamı kendi militanlarının düzenlediğini açıklayan IŞİD, “Tartus ve Ceble’de toplanan Alevileri hedef aldığını” ifade ederek saldırının sorumluluğunu üstlendi.

IŞİD’in Suriye’deki bu yeni katliamı, 17 Mayıs’ta Bağdat’ta gerçekleştirdiği Şii’lere yönelik benzer saldırıların hemen ardından geldi. Suriye ve Irak’ta ciddi gerileme yaşayan; Rakka ve Musul operasyonlarının ayak seslerini duymaya başlayan IŞİD’in bu tip saldırılara yönelmesi şaşırtıcı değil, bu saldırıların Batılı emperyalist merkezlerin yayın organlarına yansıyış biçimi ise, Suriye’de beş yıldır nasıl bir oyunun sahnelendiğinin görülmesine olanak sağlıyor.

Katliamın ardından AKP yanlısı yayın organlarının attığı sevinç çığlıkları ve haberi yansıtış biçimlerinin iğrençliği haklı tepkilere neden oldu. Emperyalist Batı merkezlerinin yayın organları daha usturuplu bir biçimde de olsa katliam karşısında benzer bir tutum sergilediler. Burada, bunun kimi örneklerini sergilemeye çalışacağız.

Financial Times gazetesinin konuya ilişkin haberine göre, “Saldırılar Esad’ın kıyıdaki kalesinde” gerçekleşmişti, “Rusya’nın Suriye’de kurmuş olduğu Himemim Hava Üssü Ceble yakınındaydı ve Rusya’nın Akdeniz’deki deniz üssü Tartus’daydı” ve saldırılar, Suriye yönetiminin Rusya’nın varlıklarını koruma konusundaki yeteneği hakkında endişeler uyandırmıştı. (Isis claims responsibility for Syria coastal bombs, May 23.)

Sözkonusu saldırıların Rusya’nın bölgedeki askeri varlığını oluşturan üslerle bir alakası yok. Saldırılar, otobüs durakları, hastaneler gibi doğrudan sivillerin bulunduğu noktaları hedefledi. Böylesi bir katliamın yaşandığı gün bu haberi yapanlar, Rusya’nın askeri üslerinin güvenliği hakkında yükselen endişeleri bu hızla acaba nasıl ve kimlerden öğrendiler? Rusya yetkililerinin katliama ilişkin açıklamaları ve Putin’in Esad’a başsağlığı dilediği mesaj yayınlandı. Hiçbirinde bu konuya herhangi bir değini bile yoktu…

Haberin arasına serpiştirilmiş kimi “bilgiler” durumu daha da açık hale getiriyor… Habere göre, beş yıldır dokunulmayan, görece güvenliğin korunduğu, ağır biçimde takviye edilen, Alevilerin can damarı olan bölge bu saldırılarla sarsılmış. Genel olarak Akdeniz sahili, özel olarak da Tartus çatışma döneminde daha da bakımlı hale gelmiş. (Yani demek isteniyor ki, her yer yıkılırken Esad’ın Alevi bölgesi daha zengin ve güvenli hale gelmişti.)

Haber ilerledikçe vermek istediği ana mesaj giderek berraklaşmaktadır…

Ve haberde, Suriye’de son beş yılda olan biten şu şekilde sunuluyor:

“Suriye’deki çatışma Esad ailesinin 40 yıllık iktidarına karşı başladı ancak çok taraflı bir iç savaşa dönüştü. Mezhepsel gerginlikler uzun zamandır iç savaşa zemin oluşturan parçaydı, çünkü çoğunluğu Sünni olan bir ülkede, iktidar çemberinde yer alanların çoğu Alevi’ydi.”

Deniliyor ki: Küçücük nüfuslarıyla kocaman bir Sünni topluluğunu ezen, sömüren Aleviler, hem de 400.000’i aşkın kişinin öldüğü, kentlerin yerle bir olduğu bir savaşta daha da zenginleşip güven içinde yaşadılar… Sizce de bu bombaları hak etmiyorlar mı? Buradan IŞİD doğmaz da ne doğar? Azledilen Başbakan Ahmed Davutoğlu IŞİD için “öfkeli Sünni çocuklar” dediğinde ona haklı olarak çok kızılmıştı, ancak bu tezin patenti ona ait değildi. Bu tez, esas olarak ABD yönetimi için çalışan silah ve petrol tekeli şirketlerin finanse ettiği Think tank kuruluşları tarafından üretilmiş ve piyasaya sürülmüştü.

New York Times’ın haberi de doğal olarak bu “resmi ideoloji” uyarınca benzer öğeleri vurguluyor. New York Times’ın haberinde, Esad’ın kendini terörizme ve kaosa karşı bir kale olarak sunduğu belirtilirken, Suriye yönetiminin Alevilerinin toplanmış olduğu kalelerinin güvenlikli yerler olmadığının bu saldırılarla görüldüğü vurgulanıyor.

New York Times’ın haberindeki bir başka ilginç nokta ise, IŞİD’in katliama ilişkin açıklamasında “saldırının toplanmış Alevileri hedeflediğinin” söylendiğinin ifade edilmesi, ancak hedef alınan hastane ve otobüs duraklarına bakıldığında sivillerin hedef alındığının görüldüğü ve buralarda sadece Alevilerin değil, Esad rejiminin saldırılarından kaçarak yer değiştiren diğer grupların da bulunduğunun vurgulanması. (Suicide Attacks Hit 2 Syrian Cities in Assad Stronghold, Killing Scores, May 23.)

New York Times habercileri, herhalde Aleviler’in tümünün “Esad’ın askeri” olduğuna inanıyor. Başka türlü, IŞİD’in “toplanan Alevileri vurduk” açıklamasını alıp, ama otobüs duraklarında ve hastanedeki sivil insanları vurdunuz ve buralarda Alevi olmayanlar da vardı denilebilir mi?

Ve New York Times haberinin son kısmında ifade edilenler, Batı basınının hünerlerini daha yakından görmemizi sağlıyor. Habercilerin görüşlerine başvurduğu Uluslararası Kriz Grubu’ndan bir Suriye analisti olan Noah Bonsey, saldırıları yorumlarken; saldırıların amaçlarından birinin Suriye yönetimine bağlı milislerin bu tahrikler karşısında Sünni sivillere acımasız saldırılar düzenlemesi olduğunu, bunun da cihatçıların faydalanacağı bir ortam yaratacağını ifade ediyor.

Bonsey’in bu açıklamasını sunduktan sonra NYT habercisi şu şekilde devam ediyor:

“Aktivistlerin söylediğine göre, cihatçıları savunanları arayan yönetim yanlısı milisler pazartesi günü ilerleyen saatlerde göç etmiş insanların bulunduğu kamplara baskın yaptı.”

New York Times aktivistin kim olduğunu söylemiyor, ama Haaretz’in konuya ilişkin haberinden bu bilgiyi veren “aktivist”in kim olduğunu öğreniyoruz. “Suriye İnsan Hakları Gözlemevi”. Merkezi Londra’da bulunan, Batılı “servis”lerin gözdesi “rejim muhalifi insan hakları kurumu”.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Tartus’ta gerçekleşen bombalı saldırıya yakın mevkideki bir kampa rejim yanlısı göstericilerin bombalamaya tepki olarak saldırdığını, bir kaç çadırın yandığını, ancak kimsenin ölmediğini, bildirmiş. (Nearly 150 Killed in Attacks on Assad Strongholds in Syrian Coastal Cities, 23 May, Haaretz)

Sosyal medyada yer alan, Tartus’ta kampın basılıp göçmenlerin kurşunlandığı, öldürüldüğü, çadırların yakıldığına ilişkin haberler üzerine açıklama yapan Tartus Valisi Safvan Ebu Saadi, bu haberlerin doğru olmadığını, patlama nedeniyle kaçışan bazı insanların kampa doğru gittiğini, başka bir teknik sorun nedeniyle 2 gün önce kampta bazı çadırların yandığı bilgisini veriyor. “Bu yollarla kimse misafirlerimize karşı dönemez” diyor.

Emperyalist Batı’nın sözcüsü basın Suriye söz konusu olduğunda işte böyle bir rol yükleniyor. Suriye ve Irak’ta olan biteni bir mezhep çatışması olarak sunarak; kendi efendilerinin ekonomik ve jeopolitik öncelikleri ve hedefleri doğrultusunda yürüttükleri savaşları ve körükledikleri etnik ve dinsel çatışmaları bu şekilde beyaz yıkamaya çalışıyor.

Yorumunuzu yazınız