PAYLAŞ
asdfas

AHMET BAKIR

Ağır savaşlardan çıktık, her yanımız yara bere.
Dostluk meydan muharebesiydi, yolculuklardı, yoldaşlıklardı, bizi bırakıp, uzaklara, çok uzaklara gidenlerdi, yıldızları aralayıp bize hüzünle bakanlardı aldığımız ağır yenilgilerin nedeni.
Yaralarımıza bazen bulut sardık, (acılara iyi gelirmiş, öyle demişlerdi), bazen gölgesiz bir yalnızlık.
Bazen umuda adını vermiş bir anka kuşunun kanatlarını sardık, bazen bir destandan sızan hüzün tadını.
Bazen yaralarımızın yerini karıştırdık.
Kanayan yüreğimizken , gözlerimize tuttuk teberikleri, kırklara yakılmış tütsüleri.
Şimdilerde kurumuş olan mahalle çeşmelerinde, yıkarken ağıtlarımızı akıp giden
hecelerimizdi, anlayamadık.
Çocuktuk, düşlerimize değecek o kurşuni darbelerin, hızla iyileşeceğini, izi bile kalmayacağını düşünmüştük.
Öyle olmadı, kadim bir yara gibi kanayıp durdu tırnaklarımızın arasına gizlenmiş o derin hatıralar.
Bazen Filistinli kolu kopmuş, küçük Büteyra’nın bezden bebeği düşüyor aklımıza, bazen Êzidi bir kız çocuğu olan 9 yaşındaki Rûdaw’ın cariye olarak bir şeyhe satılmasının gözlerimizi kızartacak kadar yağmura boğulmasını susturamıyoruz.
Olmuyor, ne eylesek olmuyor!
“Cihat” denen o kanlı kelime varsa bu coğrafyada ve dinden çıkanlara uygulanacaksa, kendinden başkasını bu çerçeveye oturtup kendini haklı çıkarmak o kadar kolay ki, dilediğini bu nedenle öldürmek mümkün.
Yetmezmiş gibi, bir eski kasabada bıraktığımız o çocukluk yaralarımız!
Yetmezmiş gibi, çağın yangını o derin sevgisizlikler, kör kuyulardan yeniden gün yüzüne çıkarılmış mezhep şovenizmi!
Kızarmış bir çıban gibi içimizi acıtan akşamüstü hüzünleri yetmezmiş gibi!
Yetmezmiş gibi Kerbela’dan beri bizi saran o çöl yangını!
Bir gecede bölüyor uykumuzu Êzidi bir çığlık.
Alevi pirleri, uykusuz gecelerin sabahında dönerek taliplerine, “Bu acı bize ait, bu acı kan rengi bir Kerbeladır cem olun”
Dünyanın sonsuz barışını semahların sırrına taşıyan Aleviler bu çığlığı cem eylediler.
Kerbela kıyımına komşu eylediler!
Öyle ya: Çocuk katliamının, susuz bırakarak damarların kurumasının mucitleri yeni Yezid’ler , dünyaya utancı yeniden taşıdılar.
Acı insanlığın acısı ise en çok Aleviler düşürür yüreklerinin kıvrımına bu acıyı.
Gidip oturuyoruz Galatasaray meydanına usulca.
Tepeden tırnağa acı bir çığlık!
Tepeden tırnağa bir Êzidi duası oluyor suskunluğumuz.
Güvercinler yanaşıyor kıyılarımıza.
Öyle masum ki, “Melek-i Tavus’ta böyle mi acaba?” diye geçiriyoruz aklımızdan!
Sonrası uzun bir suskunluk!
Sonrası Şattülarab, sonrası İsrafil’in çaldığı sur borusu ve sonrası kızılca kıyamet!

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız