PAYLAŞ

MUSTAFA KARA

2015 Yılın son aylarından itibaren Aşağı Terolar (Sivricehöyük) köyünde yapılmak istenen AFAD kampına karşı yürütülen mücadele son üç haftadır çadır nöbeti, basın açıklamaları ve miting gibi eylemlerle devam ediyor.

Pazarcık ve köyleri başta olmak üzere Avrupa ve Türkiyenin bir çok kentinden eyleme destek her geçen gün artıyor. Peki yanıbaşımızda aylardır süren bu direnişe Elbistan, Ekinözü, Nurhak, Afşin ve Göksun’daki Cemevleri ve köy dernekleri katkı sunuyorlar mı? Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsi olarak herhangi bir kurum veya kurum üzerinden şahıslarla, her hangi bir problemim ve kişisel derdim elbette yoktur.

Ayrıca bu derece hayati önem taşıyan ve geleceğimizi ilgilendiren bir olayı şahsileştirmek, yapılmak istenen insansızlaştırma politikalarına hizmetten başka bir işe de yaramayacaktır. Ancak bu tarihi süreçte olan bitene seyirci kalan ve meseleye tek bir köyün sorunuymuş gibi yaklaşan kurumlarımızın yaklaşımını tartışmazsak tarih bizden hesap soracaktır.

Elbistan’da yaşadığım için özellikle Elbistan ve köyleri, Ekinözü’ne bağlı beş Kızılbaş Alevi köyü, Nurhak’a bağlı Kızılbaş Alevi köylerimizin Cemevi ve köy derneklerinin bu konudaki tutumlarını ve bu sürece yaklaşımlarını çok yakınen takip ediyorum.

Üzülerek belirtmeliyim ki, üç haftayı aşkın süredir devam eden çadır eylemine bu saydığım köy ve ilçelerimizden çok az sayıda kişi gidip desteklerini sunmuş ve bu giden kişilerin arasında bir kaç arkadaşın dışında hiç bir cemevi ve dernek yöneticisi yer almamıştır.

Peki her fırsatta Avrupa’daki kurumlarımıza ve çeşitli nedenlerle yerinden yurdundan olmuş halkımıza oralarda klavye başında yazmak kolay eleştirisi yapan bu kurum temsilcilerimiz üç haftayı aşkın bir süredir neden 100 km. mesafemizde bulunan ve toplumumuzun geleceği açısından ‘hayati’ önem taşıyan bu eylem çadırını ziyaret etmez, dönüşümlü nöbet tutmazlar?

Bu konunun bir çok yönüyle ele alınması, doğru temelde tartışılması ve bu tartışmalar sonucunda Maraşlı Alevilerin öze dönüşünün sağlanması artık bir zorunluluktur. Tek tek bireylerle görüşüldüğünde hepsinin kalben direnen insanların yanından olduğundan eminim fakat sorun şu; Bu duygusal birliktelik neden pratikte görülmüyor?

Mesela bu cemevlerimiz ve derneklerimiz başta yönetim, üye ve köy halkıyla birlikte direniş çadırını ziyaret edip dayanışma içinde olduklarını orada yaşayan halkımızın yalnız olmadıklarını belirtmiyorlar, hissettirmiyorlar?

Değerli dostlar, başta da belirttiğim gibi buradaki amacım kimseyi rencide veya tenkit etmek değil. Ancak bölgede yaşayan bir yurttaş olarak olup bitene sadece seyirci olmak ve defalarca bu kurumlardaki arkadaşları, ziyaret edip, çağrı ve davet yapılmasına rağmen hala ben duymadım, ben görmedim, tarzında yaklaşımlar bireysel olarak beni üzmektedir. Bu son Terrolar direnişi bize göstermiştir ki;

1– Avrupa’ya veya ülkenin başka metropolüne göç etmemiş olmak, bu topraklarda yaşıyor olmak, tek başına bu topraklarda dilini, kültürünü, nihayetinde kimliğini özgürce yaşama mücadelesi veriyor anlamına gelmemeli.
2-Çeşitli sebeplerle Maraş’tan göç etmiş uzaklaşmış insanlarımıza uzaktan konuşmak kolay gibi toptancı bir ön yargıyla suçlamak doğru değildir.
3-Pazarcık Terrolar direnişi de göstermiştir ki bu güne kadar yaşadığımız topraklar ve coğrafyamızdaki her olaya maddi manevi büyük destek sunan sürgündeki halkımıza özür borçluyuz.
4-Maraş’ın kuzey ilçeleri dediğimiz beş ilçemizin sınırları içerisinde yirmiye yakın cemevi ve derneğimiz bulunmakta ve bu kurumlarımızın hemen hemen hepsinin kendilerine ait, büyük bir bölümü Avrupa’dan karşılanan bütçelerle yapılmış binaları var. Bu yüksek meblağlarla inşa edilen binala r”cemevleri” içinde en çok cem ibadeti yapılan yer, kış ayları döneminde ayda iki defa Elbistan cemevidir. Yani demek ki düzenli olarak cem’de yapılmıyor.Burada şu soruyu sormak gerekiyor
a-Cemevleri ve derneklerde siyaset yapılmaz anlayışı hakim kılınarak Alevi Kızılbaş yaşam felsefesi olan zalimin karşısında mazlumun yanında durma direniş ruhu yok edilmek mi isteniyor?
b-Sivas Madımak Katliamı, Maraş Katliamı vb. durumlarda Alevi vakıf ve federasyonların çağrılarına rağmen eylemlere katılmayan bu kurumları kim denetliyor?
c-Bu kurumlar siyaset yapma yeri değildir söyleminin arkasına gizlenip dilimizi, kültürümüzü, inancımızı yaşamamıza ve geliştirmemize ne gibi katkı sunuyorlar?
d-Bu kurumlarımızın tek görevi cenaze hizmetleri ve toplu yemek yapmak mıdır? Kaldı ki her köyümüzde ayrıca mezarlık (taziye) evleri mevcuttur.
e-Bu kurumlarımız neden maddi bakımdan dayanışma geceleri, bağış vs. gibi durumlarda Avrupa’daki insanlarımızla hareket edebiliyor da, neden karar almada Avrupa buraya karışamaz diyor?
Bu liste daha uzatılabilinir, fakat bunların çözümü yok mu?

Bir kaç başlık altında kısaca kendimce çözüm önerisi verecek olursam;
1-Bütün dernekler Maraş Yaşam Platformu adı altında bir araya gelmeli ayda bir defa tüm dernek başkanlarının katılımıyla değerlendirme toplantıları yapılmalı
2-Maraş Yaşam Platformu bünyesindeki toplantılarda alınan kararlar Türkiye’nin farklı illerindeki Maraş dernekleri ve yine ülke dışındaki dernek ve vakıflarımızla paylaşılıp ortaklaşma sağlanılmalı.
3-Her kurumumuzda eş başkanlık sistemi uygulanmalı eş başkanlardan biri mutlaka Avrupa’dan seçilmeli.
4-Her sene sonu büyük bir kongreyle tüm kurum başkanlarımız veya temsilcileri mutlaka yıl içerisinde yaptıkları çalışmaları kürsüye çıkıp halka anlatmalı.
Evet değerli dostlar şimdilik bu konuda yazacaklarım bu kadar…

Yorumunuzu yazınız