PAYLAŞ

ferda-cetinFerda ÇETİN

Televizyonda TRT Şeş eski sanatçısı Kürt kadın konuşuyor: “Çok bedel ödedim çok. Ama pişman değilim” diyor. Diğeri Hakkarili Kürt çevirmen, o da çıktığı her televizyon kanalında, ilkokulda iken, Türkçe bilmediği için yediği dayakları, Kürt sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini uzun uzadıya anlatıyor. Öteki eski Zaman gazetesi yazarı kadın, Kürt-Alevi kimliğine vurgu yapıyor. Bu aidiyetin tüm ihtiyaçlara cevap ve yeterli olduğu rahatlığıyla konuşuyor. Ardından çözümün anahtarını uzatıyor herkese, tüm taraflara.

Müzakereler ve sağlıklı bir diyalog olacaksa eğer, Türk gazete ve televizyonları da bu sürece katkı sunmalı. Savaş ve çatışma sürecinde televizyonlara çıkarılarak, “AKP büyük adımlar attı. Türkiye’de işler yoluna girdi ve ciddi eksiklikler yok. Demokratikleşmeye Kürt tarafı, BDP ve PKK engel oluyor. Biz de örgütün büyük tehditi altındayız” yalanından başka sözü olmayanlar yerine yeni insanlar bulunmalı.

Savaş ve çatışma süreci okuma yazması olan yeni bir Kürt tipi de yarattı. Kürt ana-babadan doğmayı, Kürtçe bilmeyi tüm sorumluluklarından kurtulmak ve “aydın” olmak için yeterli sanan bir tip… Hiçbir emek vermeden, hiçbir sorumluluk almadan keskin ve radikal bir görüntü altında, ama sistemin himayesinde, rizikosuz, kendi halinden memnun, yaşayıp giden insanlar. Kürtlüğü miras yoluyla “kazanmış”lar…

Oysa Kürt ve Kürdistan yurtseverliği insanlara anadan doğma bir tanrı lütfu değil. O, alınteri, emek ve çabayla elde edilir. Konuşmakla, internet sitelerinde ahkam keserek, akil adam ve uzman pozlarında, kendi benzerleri ile üfürük yarıştırmakla Kürtlük, yurtseverlik falan olmaz.

Bizim topraklarımızda bu tipin karşıtı örnek çok.

Yıl 1944, Paris Nazilerin işgali altında. Bir mahkeme salonunda 23’ler diye bilinen bir direniş grubu yargılanıyor. Hepsinin suçu aynı: Nazilere karşı sabotaj, suikast, bombalama ve direniş örgütlemek. Yargıç, grubun lideri Misak Manuşyan’a son sözü veriyor. Salonun bir tarafında Alman izleyiciler diğer tarafta Nazi işbirlikçisi Fransız izleyiciler oturuyor. Manuşyan Almanlara dönerek başlıyor konuşmaya: “Size söyleyecek hiçbir sözüm yok. Ben size karşı savaşarak görevimi yaptım. Pişman değilim. Şimdi rolünü oynama sırası sizde: Elinizdeyim.” Sonra Fransızlara dönerek: “Sizler Fransızsınız. Biz Fransa için bu ülkenin kurtuluşu için savaştık. Sizse vicdanınızı ve ruhunuzu düşmana sattınız. Siz Fransız uyruğunu miras aldınız, bizse bu uyruğu hak ettik” der.

Manuşyan ve 23’ler idama mahkum edilir. Mahkeme başkanı gruba af dilemeyi düşünüp düşünmediklerini sorar. Hepsi bir ağızdan “Hayır” der. Misak Manuşyan ve arkadaşları aynı gün, yani 21 Şubat 1944’te Valerien Tepesi’nde arkadaşları ile birlikte kurşuna dizilir.
Misak Manuşyan ölmeden birkaç saat önce eşi Meline’ye bir mektup yazar:

“Sevgili Meline, birkaç saat içinde, artık bu dünyada olmayacağım. Bugün öğleden sonra 15.00’te kurşuna dizileceğiz. Başıma gelen bir kaza gibi bu. İnanamıyorum ama yine de seni bir daha göremeyeceğimi biliyorum. Sana ne yazabilirim?.. Bizden sonra yaşayacaklara ve yarının özgürlüğünün ve barışının güzelliğini tadacaklara ne mutlu. Fransız halkının ve tüm özgürlük savaşçılarının hatıramıza gereğince saygı göstereceklerine eminim. Ölüme bunca yaklaşmışken ne Alman halkına ne başka hiç bir kimseye kin duymadığımı ilan ediyorum; herkes layık olduğu cezayı ve mükafatı bulacak. Alman halkı ve diğer bütün halklar, çok sürmeyecek olan bu savaşın ardından barış içinde ve kardeşçe yaşayacaklar. Ne mutlu onlara.

Bugün hava güneşli. Güneşe ve onca sevdiğim güzelim tabiata bakarak hayata ve sizlere veda edeceğim.”

Geçen Perşembe günü Fransa’nın birçok kentinde, ölüm yıldönümleri vesilesiyle Manuşyan ve 23’ler için anma etkinlikleri düzenlendi.
Misak Manuşyan, 1906’da Adıyaman’da doğdu. Kardeşi Garabet dışında tüm ailesini 1915 Ermeni soykırımında kaybetti. Çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını Suriye’deki Cünye yetimhanesinde geçirdi. 19 yaşında iken, 1925 yılında kardeşi ile birlikte Paris’e geldi. Mesleği marangozluktu. Ama o şiire ve edebiyata ilgi duydu. Arkadaşları ile birlikte Paris’te iki Ermeni Edebiyat dergisi çıkardı. Nazi Almanyası Fransa’yı işgal ettiğinde direniş hareketine katılarak aktif bir rol üstlendi. 23’ler grubunu kurarak Nazilere karşı büyük eylemler gerçekleştirdi.

Misak Manuşyan’ın hayatı, eşi Meline Manuşyan tarafından, “Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan” ismiyle kitaplaştırıldı.

Yorumunuzu yazınız