PAYLAŞ

Başbakan meydanlarda “Çılgın” “Proceleri” (Bu sözü Zihni Sinir’den aşırdığımı biliyorsunuz!) açıklaya dursun, Hakkari ve Şırnak’ta halkın kendisine teveccüh edip miting alanına gelmediğini görünce sahiden çıldırdı.

“Çırakken mağdur, kalfa iken mağrur” olan başbakan “Ustalık döneminde” “Çılgın?” oldu.

Kendisini neredeyse Ortadoğu ve Balkanların “En çılgın başbakanı” ilan edecek olan Erdoğan’ın sırtında kaftan, başında kallavi, sarkık hilal bıyıkları ve elinde kılıç kalkan eksik!

Ecdadını taklitten zerrece taviz vermiyor Başbakan. Ecdadı sefere çıkarken elçilerle otağında görüşürdü, o helikopterinde görüşüyor. Ecdadı elçilere “Hilat” verirdi, o memleketin tapusunu veriyor. Ecdadı “Cülus” dağıtırdı, o “Çılgın proje” dağıtıyor. Ecdadı “Gemileri karadan Boğaza indirirdi” o buna zahmet etmeyip “Karadan denize boğaz” açıyor. Ecdadı düşürülmüş Kürtlerden “Hamidiye Alayı” yapardı, o düşürülmüş Kürtten milletvekili yapıyor. Ecdadı, cümle memleketi “Ümmetten” ümmeti de “Ehli Sünnetten” sayardı, o memleketi “Türk, Müslüman ve Sünni” sayıyor.

“Ümmet” ve “Ehli Sünnet” şu iki kavramın Başbakandaki tezahürüdür. “Ümmet” millet kavramının karşılığıdır ve Türk demektir. “Ehli Sünnet” ise milletin “Mezhebi” olan Sünniliktir. Başbakana göre “Türk ve Sünni isen makbulsün!” “Alevi ve Kürt isen mekruhsun, meydanlarda yuhalanman gerekir!” Dilini kimlik ve inançlara karşı yalın kılıç kullanan Başbakan, hızını alamayıp Zerdüşt’e de hakaret etmeyi “İhmal etmedi!”

Başbakana göre “Kürt’ün makbulü Mehmet Metiner, Alevi’nin makbulü Reha Çamuroğlu (Ki o bilem yaranamamış görünüyor!), Türk’ün makbulü ise gizli kamera ile çekim yapıp internet sitelerinde kendisinin rakiplerini teşhir eden” türden olmalı.

Memlekete “Muktedir”, “Cihan şümul” başbakan helikopterdeki görüşmeden aldığı gazla, Kürt Halkı’nın tepesine gaz bombaları yağdırılmasını “Ferman” ederken, Ali’den, Hacı Bektaş Veli’den, Yunus Emre’den sözler söyleyerek “Bunlara ben sahip çıkıyorum!” edaları ile Alevilere hakaret ediyor. Güya “Empati” yapıp “Sempatik” görüneyim derken “Nefret” tohumlarını yeşertiyor.

“Empatiye” bakınız! “Ali’yi sevmek Alevilikse ben de Aleviyim. Ben Ali’yi Alevilerden daha çok seviyorum!”

Sayın Başbakan, Alevilerin sevdiği Ali ile senin “Sevdiğin Ali” “Ümmetin peygamberine değil, Hadem-ül Fukara’ya” yoldaşlık eder. Alevilerin Ali’si Kur’an’ı parçalayıp mızrakların ucuna taktırarak hile yapan Muaviye saltanatına karşı mücadele eden Ali’dir. Alevilerin Ali’si Fatma’nın yarenidir. Kerbela’da Muaviye’nin oğlu Yezit tarafından katledilen Hüseyin’in babasıdır. Alevilerin Ali’si, “Hadem-ül Fukara” Hakka yürüdüğünde saltanat ve hilafet kavgasına düşen değil, dostunu, habibini Hakka uğurlayan Ali’dir. Alevilerin Ali’si “Zalimin zulmüne boyun eğmeyin, kişiliğinizle birlikte şerefinizi de yitirirsiniz!” diyen Ali’dir…Ve Aleviler bütün bu tasvirler dışında “Ali çoktur Şahı Merdan bulunmaz!” derler. Alevilerin Ali’si “Uhrevi” değil, insanidir, insandır!… İnsan ise, halkın ferdi, Hakkın sureti, kainatın resmidir. Daha da ötesi Pirim Pir Sultan Abdal der ki;

Pir Sultanım bu dünyaya
Dolu geldim dolu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim, Ali benim.

Sayın Başbakan, sizin “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığınız” döneminde “Kepçe ve dozerle yıkmakla tehdit” ettiğiniz dergahlardan birinin Mürşidi Hilmi Dede Baba bakınız Ali’yi nasıl tarif ediyor:

Ayine tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme.
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme.

Ali evvel, Ali ahir
Ali batın, Ali zahir
Ali tayyip, Ali tahir
Ali göründü gözüme…

Bu dörtlükte Hilmi Dede Babanın söylediği “Tayyip” bilge, adalet ve merhamet sahibi, yumuşak huylu, hoş, sevilesi demektir. Siz, “Recep Erdoğan” olabilirsiniz ama “Tayyip” olmak için Alevilerin Ali’sini Aleviler gibi tanımanız ve bilmeniz gerekir! Ve “Tayyip Ali” için “Hadem-ül Fukara”, “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. İlmin şehrine gelmek isteyenler o kapıdan geçmeli!” derdi. Siz “İlmin Şehrine” bacadan girmeye çalışıyorsunuz. Demedi demeyin, ocakta Ali’nin narı yanıyor!…

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız