PAYLAŞ

baran_bozyelBaran BOZYEL

Bir eylül dünya barış günü kutlamalarında, yanıma yanaşan kadın arkadaşımın bana kurduğu şu cümleler, bana çocukluğumda babaannemin Elazığ sokaklarında, cezaevine giderken anneme söylediği şu söz kadar etkiledi. ’’ Bukê, giştî darda kirine’’(Gelin,hepsini asmışlar.) Babaannem bu cümleyi kurduğunda annemin kucağında küçük kardeşim, diğer eliyle de beni arkasından sürüklüyordu. Annemin yüzü sapsarı kesilmişti. Hızlıca karakola doğru yürüyorduk. Cadde bomboştu.Işıklı dükkânlara bakarken, bir kasap dükkânında derileri soyulmuş ayaklarında asılı duran hayvan etlerini  gördüm. İşte tam o sırada “sanki babam amcam ve arkadaşlarını asılı duruyorlar gibi aklımdan geçiriyordum” Çocuk aklı işte… Korkunç bir psikolojiydi. Korkumdan ağlayamamıştım. Annem daha çok üzülür diye kocaman çığlığımı içimde patlatmıştım. O kocaman postallı adamlar gelip herkesi öldürmüştü demek…

Varlığını şidet ve baskı üzerine inşa eden devlet;Topluma baskı uygulayarak sindirmeye çalışması neticesinde toplumun, beynini ve ruhunu esir almıştır.Küçücük çocukların gözleri önünde ebeveynlerini kötü muameleye tabi tutmalarının tek bir nedeni vardır…”Yılan küçükken başı ezilmelidir”zihniyetin ürününden başka bir şey değildir.

Beyni iğdiş edilen erkek devletin, gücü karşısında kendilerini ifade edip konuşturamadıkların’dan olacak’ki, evde kadına baskı uygulayarak varlıklarını kanıtlamaya kalkışmaları, sahibine benzemeye çalışan köle ruhlu olanlardır.Devlet erk’i erkek eliyle kadını iki defa esaret altına almıştır.Özgürlük meşalesini elinde taşıyan Nezihe ana Kürt Halkının bağrında taht kurmuştur.Aydınlıkta korkan karanlık güçler yine boş durmadılar…Beyni esir alınmış köle ruhlu erkek eliyle 1- Eylül Dünya Barış gününü aydınlatan Barış ve özgürlük meşalesine kurşun sıktılar.

Bir şeyler yapmalı;

‘’Küçükçekmece Kadın Meclisi üyesi Nazliye Sincar adlı kadın arkadaşımız eşi tarafından kurşunlanarak öldürülmüş baran heval.’’ Aynı dehşet duygular içerisinde kalakaldım o an. Bir eylül dünya barış gününe gelmek için yola çıkan kadın, eski eşi tarafından sokak ortasında katledilmişti. Ne bu katliamı kınamak bu kadın arkadaşımızı geri getirebilir, nede lanetlemek. Artık beş bin yıllık esareti ve egemen zihniyeti eleştirip, nefesimizi ve enerjimizi tüketmek yerine, bir an önce harekete geçilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kürt halk önderliği Sayın Abdullah Öcalan’ın demokratik kurtuluş, özgür yaşam paradigmasının diğer adı olan kadın devrimini, ne kadar anlamış ve yaşamsallaştırmışız? Sorusu geliyor akıllara.

BDP kadın devrimi konusunda ne kadar çalışma yapabiliyor? Hem tüm eylemliklerde ön saflarda devlet den şiddet gören kadının, hem de evde eşinden gördüğü şiddet konusunda ne tür çalışmalar yürütebiliyor?

Önümüzde duran bu sorunu nasıl çözebiliriz? Nasıl en aza indirgeyebiliriz? Sorularına cevaben şunlar yapılabilir kanımca.

Tüm siyasi kurum ve kuruluşlar, önce kendi çalışanlarına ulaşarak eğitimler ve alınan eğitimin yaşamsallaştırılıp, yaşamsallaştırmadığını görmek için gözlem yapılabilinir.

Bunun için bir komisyon kurulabilinir. Bu komisyonda sosyalist, anarşist ve tüm feminal kadın hareketlerinden temsilciler yer alabilir.

Kadın özgürleşmesini biçimsel bir dil oluşturarak değil, erkek ve kadının dönüşmesiyle gerçekleşeceği algısını önce kadına sonrada erkeğe kavratmak gerekiyor. Kadınlar da bu temelde çok zayıf ve zayıf kalması için ya şiddete maruz kalıyorlar yada yaşam hakları ellerinden alınıyor.

Erk zihniyetini parçalamak demek, devlet anlayışını yıkma ve dolayısıyla özgürleşmek demek.

Özgür toplumların yaratıcıları, özgür bireylerden geçeceğini ve önce işe kendimizden başlamamız gerektiğini, bunu söylemde değil artık harekete geçerek yapmanın zamanının çoktan gelip geçtiğini düşünüyorum.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız