PAYLAŞ

Bülent Aldede ile „Aleviler ne düşünüyor?“ konusunda söyleştik. Türkiye`de kimliğini söylediği anda hayatın her alanında ayrımcılığa uğrayan Aleviler Mezhepçi politikaları ilke edinmiş AKP döneminde de hayli sıkıntılılar. 19 Mayıs 2016 Perşembe 22:25 19 1 Bülent Aldede ile „Aleviler ne düşünüyor?“ konusunda söyleştik.

 

Türkiye`de kimliğini söylediği anda hayatın her alanında ayrımcılığa uğrayan Aleviler Mezhepçi politikaları ilke edinmiş AKP döneminde de hayli sıkıntılılar.   Aleviler, Silahlı Kuvvetlerde, Emniyet Teşkilatlarının üst düzeyinde yok; vali, kaymakam, üst düzey bürokrat olarak Aleviler neredeyse yok, var olanları da sayısal olarak parmakla gösterilecek kadar az.   Aleviler Yavuz Sultan Selim dönemini “katliamlar dönemi” olarak anarlar, 1514 Çaldıran savaşı öncesi 40 bin Alevi kılıçtan geçirilmiştir.   Seksenli yılların sonlarına doğru Alevilik hem Türkiye’de hem de Avrupa’da derlenip toparlanmış ve yeniden örgütlenmeye başlamıştır. Avrupa’da ve Türkiye’de Dernekler,( Alevi Kültür Merkezleri) Vakıflar ve Dergâhlar olmak üzere üç değişik çatı altında örgütlenen sayıları 20-25 Milyonu bulan Aleviler devletten inançlarına saygı ve eşit vatandaş muamelesi istiyorlar.   Devlet ne yazık ki Muhalif duruşları ve daha çok batılı, modern yaşam ve düşünce biçimlerinden dolayı çok yanlış olarak, milyonlarca Alevinin yüzyıllar boyunca ihmal edilmiş hâkli taleplerini karşılamadığı gibi, tam tersi her yerde dışlıyor ya da sözde çalıştaylarla kendi Alevi’sini yaratmak istiyor.   Günlük yaşamda ayrımcılığa, eşitsizliğe maruz kalan çeşitli temelsiz bahanelerle işe girişiler,  terfileri engellenen, Yüksek Bürokraside yer bulamayan, ne yazık ki bazen kimliklerini gizlemek zorunda bırakılan, kalan Alevilerin son yıllarda yaşadıklarını, Almanya`daki konumlarını, aktüel konulardaki soruları Haber Sitemiz adına Kamen `de yaşayan Alevi dedesi Bülent Aldede’ye sorduk.   Aleviler Yavuz Sultan Selim dönemini “katliamlar dönemi” olarak anarlar, 1514 Çaldıran savaşı öncesi 40 bin Alevi kılıçtan geçirilmiştir. Alevi vatandaşlarımız uğradıkları şiddeti ve ayrımcılığı Hazreti Hüseyin`in de katledildiği Kerbela’ya dayandırıyorlar belki tekrar edeceğim ama Osmanlı döneminde de Yavuz Sultan Selimin yaptığı ‘Katliamlar’ unutulmuyor. Büyük bel bağladıkları Cumhuriyet döneminde ise başta Dersim, Sivas, Maraş, Gazide, Gezide ve Çorum katliamlarında pek çok Alevi hayatını kaybetti veya zorunlu göçe tabi tutuldu. Kamen’ de yaşayan Bülent Aldede Dede. 43 yaşında bir Akademisyen, Dortmund Üniversitesinde Bilgisayar Mühendisliği ( İnformatik ) okumuş,  Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi Üyesi. Ağuçan’a bağlı bulunan Sultan Sinemilli Ocağı evladı olan Bülent Dede Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini söylüyor. Sinemilli bir Alevi ocağının ve aşiretinin adıdır. Ağırlıklı olarak Maraş ve havalisinde yerleşmiş olan Sinemillilerîn küçük bir kolu da Erzincan’dadır.

-Türkiye’de Alevi bölgelerine mülteci kamplarının kurulmasını ve yine bu soruyla bağlantılı olarak yeni yapılan boğaz köprüsüne Yavuz Sultan Selim isminin verilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu mezhepçi politikalar Alevilere zor günler yaşatıyor. Alevilerin buna karşı ne yapması gerekiyor?  Öncelikle Alevilerin bilmesi gereken temel şeyler vardır. Bunlar bilindikten sonra, günümüzün de bunun üstüne kat be kat zulüm eklediğinin bilincine varılmalı. Osmanlı dönemine hiç girmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti dönemini ele alırsak görürüz ki Alevilere, devlet hiç de adil davranmamıştır. Alevilerin inanç ayinleri yasaklı kalmıştır. Evet, aleviler buna karşın inanç ayinlerini ve yollarını kesintiye uğratmadan özellikle 1970’li yıllara kadar sürdürmüştür, ama bu, devletin Alevilere karşı olan asimilasyon politikalarını görmezden gelmemiz anlamına gelmez. Günümüze gelince. Bu AKP Hükümetleri, ya da bunların geldiği gelenek hiçbir zaman Alevileri sevmemiş, Alevilere hakaret etmekten her zaman da büyük bir haz almıştır. Sivas’ta yapılan katliamı düşünün! O katliam olduğunda, Doğru Yol Partisi’nden Refah Partisi’ne kadar hepsinin yaptığı açıklamalara bakın! Hepsi neredeyse katledilen onca sanatçıyı suçlar gibiydi. Oysa çocuk yaşta katledilen Koray’ın bir gülüşüne, ya da Hasret’in bir mızrap vuruşuna, bütün o yobaz sürüsünü ve onların avukatlığını yapanları ve onları koruyup kollayanları, katilleri Avrupa’ya kaçıran o dönemin İstanbul il başkanlığını yapan Recep Tayyip Erdoğan denen diktatör bozuntusunu kurban etmeye bile layık görmem! Bu konu çok uzun ve derin bir konu ancak ben sonuca geleyim. Yıllarca Alevilere düşmanlık yapan bu yobaz sürüsü devletin onlara verdiği imtiyazlarla devletin her türlü kademesinde kadrolaştılar ve yandaşları koruyup kollarken dahi din iman adaleti dillerinden düşürmediler. İlginç gelebilir ama bunlar her zaman bunu yapıyor. Bu zihniyet zulüm yaparken, zulmü dünyadan silmek isteyen Allah’ı dillerinden düşürmediler, nefislerinin kölesi olmuşken, nefsin en büyük düşman olduğunu söyleyen Hz. Muhammed’i dillerinden düşürmediler, güya oruç tuttukları ramazanda hiçbir dönemde yemedikleri kadar çok yediler, helal olmayan eti yemeyiz derken her türlü çirkefe bulaşıp her türlü haramı da yediler. Bu sadece bugün değil, ta Hz. Muhammed döneminden bugüne kadar bunların değişmeyen karakteridir sahtekârlık.  Hep bunu yaptılar bunlar ve bugün daha da ahlaksızca ve hiçbir şeyden utanmadan her türlü çirkefi yapmaktadırlar. Bugün gerek Pazarcık Terolar Köyü bölgesinde ve gerekse Sivas’ta yapılmak istenen bu sözde mülteci kampları ki sessiz kalınırsa devamı da gelecektir, AKP iktidarının ve aslında Recep Tayyip Erdoğan’ın Alevi düşmanlığının en fütursuz örneklerinden birisidir. Tabi bu AKP ve Erdoğan’ın bir taşla birçok kuş vurma taktiklerindendir. Temelinde Alevileri hedef alan bu kirli oyunun diğer boyutu alevi yoğunluğu olan bölgelerde Alevileri azınlık haline getirerek bölgeyi sünnileştirme politikalarını, açık deyimiyle Alevi asimilasyonunu hızlandırmaktır. Bir başka boyut, mülteci kılıklı bu selefilerden kendileri için kirli bir potansiyel oluşturmaktır ve ileride kemikleşmiş bir yobaz destekçi bölge yaratmaktır. Aslında daha birçok kirli amacın altında yattığı bu oyunun çok daha farklı ekonomik getirim temelli boyutlarının da mutlaka olduğu, AKP’nin bir para partisi olduğu gerçeğiyle anlaşılmaktadır. Yine bu politikaların bir başka yansımasıdır “Yavuz Sultan Selim” isminin Köprüye verilmesi. Dikkat edilirse Yavuz Sultan Selim, Osmanlı’nın en zalim padişahlarındandır. Bunlar da Osmanlı’nın en dışa bağımlı, en zalim padişahlarını çok sevmektedirler. Aslında sevmek ve bunlar bir arada düşünülmemeli. Bunlar sevmeyi bilmezler, Bunların bildiği nefreti büyütmek ve bunun üzerinden kendilerine kemikleşmiş yandaş yığınlar elde etmektir. Bunların çokça dillendirdiği Osmanlı Padişahları da en çok ayıran, en çok nefreti büyüten padişahlardır. AKP’nin bunda da başarılı olduğu acı bir gerçek. Bu başarının elbette memleketteki ahlak düşüklüğü, yobaz inanç, kemikleşmiş küfür geleneği ve cehaletle doğrudan ilişkisi vardır. Yoksa bilincin ve demokrasi kültürünün yüksek olduğu memleketlerde bunları değil iktidara taşımak, eşeklere çoban bile yapmazlar. Alevilerin yapması gereken şey, her koşulda her alanda bu politikaların kirliliğine karşı yaratıcı direniş göstermek, bunları boşa çıkarmak olmalıdır. Tabi birlik olmamızın, özellikle demokrasi yanlısı sivil toplum kuruluşlarıyla yeri geldiğinde birlikte hareket etmemizin de büyük önemi vardır. Zulme karşı direnmek, Muhammed Mustafa’dan bize verilmiş en güzel öğütlerden birisidir. Zulme karşı susan, hele zulme yandaş olan bizden değildir.

-AKP kendi Alevi’sini yaratmak istiyor. Diyanetten maaş alan buralara kadar gelen bazı Alevi dedeleri var. Bunlara söyleyecekleriniz nelerdir?

Aslında AKP gibi sözde parti, özde şebekeler para ve çıkar üzerine kurulu olan yapılardır. Bu tür yapıların Alevilikle uzaktan yakından ilgisi olabilecek en ufak bir güzelliğe tahammülleri yoktur. Tarih bunu defalarca ispatlamıştır. Onun içindir ki,  AKP kendi Alevi’sini yaratma çabasında olmamıştır; AKP’nin çabası bu perde arkasında kendine ahlak düşkünü yığınlar devşirmek olmuştur. Bu da şu anlama geliyor: Eğer bir alevi, hele bir dede, bu türden çirkin ve kirli politikaların peşinden gidiyorsa, bunu en masumane deyişle saflık ve cehalet olarak değerlendirebiliriz. Ama gerçekte durum bu kadar masumane değildir. Bana göre bu, en açık deyimiyle Alevi Yolu Açısından bakıldığında DÜŞKÜNLÜKTÜR! Düşkünler de ancak pir huzurunda özünü dara çekerlerse yola girebilirler! Durum en açık deyimiyle budur. Onlara da tavsiyem bir an önce gelip pir huzurunda özünü dara çekmeleridir. Yoksa helak olduklarıyla kalırlar.

-Alevi kimliğinin Almanya’da oluşması, yaşaması, tanınması için Alevilik derslerinin yanında gençlere yönelik daha hangi hizmetler verilebilir, başka neler yapılabilir? 

Almanya’da alevi kimliğinin tanınması, kabulü, biz aleviler için önemli bir gelişmedir. Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bu büyük bir utançtır! Çünkü Anadolu’dan ve Mezopotamya’dan gelen aleviler kendi memleketlerinde bir Hacı Bektaş Dergâhını dahi müze statüsünden dolayı para vererek ziyaret edebilirken, gelip Almanya gibi bir devlette haklarını kazanabilmesi bir yönüyle güzel bir kazanımken, diğer yönüyle bize yapılan asimilasyon politikalarının şüphe götürmez ispatıdır ve acıdır. Almanya’da tanınan bu hakların sürekliliği bizim Aleviliğimize sahip çıkabilmemizle doğru orantılı olacaktır. Çünkü Alevilik bir inançtır ve bu inancın bu haklarından yararlanabilmesi, inancına sahip çıkması ve bu inancı gelecek nesillere doğru aktarabilmesiyle doğrudan ilgilidir. Oysa ben günümüzde Aleviliğin inanç gerçeğinden kaydırılmaya çalışıldığına bu açıdan bakıldığında Aleviliğin gelecek nesillere doğru aktarılamadığıdır.   inancındayım. Yolumuzun temeli belli! “Allah Muhammed ya Ali” diye haykıran bir inanç geleneğinden, bugün daha çok, hani nerdeyse hiçbir şeye inanmayan, ama inanıyormuş gibi yapan nesiller oluşturuluyor. Bu da samimiyeti ve aşkla yola bağlanmayı yüzyıllardır kendine şiar edinen Muhammed Ali Yolunun özüne ters; bünyesine kesinlikle uygun değil. Sonuçta samimiyetten uzak bir duruş, yozlaşmayı beraberinde getiriyor. Bundan tez elden kurtulmak gerekiyor. Aksi takdirde gelecekte hakları kazanılmış, ama inanç temellerinden uzaklaşmış, yozlaşmış bir yığınla karşı karşıya kalacağız.

-Dedelerin ve Dedelik Kurumunun sorunları nelerdir? Bu sorunların giderilmesi konusunda dilekleriniz nelerdir? 

Dedelik öncelikle soyla ilgili bir “kurumdur”. Yani soyunuzun Hz. Ali ve On İki İmamlar aracılığıyla Hz. Muhammed’e ulaşması gerekir. Burada icazetle dedelik yapan dikme dedeleri ve Bektaşiliğin babagân kolunu konu dışı bırakıyorum. Çünkü onlarda soy, yani Seyitlik aranmaz. Bunu yani soyu da temsil eden Anadolu ve Mezopotamya’da varlığını sürdüren ocaklardır. Mesela bendeniz Ağuçan’a bağlı bulunan Sultan Sinemilli Ocağı evladıyım. Öncelikle DEDE diye gezen ama dedelikle uzaktan yakından ilgisi olmayan dedelerin ya eğitilmesi, ya da bu hizmetten uzaklaştırılması gerekir. Dedelik birkaç duayı ezberlemekten ibaret değildir. Dede dediğin ahlakıyla, duruşuyla, gönül bilgisiyle, sohbetinin lezzetiyle, içindeki Allah Muhammed Ali Aşkıyla, bulunduğu her yerde bu özellikleriyle öne çıkan bir engin kişilik olmalı! Bu olduktan sonra da Dedeler bulundukları bölgelerde gençlerin Alevilik yolunda eğitilmesinde birincil derecede rol oynamalı. Bunların her Alevi Derneğinde Cem Evinde düzenli bir biçimde hayata geçirilmesi ve sürekli hale getirilmesi gerekmektedir. Bunlar yapılmazsa tükeniş kaçınılmazdır. Dedeliğin günümüzdeki sorunları oldukça ağırdır. Hem de iki başlı ağırdır. Birinci baştan, dedeliğin kendi ocağına sahip çıkmaktan aciz, dedelik yapma konusunda oldukça zayıf, hatta inançtan bihaber dedelerin olmasıdır. Bunların belli bir ocağın evladı olma dışında hiçbir özellikleri yoktur. Bu tür dedelerin varlığı dedelik kurumunun saygınlığına ağır darbeler vurmaktadır. Bunun bir an önce düzeltilmesi gerekmektedir. Öte yandan talip olan insanlarda da inanç zayıflığı söz konusudur. Talip ne dedesine saygı duymayı bilmektedir, ne de dedesinin yanlışını görebilecek bir bilince sahiptir. Alevilik edeb temelli bir inançtır. Edeb üzerine gelişir her şey! Aleviler dedesiyle talibiyle bunu yeniden hatırlayarak sorunlarını çözmeye başlayabilir diye düşünüyorum. Bu güzel söyleşi için  Bülent Dedeye Haber Sitemiz ve okurlar adına Teşekkür ediyorum.

ha-ber.com/Mehmet Tanl

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız