PAYLAŞ

baran_bozyelBARAN BOZYEL 

Tüm ideolojiler, siyasetler kadın bedeni üzerine yapılıyor. Kadında doğruyu bulmak için kendi bedeni üzerine ideolojiler yaratıyor.

Neolitik çağ sonrasında erkek egemen zihniyet devletleşmede ki yegâne araç olarak kullandığı kadın köleliğini, aile kurumu ile garanti altına aldığı ve bunu din olgusunu kullanarak kadını hiç çıkamayacağı bir çembere koyduğu birçok kesim tarafından biliniyor ve bundan yola çıkarak tartışıyor olması, kadının yeni teoriler üretmesine neden oldu.

Kimi kesimler, insanlığın doğa karşısında yaşamını kolaylaştırmak, ahlaki ölçülerde yaşamı paylaşmak için kadın ve erkeğin bir araya gelerek, kendi süregenliğini belli bir düzen içerisinde sürdürmek için aile kurmaya ihtiyaç olduğunu savunmuştur. Bunu yaparken aile reisliğine atanan erkek, aslında yaşamı paylaşmak değilde egemenlik kurmak için aile adı altında devletçi bir kurum kurduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Ortada yaşamı paylaşmaya dair hiçbir pratik yoktur. Erkek aile reisi ve yöneten olan lider konumundayken, kadın sadece erkeğin emrine amade edilen bir köledir. Bu durum kadına kabul ettirilmiş adeta kanıksatılmış, tersi bir sisteme kendisi dahi karşı çıkmıştır. Erkek koruyan kollayan besleyen olarak tanıtılmış, kadını yaşatmak için gerekirse ölen bir savaşçı, kadınsa onu yaşatmaya çalışan erkeğin kölesi olma anlayışı empoze edilmiştir.

Rol model ise, tanrıçalaşma iyi ve güzel diye nitelendirilen kendisine itaat eden edilgen kadın yaratılmıştır. Karşı çıkan düşünen, sorgulayan kadına ise cadı yaftası yapıştırılarak katletmiş yada aforoz etmiştir.

Kadın ve erkekte var olan eşit güdüler, kadında farklı biçimlerde süslenerek giydirildi ve bu biçimde özgürlüğe bir kez daha kelepçe takıldı. Analık güdüsü, babalık güdüsüne göre daha çok değer biçildi ve kadın çocuk bakmada eve haps edildi. Bunu hem zorla yaptı, hem de kadının kendisine de kabul ettirmek, kanıksatmak için, edebiyatla yaptı, dinle yaptı, müzikle yaptı. Pozitif ayrımcılıkla kadına tanınan bazı haklar, kadının hakkı değilmiş gibi kadına bahşedildi. Babalık ile ilgili ne destanlar yazıldı, ne şiirler, ne dinler, nede devletler bir misyon biçti. Böylelikle erkeğin babalık güdüsü katledilerek, egemen olması için katletme güdüsü güçlendirildi. Doğalında her iki cinsin analık ve babalık güdülerinin güçlü olması gerekirken, kadında daha çok güçlendirildi. Ve böylelikle aslında ana tanrıça yaratma anlayışının da yine egemen olma anlayışından geçtiğini gördük.

Diğer taraftan kadın bu duruma çeşitli şekillerde, karşı savunma geliştirmiş, fakat hakikati bulmada eksik kalmıştır. Kimi kadın hareketleri, anne olmayı ve kadın erkek ilişkisini ret etmiş kendi doğasına ters düşmüştür. Elbette özgürlük arayışında buda bir yöntemdir, çünkü egemen zihniyet iktidarını kaybetmek istemeyecek ve kadının özgürlük arayışında önünü açmayacaktır.

Kadının büyük acılar çektiği, gerek erkek tarafından öldürülmesi, gerekse binlerce yıllık empoze edilen güdüler temelindeki zorlanmalara karşı amansız bir savaş yürütmektedir. Bir çok yol denenmiş, ve bu arayışta daha fazla yük yüklenmiştir. Üretime katılarak, hem evde çalışmış, hem çocuk bakmış, hemde dışarıda çalışarak özgürlük arayışında köleliğe bir adım daha atmıştır. Bu kadar yükü yüklenmiş kadın, ne okuyabilmiş, nede fikir üretebilmiştir. Fikir üretse de, önderlik yapmada başarı sağlayamamıştır. Tüm hakları elinden alınan kadın, çok sevdirilen analık güdüsünü de ret etme noktasına gelmiştir.

Kadın ve erkek arasındaki bu iç savaş, dünyanın yok olacağı dönemin farkına varıncaya kadar sürecektir. Ve yine erkek görecektir bu yok oluşu. Bilim adamların elinde, ve dolayısıyla bilgi devletleşmiştir. Devletler ekolojinin bozulacağını bile bile teknolojiler, bombalar, barajlar yapıyor, dünyayı her gün yok oluşa doğru götürüyor. Erkek, insanlığın sonunun geleceğini bile bile kadını köleleştiriyor. Ve kadın özgürlük arayışında yok oluşu göze alıyor.

Bu iç savaş ya barışı getirecek, ya da yok olmayı getirecek. İnsanlık tarihi, erkeğin çıkardığı savaşlara ve acılara tanıklık etti. Kadın hiçbir savaş tarihini başlatmamıştır. Gerek dinler savaşı, gerekse sınır savaşları erkek tarafından başlatılmıştır. Tüm peygamberler erkek, devletleşme erkek, tanrılar erkek ve dolayısıyla savaşları başlatan bu kadar yok oluşa sebep olan erkek egemen zihniyetidir. Bunun böyle olmasıyla beraber, verilen mücadele cinsler arası savaş değil, erkekle birlikte egemen zihniyete açılan bir savaş olmalı, değişim ve dönüştürücü bir biçimde devrime yürünmelidir. Diğer türlü bu yok oluşda kadınında payı olacaktır. Kadın önce kendini değiştirip dönüştürecek ki dünyaya getirdiği erkek cinsine, insani özgürlüklerin yanında doğada var olan tüm canlıların yaşam özgürlüklerini koruması temelinde bir anlayış empoze etmelidir. Kadın erkek egemen zihniyete karşı, kadın egemen zihniyeti geliştirirse bu yine bir yok oluşa götürecek, değişim ve dönüşümde bir rol almayacaktır. Ve dolayısıyla bir kadın devrimi söz konusu olmayacaktır.

Kürt özgürlük hareketinin başlatmış olduğu demokratik kurtuluş, özgür yaşam şiarı, kadın devrimini yaratma çabası, kadın bilimini tartışıyor olması hakikat arayışı temelinde ve tüm ötekileştirilmiş, köleleştirilmiş kadın ve erkek cinslere ışık olma noktasındadır. Jinoloji yani kadın bilimi üzerinde yapılan araştırmalar hakikat arayışçılarının cinsler arası savaş değil zihniyet savaşı verilmede, erkek egemen zihniyet, erkek ve kadın cinsi tarafından mahkûm edilmiştir. Buda binlerce kadının dikkatini çekmiş ve Kürt özgürlük hareketini çekici kılmıştır. Jinolojiyi tüm kadınlar incelemeli ve özgürlükleri yoldaşlık temelinde erkek ve kadın cinsi birlikte mücadele etmelidir.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız