PAYLAŞ

Almanya’nın Frankfurt kentinde yapılan II. Maraş Konferansı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, “Terolar’ı Sur’dan, Cızre’den ve Kobanê’den ayrı ele alamayız. Suriye’den Kobanê’ye, Varto’ya, Terolar’dan Cizre’ye, Sur’dan Şengal’e kadar kendini konuşturan aynı gerici ve insanlık dışı zihniyettir” denildi.

Konferansta işgal politikalarına karşı bütün demokrasi güçlerinin direnişe davet edildiği belirtilen sonuç bildirgesinde, “Maraş Girişimi ve onlarca yerel dernek ve kurumun desteğiyle ‘Soykırım Kıskacında Maraş’ konulu konferansımız, Terolar Direnişinin gündemde olduğu bir dönemde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Her ne kadar gündemde yakıcılığıyla karşımızda dursa da, meselenin salt Terolar meselesi olmadığı, Maraş Kürt Alevi kültürünün çok ciddi bir saldırıyla karşı karşıya olduğu tespiti yapılarak, amaçlananın ve kısmen hayata geçirilenin bir soykırım olduğu dile getirildi” denildi.

Maraş’ta yaşanan etnik katliamın, kültürel asimilasyonun, ekolojik tahribatın ve dokuyu bozma biçiminde ele alınıp, bir bütün olarak jenosit ve ekside olarak değerlendirildiği de kaydedilen sonuç bildirgesinde şunlara yer verildi: “Maraş, Alevi ve Kürt kimliğiyle tarihsel olarak bir direniş merkezi oldu. Dolayısıyla Yavuz Sultan Selim dönemiyle başlayıp Osmanlıya, İttihat Terakki ve Cumhuriyet’e kadar katliam ve soykırımlarla bastırılmaya çalışıldı. Maraş, her dönem yeniden saldırıya maruz kaldı. Yeniden direniş sergiledi. 1978 yılında gerçekleştirilen Maraş Katliamı, ülkeyi boşaltmanın, gerçekliğine sırtını dönmenin de ne yazık ki adı oldu.

Erdoğan diktatörlüğü, insanı hiçe sayan, insan, doğa ve kültüre her türlü saldırıyı mubah gören bir politikayla insanlık dışı bir iktidar olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Ancak Maraş ve Terolar şahsında yaşanan, jenosit ve ekosidi demografik müdahaleyle sonuca götürme isteğidir.

Ekolojik duyarlılık ile siyasal mücadele birbirinden ayrıştırılamaz. İkisi birbirini tamamlayan asıl ögelerdir. Çünkü iktidar da savaş ve ticareti, ekonomi ile imansızlaştırmayı bir birine bağlı ele almakta, bir güvenlik konsepti ortaya çıkarmaktadır. Hırsıza fabrika, fabrikaya sermaye, sermayeye ordu ve sisteme sınırsız dokunulmazlık hedeflemektedir.

Özelde Kürt Alevilerin yaşadığı Maraş, Elbistan, Adıyaman ve Malatya hattı, köy meraları kamulaştırılarak özel sektöre peşkeş çekmek adına soykırım politikaları derinleştirilmektedir. Bölgede son iki yıl içerisinde onlarca büyük projenin yapım ve işletme izinleri çıkmıştır. Bunlar HES’lerden termik santralları, taş ve kum ocaklarından doğayı acımasızca sömüren değişik fabrikalara kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor.

Avrupa’da çok ciddi bir Maraş kitlesi yaşamaktadır. Yapılması gereken ülkeyle ilişkilerin daha fazla geliştirilmesi, yüzünü ülkeye dönmenin ortamının yaratılması, Terolar Direnişinin süreklileştirilmesidir. Çünkü Terolar ilk değil son da olmayacak.

Türk devletinin ve denetimindeki havuz medyasının yalan ve çarpıtmalarına karşı gerçekliği savunmak, direnişte bulunmak, bizim için varlık yokluk meselesidir. Ayrıca, bizim karşı çıktığımız savaştan kaçan mülteciler değil. Terolara mülteciler değil, ISID ve El Nusra gibi militanlar yerleştirilecektir. Dolayısıyla Terolar mülteci kampı değil, terörist yetiştiren bir askeri kamp olacaktır.

Devlet, Terolarla birlikte hukuk dışı bir süreç başlatmıştır. Salt hukuka sığınarak yasal sureci işletmek, bunun arkasına sığınmak en yanlış şey olacaktır. Çünkü ortada üzerinde inisiyatif geliştirecek bir hukuksal zemin bulunmamaktadır. Hukuksal mücadeleyi önemsemekle birlikte tüm Alevi hattında direnişi örgütlemek önemli olmaktadır.

Her türlü muhalefeti yok edilmesi gereken bir tehlike olarak gören faşizan devlet mantığının hukuksuzluğu, HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda da kendini göstermiştir. Konferansımız siyaseti linç eden ve temeli milliyetçi kirli ittifak olan bu tutumu reddetmekte, mahkûm etmektedir.

Terolarda ön planda olması gereken çok yönlü direniştir. Bunu yaparken ayrıştırıcı değil birleştirici olacağız. Terolar, kişisel fikir ayrılıklarına, kısır döngü politik çekişmelere kurban edilmeyecek kadar hayati önem taşıyor. Terolarda başarı sağlamaz ve gerekli direnişi sağlayamazsak, demografik yapıyı bozma operasyonları tüm Kürt Alevi bölgelerine, Malatya’dan Sivas’a kadar genişletilecektir.

Terolar’ı Sur’dan, Cızre’den ve Kobanê’den ayrı ele alamayız. Suriye’den Kobanê’ye, Varto’ya, Terolar’dan Cizre’ye, Sur’dan Şengal’e kadar kendini konuşturan aynı gerici ve insanlık dışı zihniyettir. IŞİD ile El Nusra ve Erdoğan diktatoryası aynı kaynaktan beslenmekte, aynı uygulamalara imza atmaktadır. Ortak özellikleri insanlığa düşman olmalarıdır. Terolar’da yaşanan durum yerele hapsedilmeyecek kadar büyük olan evrensel bir sorundur. Bu temelde Terolar’dan başlayan, Sivas Diviriği, Malatya ve daha farklı Alevi bölgelerinde planlanan bu sistematik işgal politikalarına karşı bütün demokrasi güçlerini direnişe çağırıyoruz…

Kadınlarımızı, gençlerimizi toprağımıza olan aşkımızla selamlıyoruz!

Kendi renkleri, özleri ve itikatlarıyla Terolardaki direnişe öncülük eden, can veren kadınlarımızı da konferans delegeleri olarak selamlıyoruz. Kol kola yürüyen, zulmün önüne oturan ve topraklarınıza bağlılıklarını göstermekten çekinmeyen kadınlarımızın bu mücadelesi önünde saygı ile eğiliyoruz.

Gençlerimizin zulme karşı, sessiz kalmayacaklarını ortaya koyan tavırlarını, nöbetlerini değerli buluyor, selamlıyoruz.”
mehmet_demirmehmet-ustek-maras-girisimi-es-sozcusumaras-konferansi-01 rojda-yildirim-3 sukru-yildiz-gazeteci02 03 04 05 14 16 beyza-ustun huseyin-acar-maras-katliami-tanigi mehmet-horuc

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız