PAYLAŞ

firik_dedeHaydar MUNZUR

Bir şafak vaktiydi kalbimi bıraktığım Munzur un sonsuzluğuna. Alıp götürmüştü beni gezdiğim diyarlarda. Nice dağların derin vadileri ve yüksek yaylalarında güller toplamış tim sana biliyormuşsun…

Gecenin ıssızlığında, turnaların yüzerek geçtiği gökyüzünün suskun maviliğinde bir tek kalbimle dinlemiştim, sesiz ötüşlerini. Ve gelip geçmişlerdi Munzurlardan kanat çırparak Arguvan kalesine doğru…

Yeniden Munzur gitmek, onun görkemli akısında isyankâr dağlarından. Pirim seyit Rıza”nın Gagan yaylasındaki ateşgahında konaklamak. Hatıralarıyla ölümsüzlüğe yürüyenlerin mekânında… Yeniden özgürlük ateşini yakmak ve sana olan isyanımla tarihin suskun dilleri ne zaman konuşacaktır. Ve sıra ne zaman gelecektik çilekeş halkıma. Sen yinede bekle dağların kuytularından doruklarına yükselen yetim anaların özgürlük savaşçıların çığlıkları yıla onurun temsileri konuşacaktır can pahasına. Nice şehit düsen dava yoldaşlarının anılarını tazelemek. Dersim tarihin kendisine yüklediği şehitlerimizin nasihatnamelerindeki özgürlük anıtını, geçmişin anılarından geleceğimizi yaratmak. Seyit Rızadan, Beseler, Ali ser, Zarifiler, Sahan ağalardan Ana tanrıçamız Zilan a. Ve bütün özgürlük şehitlerimize Bu soylu tarihsel değerlerimizin ürünü olan cümle halk şehitlerimizi Dersim asla unutmayacaktır…

Deryalara acılan kayıp umutlarını, ummanın derinliklerinden yatan, sesiz yarınların bilinmez sevinci kalmıştı yıkılan harabelerinde…

Kelebekler dönmüştü, gecenin yanan kor alevinde, yanmaya hasret kalarak… Nasılda özledim seni Munzur. Doruklarında buz salkımları saklıdır simdi. Tarihin adil tanığı elleri koynunda yetim anaların çığlıkları saklıdır doruklarında ey Munzur.

Cemler bağlamıştı Pirimiz Seyit Rıza, Mansur darında, bilgeler toplanmıştı. Erenlerle semah dönmüşlerdi, doruklarındaki mağaraların gizemliliğinde, yoluna ikrar verilmişti, dava dan asla dönülmemek üzere.

Tarihin emaneti saklıdır Zuhal yıldızında. Her gece vakti Munzurların doruklarında izlemiştim parlayan yıldızların yansıyan sessizliğini ve birde dağların bilgeliğiyle. Dağlarında taşıdığı özgür geleceğin hayallerini… Ve birde gelecekten habersiz, yaşamın umudu dolu çocukların sevinci, Panzerlere saldıran küçücük yüreklerden koca uyanışından korkmalısın. Mor menekşenin suskun güzelliği yeniden yaşama umudunu vermişti. İşte her gün ülkemin sevinci zafere götürecek yeniden bir başlangıç olacaktır….

Bilemem ki kaç asırdan beri büyük umutla açan ve her sonbahar rüzgârlarına kaptırdığı yaprakların sayısını… Ve her bahar yeniden açacaktı toprağında sakladığı gizemli kökleriyle mor menekşem…

Dersimin güzel sevdası, Yarın yine geleceğim, sana türkülerin en güzelini dorukların da yankılanıncaya kadar… Gönül bir gemidir sen dümenisin, Yelken açmak ister bu Devreşlerin Bilgemiz Pir Firik Bava…

Bir tarihe tanıklık etmiş Dersim bilgelerinden Pir Firik Bava yi kaybettik anisi önünde saygı ile eğiliyoruz. Bir asırlık bir ömrünü Kızılbaş Alevi geleneğine adayan ve yola göre yasayan bunu kişiliğinde taşıyarak topluma mal eden, Pirimiz Firik bava Dersimin Ovacık ilçesinin Munzur dağ silsilesinin bir sur gibi ördüğü, Ovacık ilçesinde yasamış olup Devreş Cemal ocağında bir cağın temsilcisi olan Firik dede kendi yıkık evinde 106 yasında hakka yürümüştür. Tarih gibi kalmasını başaran en değerli bilgelerimizden biri olmuştur. Belki de yaşadığı süreç içerisinde kimseler onu fazla tanıyamamışlardı, bunun çok özel nedenleri olmuştur.

Ülkemiz tarihinde ve son uygarlığında tanıklık etiği, 1980 Eylülünde Faşist generaller vatan millet elde gidiyor bahanesiyle tüm ülke yönetimlerine el koyarak, ülkede boydan boya faşist terörün en acısını, Ovacık“ta kendi köyünde pirimiz Firik dede tanık olmuştur. O dönem genç devrimci düşünceyle tanışan, Behzat Firik, Abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak katledilmiştir. Kendisini tanrı kral yerine koyan, kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan, Behzat Fırik“in de babasıdır. O günden beri unutamadığı bu vahşetiyle oğlunun acısıyla yas tutan Firik Dede, sakallarını bir daha hiç kesmedi. “Mücevheri yerinde satın, tenekecilere vermeyin, sarrafını bulursanız verin” diye kendisini ifadelendirmişti. Bir dahada hiç konuşamadı. „Firik dedenin sözünü anlayacak sarrafa mı rastlamadı bu bir sessiz protestomuydu içinde taşıdığı bu sırrı kimsede fazla anlayamadı…

12 Eylül 80 cuntası toplumumuza ait tüm kutsal değerleri kökünden söküp atmayı hedeflemişti. İnsanin kendisine ait kültürü ve şekillendiği ulusal sosyal tarihsel değerleri ülkemizdeki kanlı faşizmin en ağır darbesine maruz kalmıştı. Devlet adına tüm yöneteni ele geçiren bu dikta rejim tarihin en barbar felaketini insanlığa yaşatmasına herkes şahit olmuş, kendi ülkesinde hic bir can güvenliğinin olmadığı bir gelecekle karsı karsıya bırakılmıştı.

İşkenceden geçmeyen bir tek namuslu onurlu insan kalmamıştı. Halkımızın gözleri önünde en sevdikleri, orta cağ arenalarını aratmayacak en vahşi yönetenlerle, Türk askerleri tarafında halka izletilerek parçalanmıştı. Yani derin bir evlat acısını halka yaşatarak tüm duygularını acılara boğmuştur. İste Büyük Pirimiz Firik Bavanin en sevdiği ciğer Paresi bu dönemde, Türk askerleri tarafında insanların gözleri önünde vahşi yöntemlerle çevresindeki insanlara izletilerek katledilmişti. Önce bir ağaca bağlanır, sonra etrafında büyük ateşler yakılır, kasaturalarla gözleri oyulur, sonrada ateşin içerisine atılarak yakılır…….

Bu değerli halk ve vatan şehidi, Behzat Firik in şahadeti önünde saygıyla eğiliyoruz ve Behzat firik halkımızın kalbinde sürekli Pirimizin sevgisiyle yaşayacaktır…. Tabii ki Pirimiz Firik Bava bu insanlık tarihinde ilk defa tanık olduğu bu faşist devletin vahdeti karsısında daha nasıl konuşacaktı. Köyleri yakılıp yıkılarak talan edilen halkımıza savaşarak direnmekten başka konuşacak bir şey geride bırakılmamış ki.

Bir gün dağ köyünden Pirimiz Firik Dedeyi ziyaret etmiştik. Kendisini yeterli tanımasak ta, Güzel doğal kıyafetlerin arasında nur yüzü, yaslı adamın bizi aşağıdan yukarıya derin süzülmesinden oldukça etkilenmiştik. Gerçekten bize söyleyeceği çok şeylerin olduğunu iliklerimize kadar his etmiştik. Fakat kaldığımız süreç içerisinde de hiç konuşmamıştı. Derin acılar dilsizdir. Çağımızın sade kıyafetleri içerisine gizlenmiş, Bir mühcever dolu yürek, gözyaşlarıyla dinlemişti bizi…

Sıra bir gün halkımızın özgürlük intikam duygular inada gelecektir. 93 sonbaharı Dersim dağlarında Kürt özgürlük savaşçıları zalimden haksızdan hesap sormuşlardı Firik Dedenin torunları… Dersimin kutsal mekanı Munzur bavanin ziyaret köyündeki karakola yapılan bir saldırı eyleminde Ovacıkta panzerin içerisinde takviye gelen Dönemin en barbar işkencecisi olan kulaksız yüzbaşı gelen panzeriyle birlikte imha edilir.

„70“lerin sonlarıydı sanırım. Firik Dede, Piro Newes, Aydınê Heşi, Qeramanê Mırci, Rızaê Berti gibi Ovacık“ın o dönemki insan-ı kâmilleri amcam Weliağa“nın evinde toplanırlardı bazan, önce sohbet, muhabbet, sonra saz-söz, ikram derken sonra uzun bir sessizliğin içinde öylece otururlardı. 6-7 yaş hafızamdan kalan bu görüntüyü de hala merak ederim. Bu bilge adamlar niye susuyorlardı, öyle saatlerce. Bu ve benzeri yanıtlanmamış birçok soru ve sırlarıyla hepsi çekip gittiler aramızdan.” (Eyüp Hanoğlu)…

Bütün acılar ortamında kendisine yabancılaştırılan bir sistemin çarklarıyla boğuşarak bilgece yol almış pirimiz, Arifler ve bilgeler makamının soylu bileşkesi olmuştur. “Yüzü şemsi kamber, gözleri nur” dolu bilge dedemizin hayatını anlatan bir film yapan yönetmen Buket Aydın, izlenimlerini şöyle aktarıyor: “Bir Hızır perşembesinde köhne ama içten hazinesine konuk olmuştum. Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar… Ama içten.. Ama sıcak.. Ama huzur dolu… Ve bütün dünya mallarından arınmış arı bir mekân dı. Evden ayrılırken aklımda tek bir düşünce vardı. Değerlerini kaybedenler bir daha asla kendileri olamazlar, kendileriyle olamazlar. Asla geçmişlerini bilmez ve bu günü yaşayamaz ve yarına hazır olamazlardı.” “ Tam da dört dağ içinde terk edilmiş bir kentte bir asır yaşam… Adımlar ağır ağır, bakışlar tane tane… Ne acelesi var görünürde, ne de geride kalanlara söylenecek son bir sözü… Belki bizim gibilerin aradığı adamdı o… Belki beklediğimiz son klam onun dilinde saklı… Bir sona yaklaşmaktayız hepimiz Sahi kimin sonudur bu? Bizim mi? Yaşlı adamın mı? Yoksa İnsan-ı Kamilin mi…?

Efendim efendim canım efendim
Ben senin kulunum sen benim sultanım

Yüzün şems-i kamer gözlerin nurdur
Aynı hilale benzer kaşların
On sekiz bin âlem hüsniyem kuldur
Lebin kevseri durdur düşleri

Seni sevenlerin can içinde canısın.
Âşıklar katredir sen ummanısın
Gönül bir gemidir sen dümenisin
Yelken açmak ister bu dervişlerin

Hakka yürüyen insan-i kamil, büyük bilgemizin hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz yolu bize ışık mekanı nur olsun.

 

Yorumunuzu yazınız