PAYLAŞ

HÜSEYİN ALİ

AKP demokrasi güçlerine karşı bir faşist cephe kurmuş durumdadır. Bu faşist cephe, demokrasi güçlerinin 7 Haziran’daki hamlesine karşı yapılmıştır. MHP de bu cephenin içindedir. 1970’li yıllarda böyle bir Milliyetçi Cephe (MC) oluşmuştu. 1990’lı yıllarda da benzer bir cephe Kürt halkına karşı oluşmuştu. AKP şimdi bir faşist cephe kurduğu gibi, demokrasi güçlerini zayıf düşürmek ve parçalamak için her yol ve yöntemi denemektedir. CHP üzerinde yoğun baskı kurarak demokrasi güçleriyle ortak hareket etmesini engellemeye çalışmaktadır.

AKP hükümeti, faşist cepheye karşı duracak demokrasi hareketini zayıflatmak için Alevilere de el atmıştır. Alevilerin konumları gereği demokrasi güçleriyle hareket edebileceğini düşünerek, bunu engellemeye çalışmaktadır. AKP şimdi Alevilere neden el atmaktadır? Alevilerin bu durumu iyi sorgulaması gerekir. AKP kendini güçlü göstermeye çalışıp, kuyruğu dik tutmaya çalışsa da en zayıf dönemini yaşamaktadır. Bu nedenle tüm faşist güçleri yanına almıştır. İşte AKP Alevileri, demokrasi güçlerinden koparıp bu cepheyi zayıflatarak kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Bazı keklik soylular, sığ düşünceliler ve çıkar hesabı yapanlar, AKP’nin bu oltasına kafalarını uzatmaktadırlar.

Aleviler, kimliklerinin varlığını sürdürmenin güvencesini ve haklarını sadece ve sadece demokratik bir ülkede kazanabilirler. Şu veya bu iktidarın vereceği sözler ya da atacağı palyatif adımlar Alevilerin varlığını güvenceye alamaz ve haklarını kazandırmaz. Yaşadıkları o kadar deneyden sonra bu anlaşılmamışsa kafayı kuma gömmek olur. Kaldı ki mezhepçi olan, Suriye ve Ortadoğu’da mezhepçi çatışmaların bir tarafı olan, en zalim faşist IŞİD ve El Nusra ile ittifak kuran bir AKP iktidarından Alevilerin hayrına bir şeyler beklemek büyük bir gaflettir; kendini kandırmaktır.

Aleviler siyasal duruma geniş bir perspektifle bakmalıdırlar. Kendi hakları ve hukuklarını Türkiye’nin genel siyasal yapısından ayrı ele alamazlar. Türkiye halkları ve demokrasisi için kötü olan bir iktidarın, Aleviler için iyi bir şey yapacağını sanmak körlükten öte bir şey olur. Aleviler, varlıklarını koruma, kimlik ve özgürlüklerini kazanmayı kesinlikle Türkiye’nin demokratikleşmesinde görmelidirler. Böyle yaklaşmayanlar, ne varlıklarını güvenceye alabilirler, ne haklarını kazanabilirler. Bu, Alevilerin temel duası olmalıdır.

Demokrasi güçlerinin en fazla ihtiyacı olduğu, demokrasi güçlerinin savunulması gereken en önemli süreçte AKP etrafındaki faşist cephenin asma yaprağı olmak en başta da kendi bindiği dalı kesmektir. Alevilerin varlığını tehdit edecek bir Türkiye yaratma peşinde olan AKP’nin masasına oturmak bile Aleviler için tarihi bir hata olacaktır.

AKP, Alevilerin demokrasi güçlerinin yanında yer almaması için böyle bir yaklaşım göstermektedir. AKP’yi biraz tanıyanlar bunu rahatlıkla görür. Erdoğan, önündeki engelleri aşmak ve iktidarını ayakta tutmak için herkesi kullanmış ve sonra bir tarafa atmıştır. En kolay atacağı da Aleviler olacaktır. Aleviler için neler söyledikleri, toplumda Alevilere yönelik var olan önyargıları nasıl siyasal olarak kullandıkları bilinmektedir. Mezhepçiliği iktidarının temeli yapanlardan bir şey beklemek gerçekten balık hafızalı olmaktır.

Ahmet Davutoğlu bir ceme katılmış, demagojik bazı şeyler söylemiştir. Tayyip Erdoğan da Alevilik Ali’yi sevmekse, biz de bu değerlere sahibiz diyerek Aleviliği nasıl kendine göre ele alıp inkar ettiği bilinmektedir. Bu zihniyet değişmemiştir.

Alevilerin şu anda yapması gereken, AKP’nin etrafında kurduğu faşist cephe karşısında demokrasi güçlerinin yanında yer almak olmalıdır. Nitekim Kerbela’nın güncellenmiş hali olan Cizre Katliamı’na karşı tutum alarak, çok önemli bir duruş göstermişlerdir. Daha doğrusu Aleviliğin göstermesi gereken tutumu takınmışlardır. Alevilerin yeri şimdi demokrasi güçleri ve çağdaş Yezid ve Muaviyelere karşı direnen Kürt halkının yanı olmalıdır.

Aleviler meşruiyetini demokratik toplum, demokrasi güçleri ve demokrasiye duyarlı devletten almalıdır. Meşruiyetini zalim iktidarlardan bekleyen bir Alevilik, en başta da kendine ihanet etmiş olur.

Bir de şunu vurgulayalım, Aleviliğin biçimsel olarak şu inanca, bu dine benzeme gibi bir kaygısı olmamalıdır. Aleviler eksik bir inanç değildir. Aksine özgünlükleriyle toplumsal işlevine uygun biçimde bozulmayarak, bugünlere ulaşmış bir inançtır. Bu nedenle sizin şu şeyiniz varsa, bizim de bu şeyimiz var gibi kendini ispatlamaya kalkışmak kadar yanlış bir şey olamaz. Aleviler, Alevi kurumları böyle bir komplekse girmemelidirler. Devletin, iktidarın yedeğine düşen bir inanç ve din haline gelmemişse bu eksiklik değil, bir yetersizlik değil, aksine Alevilerin olumlu ve güzel yanıdır.

Hristiyanlar her pazar kiliseye, Yahudiler her cumartesi sinagoga, Müslümanlar her cuma camiye gidiyorlar, biz de her hafta perşembe günleri cem yapmalıyız yaklaşımı da büyük bir yanlışlıktır. Kuşkusuz inançlarda ritüeller de önemlidir; birçok değer bu ritüellerle yaşamakta ve geleceğe taşırılmaktadır. Alevilerde cem ritüeli toplumsal, ahlaki, vicdani, kültürel boyutu önemli olan bir özelliğe sahiptir. Güzelliği de, üstünlüğü de bu karakterindedir. Şimdi bu özelliklerinden soyutlanmış, etkisi ve itibarı azalmış biçimde haftalık bir ritüele dönüştürmek aslında Aleviliğin içeriğini boşaltıp bir kabuğa dönüştürmek olur. Cemler, Alevilerin tarihinde nasıl rol oynamışsa öyle olmalıdır. Şu mahalle baskısı, şu modernizmin etkisiyle inanç mühendisliği yapmak, Alevilik değerlerini tarih içinde yaratmış pirlere, analara, atalara, inançlı topluma ve geleneğe ne kadar uygundur? Aslında bu makalede sadece bu konuyu işleyecektim, ama AKP iktidarı Alevileri ve demokrasi güçlerini parçalama gibi bir fesatlık içine girince makalenin esasını bu konuya ayırdım. Bu gazetede olmasa da başka bir yazıda Aleviliğe içeriden ve dışarıdan inanç mühendisliği dayatmaları konusunda düşüncelerimi ortaya koyacağım.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız