PAYLAŞ

alevi_cocukHüseyin ALİ

Türkiye’de şimdi de İmralı’da bir pazarlık yapılıyor mu, yapılmıyor mu tartışması yürütülüyor. Başbakan ve yandaşları pazarlık yapılmıyor, hiçbir söz vermemiş vb. şeyler söylüyor. Kılıçdaroğlu, ‘Pazarlık yapan alçaktır’ diyor. Bahçeli zaten her şeye ‘ihanet’ diyor. Çünkü ihanetten başka bildiği bir kavram yok. Pazarlık yapılıyor-yapılmıyor tartışması tam bir saptırmadır. Sorun nedir, nasıl çözülecek tartışması yapmıyorlar. Türkiye’nin nasıl demokratikleşeceği üzerinde düşünce belirtmiyorlar. Türkiye’de siyaset bir türlü düzey kazanmıyor. 90 yıldır siyaset özel savaş politikasının örtüsü olmuş, Türkiye’nin temel sorunları sadece derin devletin kararlarına bırakılmış. Bu nedenle politikacılara demagoji yapmak kalmış. Siyasetin bugünkü bayağı tutumu 90 yıllık alışkanlığın dışa vurumudur. Partilerin liderleri ya da isimleri değişiyor, ama bu tarz değişmiyor.

Türkiye’de Kürt sorunu nasıl ortaya çıktı; Kırk yıl önce PKK hangi Türkiye ve Kürdistan koşullarında ortaya çıktı; 30 yıllık savaşın nedenleri nedir? Konusunu tartışma yerine, pazarlık yapmadım, yaptın demek gerçekten de tam bir kayıkçı kavgasıdır. İnsan bu tür tartışmaları gördükçe Türkiye’nin hangi sorunu gerçek anlamda çözüme kavuşur diye düşünmeden edemiyor.

Kürt sorunu Türkiye’nin temel sorunudur. Türkiye 30-40 yıldır PKK’yi konuşuyor. Bu nedenle PKK’ye uluslararası komplo gerçekleştirildi; Önderliği esaret altına alındı. PKK Önderliği esaret altına alındı, ama Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi durdurulamadı. Zaten Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesinin durdurulması mümkün değildir. İşte bu gerçekler görüldüğü için AKP heyetler göndererek İmralı’da görüşmeler başlatmıştır. Hangi parti ve hükümet olsaydı yapacağı farklı olmazdı. Çünkü onlarca yıllık mücadele Türk devletine bu halkın mücadelesinin zorla bastırılamayacağını öğretmiştir. Bu durumda da yapılacak görüşme ve müzakerelerdir. Kürt Halk Önderi daha 1990’lı yıllarda on yıllar da geçse bu noktaya gelinecektir, demiştir. Demokratik Türkiye aslında on yılları kaybetmiştir.

İmralı’da görüşmeler yapılıyor, Türkiye’nin nasıl demokratikleşeceği tartışılıyor. Kürt sorunu nasıl bir çözüme kavuşursa Türkiye demokratikleştir konusu tartışılıyor. Kuşkusuz Kürtlerin hakları bir pazarlık konusu yapılacak haklar değildir. Bu yüzden Kürtlerin haklarını konuşmak bir at pazarlığı yapmak değildir. Nasıl ki işkencenin olmaması gerektiğini söylemek pazarlık olmuyorsa, Kürtlerin haklarını talep etmek, bu hakları tartışmak da pazarlık değildir. İnsan haklarını istemek bir pazarlık yapmak olamaz. Bugün üç kuşak insan hakları tartışmasız olarak kabul edilmiş doğal haklardır. Kürtlerin kimlik ve dil hakkı, özgürlüğü ve anadilde eğitimi tartışılmayacak düzeyde Kürtlerin doğuştan gelen haklarıdır. Bu hakları pazarlık konusu yapmak aslında çağ dışı olmaktır, gericiliktir.

Kürt sorununu tartışmayı, Kürt sorununda adımlar atamayı Türkiye’nin demokratikleşmesi için demokratik bir anayasanın yapılması bir pazarlık olarak görülemez. Özcesi bu tür konuların konuşulması, Kürt sorununun nasıl çözüleceğinin tartışılması kovboyların yaptığı bir at pazarlığı değildir, bir al-ver konusu değildir. Şimdiye kadar Kürtlerin gasp edilmiş haklarının tanınmasının neresi pazarlık olur? Kürtlerin mücadelesiyle bu hakları gasp edenlere bu haklarını kabul ettirmesinin neresi pazarlıktır? Bu açıdan temel haklar konusunu pazarlık olarak ele almak yanlıştır ve bir saptırmadır.

Günümüzde insan hakları da, demokratik haklar da yüz yıl önceki gibi değildir. Toplumların mücadelesi ile insan hakları da demokratik haklar da genişlemiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra eski siyaset ve demokrasi anlayışı sorgulanmıştır. Sadece yaşam hakları değil, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar da temel insan hakları haline gelmiştir. Demokratik siyasi haklar insan haklarının olmazsa olmaz hakları olarak kabul görmüştür. Günümüzde farklı toplumların kendi kimliği ve kültürüyle özerk yaşaması da temel demokratik haklardandır. Artık farklılıkların ve özgünlüklerin tanınması, bu özgünlüklerin özerkliğinin ve özgürlüğünün sağlanması da demokratikleşmenin koşullarındandır. Artık demokrasi olmak ve demokratikleşmek bu hakları da kapsamaktadır. Bu nedenle artık Kürtlerin farklı bir kimlik, halk, toplum ve ulus olarak kendi kendini yönetmesi de tartışmasız bir demokratikleşme hakkıdır. Eğer Türkiye demokratik olacak diyorsak Kürtlerin kimlik, kültür, dil özgürlüğüyle kendi kendini yönetme hakkı da tanınacaktır. Şimdi gündeme gelen bu demokrasi haklarını bir pazarlık yapma gibi göstermek demokratik olmamaktır. Kılıçdaroğlu hem sosyal demokratım diyecek, demokrasiden söz edecek, hem de bu hakların gündeme gelmesini pazarlık olarak değerlendirip feryat figan edecek! Hem de bir Alevi Kürt olarak! Gerçekten bu tutumu anlamak zordur. Tabii ki Türk ulusalcılığın ve diğer hakların varlığını eritme ve tek tipleştirmeye dayalı ulus-devletin ideolojik esiri olunursa gösterilen tavır da bu olur.

Kuşkusuz hala AKP de tek, tek, tek nakaratını söylemeye devam ediyor. Tek devletin (yani farklı kimliklerin özerkliğini reddetme), tek milletten (yani herkesi Türk milleti içinde görmekte), tek vatandan (Kürdistan’ı, dolayısıyla Kürtleri bir toplum olarak yok sayma), tek bayraktan (Kürtlerin farklılığından gelen hiçbir sembolü kabul etmeme) vazgeçmiyor. Demokratik bir zihniyet ve dile sahip değil. Bu açıdan AKP de hala mücadele edilmesi gereken bir ideolojik ve siyasi güç durumundadır. Demokratikleşme ve Kürt sorunu kendiliğinden çözülmeyecektir.

Kürt Halk Önderi yaptığı siyasi hamlelerle AKP’yi ve devleti çözüm kulvarına sokmak istiyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünde adım atmaya yöneltmeye çalışıyor. Çünkü Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü gündemleştirmiştir. Şimdi demokrasi güçlerine düşen, bu gündem çerçevesinde Türkiye şöyle demokratikleşir, Kürt sorunu şöyle çözülür diyerek Türkiye’nin nasıl demokratikleşeceğini ve Kürt sorununun nasıl çözüleceği konusunu toplumsal talep ve algı haline getirip AKP’yi ve devleti bu yönlü adım atmaya zorlamaktır.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız