PAYLAŞ

CAN KASAPOĞLU

”Aleviler, demokratik her türlü aktiviteyi yapmak ve katılmakla birlikte yaşadıkları merkezlerde başta inanç kurumları olmak üzere, siyasal parti bürolarını, gazetele redaksiyonlarını, sivil toplum kurum ve kuruluşlarını, hatta aydın, akademisyen, sanatçı vb ziyaretler gerçekleştirmeli ve bir an evvel akan kanın durması için kısa, özgün ve de orta vadeli acil planlamalara gitmelidirler..”
Analar ve Çocuklar Ölmesin, Gençler, yaşlılar ve hiç bir İnsan öldürülmesin,
Kürdistan’da Katliamlar son bulsun, Sokağa çıkma yasağı ve ablukalar kaldırılsın,
Özgür basın ve siyasetçlier üzerindeki baskılar kadırılsın,
Tutuklu Belediye başkanları ve akademisyenler, aydınlar derhal serbest bırakılsın,
Ve; AKP TC‘sinin Diyaneti, iki de bir Aleviler aleyhinde fetvalar vermesin diyerek;
Türkiye’de başlatmış oldukları ‘Açlık grevleri’ni Avrupa kıtasına da taşıdılar..
Bir başka deyişle Aleviler, AKP devletinin Kürt halkına yönelik saldırıları, Kürdistan’da yaşanan katliamları kınamak ve direnişleri selamlamak amacıyla açlık grevlerine başladılar.
Bununla birlikte Aleviler, sürekli olarak “Diyanet’in lağvedilmesi; din derslerinin kaldırılması; Mezopotamya ve Anadolu halklarının farklı inançlarını özgürce yapabilmesi ve bunları anayasal garantiye alması” taleplerinide birleştirerek açlık grevlerini sürdürmeyye devamm ediyorlar.
Alevilerin bu onurlu ve anlamı duruşu başta Silopi, Cizire, Sur, Nusaybin vb merkezlere ise TV 10, Med Nüçe ve İMC gibi muhalif basın-yayın aracılığı ile ulaştı ve nerede direniş var ise adeta moral verdi.
Her şeyden önce Alevilerin bu süreçte duyarlı olmaları, akan kanın durması ve mazlum Kürt halkı ile dayanışma içinde olmasının iki önemli nedeni bulunmaktadır.
Bunlardan biri, Aleviler inanç olarak, bir sevgi, bir doğa, bir arada yaşamak, birlikte üretmek ve ortak paylaşımı esas alan bir toplum olması ve bu inancı gereği de İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler dahil doğamızdaki bütün canlıların yaşam hakkı olduğuna inanır olmasıdır. Diğer bir deyimle savaşa, şiddete ve başka bir gücün tahakkümüne karşı olmasıdır.
Ne kendisi bir başka inancı yada kimliği etkisi, tahakkümü altına almaz ve ne de bir başka egemen inancın, kimliğin yada gücün, kendisini etki altına aalmasını kabullenmez. Ne bir devletin parçasıdır, himayesi altındadır ve ne de bir devletin himayesi altına veya onun (devletin) sistemi içine sığdırılamaz. Çünkü Aleviliğin kendisi öz itibarı ile zaten bir ‘özerklik’ konumundadır. Ocak, Mürşid, Pir, Rayber, Talip, Musayip, Cem-Dergah işleyiş tarzında ‘yasaması, yürütmesi ve yargısı’ mevcut olan bir yapılanmaya sahiptir Alevilik.
Alevilerin bu süreçte duyarlı davranıp ‘açlık gerevleri’ne yatmasının bir diğer ikinci ve önemli nedeni ise yaklaşan tehlikenin (işid) kendileri açısından da çok derin bir endişe yarattığıdır. Zaten mevcut AKP hükümetinin politikası, diyaneti ve besleyip büyüttüğü cemaatler vs emniyet güçleri eişliğinde Alevileri korkutmaya, ‘imana gelin’ diyebilecek kadar işi ileri götürdükleri bilinmektedir. Emniyetin(!) iki de bir Alevilere, ‘dikkat edin, elimizde sizlere saldırı yaaılacaına dair bilgiler var, kendinizi koruyun’ demesi bununn en bariz örneklerinden biridir. Görevi, vatandaşı korumak olan bir kurumun ‘kendinizi koruyun’ demesi Alevileri oldukça rahatsız etmiştir.
Ayrıca basında sıkça, ‘uyuyan işid hücreleri’ diye haberler yapılmaktadır. Antep, Adıyaman vb merkezlerde güpe gündüz ‘uyanmış’ hücreler görüntüleniyor.
Yine Avrupa’da durum hiç farklı değil.. Aleviler diyasora dahil hiç bir yerde güvencede değildirler.
Alevilerin bu süreçte gösterdikleri onurlu ve anlamlı duruşun işte, yukarıdaki bu iki sebepten kaynaklandığı tespiti hiçte abartı olmaz sanırım..
Kaldıki 93 yıldır İnancımızın yasak olduğu, yok sayıldığı, inkar, soykırım ve katliamlardan geçirildiği TC’de adeta bir devlet terörü ile karşı karşıyayız ve cemeverimiz, kutsal mekanlarımız, ziyaretlerimiz bombalanmaktadır.
Ankara’nın ‘tek dil, tek din, tek ırk‘ gibi gerici, baskıcı ve faşist politikası 93 yıldır halklarımız ve inançlarımız üzerinde kan, acı, gözyaşı, süürgün, soykırım ve katliamlar getirmiştir. AKP gibi aynı zihniyetin temsilcileri ise bugün Kürdistan’da kürt halkına karşı bir ‚Kürt Soykırımı‘ süreci başlatmıştır.
Gasp edilmiş meşru haklarını isteyen, dili, kimliği ve insan olmak kaynaklı en asgari kültürel talepleri kanla bastırılan Kürt halkı ve Kürt kentleri bir abluka altına alınmıştır. Sokağa çıkma yasakları’nın iki ayı bulan süreçlerde yaşanan çatışmalar bölgeyi bir kan gölüne çevrilmiştir.
Aleviler burada hem Suruç, Ankara, Paris ve İstanbul’da patlatılan bombalar, Kürdistan da sürdürülen ‘devlet terörü’ sonucu yaşamını yitirenleri iir kez daha anıyor ve hemde bu barbarlığı yapanları şiddetle, nefretle kınamaktadırlar.
Yine diyasporada yaşayan Aleviler, başta Almanya olmak üzere yaşadıkları ülkelerin kamuoyuna, basınına, STK’larına ve ve en önemliside hükümetlerine, siyasal partilerine sesleniyorlar.
‘Salt mülteciler AB’ye gelmmesin diyerek Erdoğan ve AKP ile olan ilşkilerinize Kürdistanı ve Kürt halkını bir kez daha kurban etmeyin.’ Diyor Aleviler..
Özelliklede ‘Almanya ile TC devleti arasındaki ekonomik çıkarlarınızı, ortadoğunun en kadim, mazlum Kürt halkının ve inançlarıımızın değerlerinin önüne alarak devlet terörüne destek olmayın’ diyerek hala Almanyanın bir çok merkezinde açlık grevleri, çadır eylemleri, yürüyüşler yapmaktadırlar..
Ellbette Aleviler bununla yetinmemelidirler.
Aleviler, demokratik her türlü aktiviteyi yapmak ve katılmakla birlikte yaşadıkları merkezlerde başta inanç kurumları olmak üzere, siyasal parti bürolarını, gazetele redaksiyonlarını, sivil toplum kurum ve kuruluşlarını, hatta aydın, akademisyen, sanatçı vb ziyaretler gerçekleştirmeli ve bir an evvel akan kanın durması için kısa, özgün ve de orta vadeli acil planlamalara gitmelidirler..
İçinden geçtiğimiz kutsal günlerde, Hz Xızır yardımcımız ve yoldaşımız olacaktır..
Tarih ise, ‘zalimlere karşı Alevilerin mazlumlar cephesinde onurlu duruşu’nu yazacaktır..

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız