PAYLAŞ

alevi_semahMurat ÇOŞKUNER

Hükümet çözüm sürecinde önemli adımlar atarak Kürt ve azınlıklar sorununda önemli gelişmeler kaydediyor. Buna karşın, Alevilerin çözüm bekleyen sorunları, bir şekilde gündem dışında tutulup görmezden gelinmeye çalışılıyor. Alevilerin sorunlarının görmezden gelinmesi ise Alevilerin nazarında, hâlâ Sünni devlet anlayışının Türkiye Cumhuriyeti’ne egemen olduğu, Aleviliği ve Alevileri gerek iç politikada gerek dış politikada bir ayak bağı olarak gördüğü kanısını uyandırıyor. Dolayısıyla, Aleviler sorunlarına çözüm beklerken, Alevilerin devletle olan sorunlarının yanında bir de devletin Alevilerle olan sorunu gibi bir durumla karşı karşıya kalıyor.
Bu yazı, daha ziyade “Kürtlerin bir Alevi sorunu var mı?” sorusu üzerinde düşünmeyi amaçlıyor. Ancak bunun üzerinde düşünürken Aleviliğin, devlet ve merkeze konumlanmaya çalışan toplumsal kesimlerin karşısına sorun olarak dikilmesine yol açan birkaç önemli talebine de değinmek gerek. Bu talepleri, Öcalan’ın Nevruz’da okunan mektubundan önce kabaca siyasal ve teolojik sorunlar olarak iki şekilde özetlemek mümkün görünüyordu. Mektubun kamuoyuna okunmasından sonra ise Alevilerin sorunlarının bu ayrım ile ifade edilebilmesinin mümkün olmadığı anlaşıldı. Alevilerin siyasal sorunlarının çözümünü büyük oranda Kürt meselesinin demokratik yollardan çözülmesine bağlı olarak gören pek çok Alevi varken, mektuptan sonra siyasal sorunların aslında o kadar da siyasal olmadığı ve bu meselelerin teolojik sorunlardan ayrı düşünülemeyeceği ortaya çıktı.

Süreç kurultayı

Öcalan’ın mektubunda yaptığı “İslam birliği” vurgusu ve mektubunda Alevilere yönelik bir ibarenin bulunmaması, sorunlarının çözümünü Kürt meselesinin demokratik çözümünde gören Alevilerde bir rahatsızlık oluşturdu. BDP Tunceli İl Başkanı Şerafettin Halis’in istifası da dikkatleri Alevilere çevirdi. Spekülasyonların yanında, kimliğini önemli bir ölçüde hatırlayışlar üzerine dayandıran Alevilerin hafızasında, Şeyh Sait ve Seyit Rıza arasındaki anlaşmazlıktan tutun İdris-i Bitlis ve Yavuz Sultan Selim işbirliği ile Alevilerin katledilmesine kadar Aleviler ile Sünni-Şafi Kürtler arasında gerçekleşmiş pek çok tarihi olay canlandı. Tüm bu olaylar silsilesi, tarihsel bir arka plandan beslenen birtakım önyargıya dayalı görüşlerin yeniden canlanmasına yönelik işlev gördü. Duruma yerinde ve hızlı bir şekilde müdahale eden Alevi örgütleri bir “süreç kurultayı” düzenlemek için harekete geçti ve kurultayın amaçlarından birinin de barış sürecine destek vermek olduğunun altını çizdi (Radikal, 04.04.2013). Ancak bu çabalar yine de kolay kolay kapanmayacak bir tartışmayı da alevlendirmekten geri kalmadı.

Laiklik ve Altan Tan

Kürt hareketinde, Kürtlerle Alevileri birleştiren nokta, hareketin etnik temele dayalı olmasından çok Kürt hareketinin laik niteliğidir. Alevilerin PKK ’ya katılımı büyük oranda örgütün laik yapısından kaynaklanıyor. PKK’ya Alevi destek-katılımı örgütün dinsel bir tutumdan ziyade laik, politik amaçlarından ötürü oluyor. Bu destek, örgüt tarafından sol eğilimli bir siyaset güdüldüğünden dolayı ivmesini de yitirmedi. Bu, Alevilerin Kürt hareketinde dinsel değerlere sahip olan kişileri görmek istememeleri anlamına gelmiyor. Öyle olsa Altan Tan gibi bir milletvekili parti içerisindeki Aleviler arasında bir rahatsızlığa yol açabilirdi. Aleviler daha ziyade hareketin kendini dinsel referanslarla tanımlamayarak, dinin yalnızca bireysel tanımlamalarda bir referans olarak kullanılabileceğine yönelik düşüncesine önem veriyor. Dolayısıyla Alevilerin talepleri, Kürt hareketinin yapısal özellikleri ile uyuşuyor. Ancak, Türkiye’nin dejure laikliği ile defacto Sünniliğinin oluşturduğu Alevi sorunu, Öcalan’ın mektubu ile birdenbire Türk devletinin Alevi sorunu gibi “Kürtlerin de mi Alevi sorunu oluyor?” doğrultusunda Alevileri düşündürmeye başladı. Bu fikir teatisi dahi, kamuoyunda Alevilerin barış süreci karşıtı olduklarını düşündürecek kadar ileri gitti.

Din ve etnisite

Öyle ki, Ferhat Tunç, süreç karşıtlığının Alevilere bağlanmaması gerektiği yönünde Radikal’de Kürtlerin bir Alevi sorunu olmadığını anlatan bir yazı yazdı. Sanatçıya göre bu kaygılar yersizdir ve bunlar, Aleviler ile Kürtler arasına mesafe koymak isteyen ulusalcı ve Ergenekoncu çetelerin körüklediği yapay bir ayrım. Sanatçı, etnik kimliğin sorunlarından söz edilirken dinsel bir kimliğin sorunlarından söz edilmemesinin gayet normal olduğunu söylüyor (Radikal, 06.04.2013). Bu kendi içerisinde mantıklı bir açıklama teşkil etmekle birlikte Alevi rahatsızlığının dinsel referanslara yapılan vurgudan kaynaklandığını görmüyor. Siyasal ya da dini bütün merkezcil ya da merkeze oynayan güçlerin Alevilikle bir sorun olarak yüzleşecekleri nokta, kendilerini siyasal referanslarla mı yoksa dinsel referanslarla mı tanımlayıp tanımlamamaları olacaktır. Aleviler sürece daha fazla müdahil olmaz ve Kürt hareketindeki dinsel referanslar ağırlık kazanmaya devam ederse, Kürtlerin de bir Alevi sorununun olacağını söylemek kehanet olmayacaktır. Kürtler ve Aleviler arasındaki bu konjonktürel kaygıyı uluslararası politik mücadelelerden de bağımsız okumamak gerek.

Doğru ifadelerin önemi

Tarihin cilvesi o ya, Osmanlı ile Safevi İmparatorlukları arasındaki mücadelede kısmen rol almış ve büyük acılar yaşamış Aleviler, yine aynı coğrafyada yine bir uluslararası krizin içine bu kez bilinçli olarak sokulmaya çalışılıyor ve bunun üzerinden Alevi düşmanlığı üretilmesi amaçlanıyor. Başbakan Erdoğan, Suriye’deki iç savaş ve bu iç savaşın zalim azınlığı olarak Alevileri görmüyor ve iç politikada bunu siyasi bir malzeme haline getirmiyor mu? Suriye’ye yönelik müdahale yine dinsel referanslarla meşrulaştırılmaya çalışılmıyor mu? Burada Kürtler ve Aleviler politik ve insani bir tercih yapıp savaşı meşrulaştırmaya ya da onu engellemeye yönelik dinsel referanslardan uzak durdular. Bu şekilde çarpık bir dinsel referanslar sisteminin hâkim olduğu bir siyasal arenaya sahip Türkiye’de şimdi “İslam birliği” gibi ifadeler, Aleviler ve Kürtler arasındaki olumlu ittifakın çözülmesini beraberinde getirip Kürtlerde bir Alevi sorununu gündeme getirebilme tehlikesini taşıyor. Hiç şüphesiz bu, Kürt hareketinin şimdiye dek kendini tanımladığı siyasal-demokratik, anayasal yurttaşlık hattından bir kaymanın da işareti olacaktır. Bu bakımdan ifadelerin doğru bir şekilde seçilmesi önemli. Her ne kadar Gülten Kışanak’ın, Öcalan’ın mektubunun yanlış algılandığını söylemesi ve Aysel Tuğluk’un, “Demokratik Cumhuriyet projesini bölgenin de ilham alacağı bir çözüm modeli” olarak sunması (Radikal, 10.04.2013), şimdilik Aleviler ile Kürtler arasındaki ilişkiler için güven verici söylemler olsa da, dini referanslı vurguların devam etmesi Kürtleri de bir Alevi sorunuyla yüzleşmek durumunda bırakacaktır.

* Galatasaray Üni., Siyasi Bilimler Enstitüsü

radikal.

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız