PAYLAŞ

Mehmet Söğüt sürgün edilmek istenen Maraş’ı yazdı. Söğüt, “Yirmi yedi bin Arap göçmen yerleştirilerek, yeni katliam ve yeni göçler hedeflendi. Çünkü AFAD mülteci kamplarına DAİŞ militanları yerleştirilecek.”

 

Kürdistan’ı boydan boya yaktılar ve yakmaya da devam ediyorlar. Onlarca gencimiz, ihtiyarımız, kadınımız, çocuğumuz ve genç kızlarımız öldürüldü. Daha birkaç ay önce Cizre’de insanlarımız diri diri yakılmıştı. Bu Türk devletidir. Genlerinde vahşet vardır. Kodlanmıştır genlerinde Rum, Kürt, Süryani ve Ermeni Katliamları. Ve talan etmişlerdir söz konusu halkların mallarını. Türk burjuvazisi de öyle çıkmıştır ortaya. Kısacası aç kaldıkça sağa sola saldırırlar. Gerekçeleri hep birbirine benzerdir.

Linç kültürünü de ta geçmişten devralmıştır Türk devleti. Bazen bir Rum papaz, bazen bir alevi dedesi olabiliyordu. Kürt’ün değeri bir fare kadar bile yoktu. Ne diyordu İhsan Sabri Çağlayangil: ‘’Dersimli Kürtleri fare gibi zehirledik!’’

Peki, Maraş’ta daha mı az yapıldı? Hayır, Ermeniler kiliselerde diri diri yakıldı. Geride kalanlar kurda kuşa yem oldu. O kadar çok dağda ölürler ki, o dağa ‘’gavur’’ dağı adını koyarlar.

Maraş, genleri tamamıyla bozuk olan bir şehirdir. Diri diri yakılan ve sürülen Ermenilerin yerine ipsiz sapsızlar getirilmiştir. Din, iman ve Türkçülük adına yapamayacakları bir vahşet yok gibidir. Yetmiş sekiz katliamı bunun en iyi örneğidir.

Güneşin ve ateşin çocukları azgın itlerinde gölgesinde, ürkek kuşlar gibi yaşamaktaydı. Kafası bozulan, iki duble rakı içen nefesi Kürt köylerinde alırdı. ‘’Heyyt Kürtler ananızı…’’ diye basardı narayı. En azında köyüm böyleydi. Sessizdiler. Ermenilerin katledişine tanıklık etmiştiler. Öksüzdüler. Kimseleri yoktu. Ve çok çalışkandılar. Gün geçtikçe zenginleşiyorlardı. Onlar ise gözlerini dikmişlerdi, bin bir emekle oluşturulan emeklerine.

Yıl 1978…

Gelinlerin karınları deşilerek yavrucakları duvarlara çakıldı. Gözleri görmeyen doksanlık nineler öldürüldü.  İnsanlarımız askerlerin gözlerinin önünde yakıldı, iş yerleri talan edildi. Ve o günden bu yana Maraş bu karalığı alnında silemedi, silemiyor.  Maraş’taki Alevi Kürtler, o günden sonra Maraş isminin başına ‘’Kanlı’ kelimesini ekliyorlar. O topraklar üzerinde çok acılar çekildi. Çok acımasızlıklar yapıldı.

Katliamdan sonra yurtdışına yönlendirildiler. Dağıldılar dünyanın dört bir tarafına. Mülteci oldular Avrupa’da. Canları, yürekleri kendi topraklarındaydı. Günlük konuşmaları çoğu zaman Pazarcık ve Elbistan üstüne gelişirdi.

Ta ki Türk devleti DAİŞ’i yaratana kadar, bir gün oralara döneceğimizi düşünürdük. Endişe ve korku düştü yüreklerimize. ‘’Kobane düşerse sıra bize gelecek,’’ diyorduk. Hem orada yok edilmek istenenler de soydaşlarımızdı. Kobane düşmedi. Türk devletinin sevinci kursaklarında kaldı.  YPG kahramanca savaştı ve DAİŞ-AKP püskürtüldü. Maraş ve sınır boylarındaki Alevi Kürtlerin defterlerinin dürülmesi ertelenmişti.

Halkım göç yollarındaydı. Rojava’da yenilen Türk devleti kuzeye yöneldi. Yapılanların hepsini biliyorsunuz. Yine göç başlamıştı. Evler tarumardı. Gidebilecekleri bir yer de yoktu. Türk şehirlerinde Kürtler linç ediliyordu.

Ve Maraş’a farklı bir yöntem düşünüldü. Yirmi yedi bin Arap göçmen yerleştirilerek, yeni katliam ve yeni göçler hedeflendi. Çünkü AFAD mülteci kamplarına DAİŞ militanları yerleştirilecek.

Eğer Türk devleti hedefine ulaşırsa, yine Maraş’ın Kürtleri tespih taneleri gibi dünyanın dört bir tarafına dağılacaklar.

Teran köyündeki direnişi sahiplenelim.

Çünkü atalarımızın kutsal yadigârı elden gidiyor.

Pazarcık’ın Teran köyünde yaklaşık bir aydır halk direniyor. Bundan birkaç hafta önce güvenlik güçlerinin saldırısıyla bir insanımız öldürülmüştü. Bugün de çadırları yakılmış, kadınlar saçlarından sürüklenerek gözaltına alınmış. HDP vekili Besime Konca’nın Göksun’da yolu tutulmuş…

Bölge Kürtlerin Alevisi ve sunisi omuz omuza direnmekte.

Onları yalnız bırakmayalım…

Mehmet Söğüt

Yorumunuzu yazınız