PAYLAŞ

Ferda Koç Sendika.org köşesinde  “AKP kontrgerillasının krizi”ni kaleme aldı…  Koç “IŞİD Türkiye’yi hem dışarıdan hem içeriden vurmaya başladı. Roketler artık sadece Kilis’e “düşmüyor” diyor. 

 

AKP’nin IŞİD’le bu “zoraki savaşı”nın varacağı yer, “AKP kontrgerillasının krizi”dir. IŞİD’in yeni saldırı dalgası, AKP kontrgerillasının krizini mutlaka derinleştirecek. Kontrgerillanın iktidarını kaybeden, devlet iktidarını da kaybeder. AKP içindeki siyasi kriz belirtilerini bir de bu açıdan görmek gerekiyor

IŞİD Türkiye’yi hem dışarıdan hem içeriden vurmaya başladı. Roketler artık sadece Kilis’e “düşmüyor”, Karkamış’taki IŞİD saldırısını Gaziantep Emniyet Müdürlüğü’ne bomba yüklü araç ve silahlarla yapılan saldırı izledi. Daha önce sadece AKP dışı (çoğunlukla sol muhalefete ilişkin) hedefleri vuran ve AKP’nin önünü açan IŞİD ilk defa AKP iktidarını hedef alan bir bombalı-silahlı saldırı düzenledi. Saldırı ve sonrasında yaşananlar, IŞİD’in bir “Türkiye gerçeği” haline gelmekte olduğunu gösteriyor.

Olgular Türkiye ile IŞİD arasındaki “devletler arası” savaşla sınırlı kalmayacağı bir “iç savaş” boyutunun da gelişmekte olduğunu gösteriyor. Ancak bu Kürt savaşı gibi “devletle terör örgütü arasındaki” bir iç savaş değil, AKP-Fethullah mücadelesinde olduğu gibi kontrgerilla içi bir savaş olacak.

IŞİD, Türkiye devleti için “dışsal” bir olgu değil “içsel” bir olgudur.

ABD emperyalizminin Ortadoğu ve eski SSCB ve Yugoslavya coğrafyasında yürüttüğü asimetrik savaş sürecinde Türkiye kontrgerillası yeniden yapılanmıştır. Türkiye kontrgerillası Afganistan savaşından başlayarak “uluslararası kontrgerilla sistemi”ne entegre olurken,“Siyasi İslam” içindeki ağlarını etkin bir biçimde devreye sokmuştur. Fethullah Gülen bu yeni organizasyon şemasının “istihbarat”ayağında, Milli Görüş’le ve sivil faşist hareketle (çoğu BBP’yle) ilişkili irili ufaklı “radikal gruplar” da “savaşçı” ayağında yer almışlardır. AKP ve “geniş çeperi” bu kontrgerilla düzlemi ile yakın ilişki içindedir.[1]

AKP, Suriye iç savaşını yıllar içinde dallanıp budaklanan bu kontrgerilla ağlarını harekete geçirerek çıkarmıştır. AKP ile IŞİD arasındaki ilişki, bu kontrgerilla ağları üzerinden kurulmuştur ve devletle bağlantıları kolay kolay tasfiye edilemez. IŞİD, Türkiye devleti içinde, tıpkı Fethullah Gülen örgütü gibi bir başka “paralel devlet yapılanması”dır.

AKP’nin Suriye iç savaşını çıkarmak için gösterdiği büyük çabanın arkasında, Mısır’dan sonra Suriye’de de iktidara gelecek bir Sünni İslamcı hükümetle “zincir oluşturarak” Türkiye’de kurulacak neoliberal İslam devletinin güvenliğini sağlama hayali bulunuyordu. Esad rejiminin müttefiklerinin de desteğini alarak direnmesi ve Rojava Devrimi ABD’nin Suriye planlarını revize etmesine yol açtı. ABD bölgesel egemenlik stratejisini Sünni İslamcı güçler aleyhine revize etti ve AKP’nin hayali suya düştü.

Tıpkı Afganistan’da olduğu gibi Suriye’de de “kullan-at” siyasetinin bir maliyeti oldu: IŞİD.

ABD, IŞİD’i “baş düşman” ilan etti ve Suriye’deki müttefiklerini ve tabii ki Türkiye’yi de bu yeni çizgiye angaje olmaya çağırdı. Erdoğan, bu çağrıya yanıt veremezdi. Çünkü bu onun uluslararası kontrgerilla zincirindeki ilişkiler ağını tasfiye etmesi anlamına gelecekti. Böyle bir tasfiyenin gürültüsüz patırtısız, bir iç krize yol açmadan yaşanması mümkün değildi. Fethullah’a aylarca “ne istediniz de vermedik” diye yalvaran Erdoğan IŞİD’i düşman olarak tanımlamamak için çok direndi. Ama Suriye iç savaşının siyasi iradesi Erdoğan değil, ABD idi. ABD önce Erdoğan’ı TSK koalisyonuna mecbur etti. Uzun süre “PYD = IŞİD” zırvasını geveleyen Erdoğan’ın IŞİD’le bağları, koalisyon sistemi içinde kademe kademe tasfiye edildi. Ve sonunda IŞİD, AKP için “zorunlu baş düşman” haline geldi.

AKP’nin IŞİD’le bu “zoraki savaşı”nın varacağı yer, “AKP kontrgerillasının krizi”dir. IŞİD’in yeni saldırı dalgası, AKP kontrgerillasının krizini mutlaka derinleştirecek. Şiddetlenen Kürt savaşıyla adım adım EMASYA Protokolü’nü yeniden yürürlüğe sokan (böylece TSK’nın kontrgerilla içi iktidarını kabullenen) AKP’nin Türkiye kontrgerillasındaki son mevzisi de böylece tehdit altına giriyor. Bu “kontrgerilla içi savaş” sonrasında geriye bir “AKP kontrgerillası” kalmayabilir. Kontrgerillanın iktidarını kaybeden, devlet iktidarını da kaybeder. AKP içindeki siyasi kriz belirtilerini bir de bu açıdan görmek gerekiyor.

[1]  Tayyip Erdoğan’ın “cihatçı” bağlantısını vurgulamak için sık sık gündeme getirilen ve Erdoğan tarafından 1985’de çekildiği söylenen “Gülbeddin Hikmetyar” fotoğrafının bu “başlangıç noktası” açısından daha özel bir anlamı bulunmaktadır. Gülbeddin Hikmetyar sıradan bir “radikal islamcı grup lideri” değil, Afganistan iç savaşının “mücahit gruplarını denetim altına almaya” yönelik bir CIA operasyonunun kilit ismidir. Erdoğan’ın Hikmetyar’ın dizinin dibindeki fotoğrafının asıl önemi, içinde yer aldığı kontrgerilla düzlemine ilişkin bir belge olmasındadır.

Yorumunuzu yazınız