PAYLAŞ

aaaaaaaaaaaaaaaaNil MUTLUER

Din dersini seçmeyen öğrencilerde Alevi ya da Sünni olsunlar ‘dışlanma’ kaygısı öne çıkıyor. Çocuklarının din dersinden muaf tutulmasını isteyen veliler de toplum baskısının çocuklarda travmaya yol açtığını, derse girmeyen çocukların farklı gerekçeler bulduğunu anlatıyor

Nedenleri ve etkilenme biçimleri aynı olmasa da, Alevi veya Sünni, konuştuğum çoğu kişi zorunlu ve seçmeli din derslerinin varlığından hoşnut değil.  Aleviler inançlarının tartışılacağından, Sünniler ise derslerin müfredatının tatminkâr olmamasından şikâyetçi.

Zorunlu din dersiyle ilgili konuşmaya başladığımda çoğu Alevi ilk olarak sanki bu ders kaldırılacakmış da bir türlü kaldırılamamış gibi hissettiklerini söylüyorlar. Esasında bu histen bahseden Sünniler de var. Özellikle, çocukların bilgisinin notla sınandığı ders vasıtasıyla inanç ve zorunluluğun yan yana gelmesinin yarattığı yapaylığın bu duyguda payı var. Ayrıca, 2007’deAİHM’de (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) kızı Eylem Zengin’in din derslerinden muaf olması kararını kazanan Hasan Zengin’in durumu da, dersin kaldırılma yolunun açılabileceği yönünde umut vermiş birçok kişiye. Hatta bu karar öncesi iç hukukta da kazanılan bazı davaların bu yolu açması, bazı Alevilerin çocukları için din dersi muafiyeti almasını sağlamış, ancak din derslerine girmeyerek ders sırasında okul koridorlarında oturmak zorunda olan çocukların yaşadığı dışlanma hissini ve ailelerin karşılaştığı toplumsal baskıyı giderememiş.
Sünniler de engelleniyor

Geçen yıl, 2012-2013 eğitim döneminde derslerin kalkmasını bekleyenler kötü bir sürprizle karşılaştı. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi kalkmadığı gibi, Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamberimizin Hayatı, Temel Din Bilgileri dersleri de seçmeli dersler arasına yerleştirildi. Üstelik, Bilgi Kuramı, İnsan Hakları ve Demokrasi, Kompozisyon, Felsefe gibi diğer seçmeli dersler eğitim kadrosu yetersizliğinden bazen açılamıyorsa da, dinle ilgili seçmeli derslerin eğitim kadrosu hep mevcut. Böylece, başka ders açılmadığı takdirde öğrenciler dört tane din dersi almak durumunda kalıyorlar. Başka ders seçmek isteyen Alevi öğrenciler için bu hiç kolay değil zira, birçoğu kendilerinin Müslümanlık ve Peygamber ile ilişkisinin sorgulanacağından çekiniyor. Hatta, farklı dersler seçmek isteyenler dışlanmayla karşılaştıklarından bile bahsediyorlar. Bu gibi bir baskının farklı ders seçmek isteyen Sünnileri de engelleyebileceği aşikar. 

Alevilerin çoğunu tatmin etmeyen bir sürpriz de zorunlu din derslerine Alevilik bölümünün eklenmesi. Hükümet bu bölümün yazım aşamasına Alevilerin de katılmış olduğunu söylese de, birçok Alevi için içerik konuyu tüm yönleriyle anlatmıyor. Bu gibi bir Alevilik bilgisinin yönlendirici ve yanlış olduğunu iddia edenler de var. Üstelik, Aleviler, dersi veren hocaların Alevilere yönelik tarihsel önyargılarının da dersi etkileyeceğinden endişe ediyorlar.   

Laikliğin yerleşmesi
Tüm bu tartışmalar yalnızca Aleviler tarafından değil, özellikle inanç özgürlüğü çerçevesindelaiklik anlayışının yerleşmesi gerektiğine inanan Sünnilerce de eleştiriliyor. Ve yurttaşlık ve laiklik üzerine düşünmeye sevk ediyor.

Her ne kadar bazı hükümet yetkilileri Hasan Zengin-Eylem Zengin olarak anılan AİHM kararını zorunlu din derslerinin kaldırılmasında değil de, içeriğinin evrensel bir hale getirilmesi yönünde bir adım olarak değerlendirse de, CHP Milletvekili Rıza Türmen Ak Parti’nin AİHM kararına uymadığını iddia ediyor:

“Türkiye’de zorunlu din dersleri ile ilgili verilen hukuki mücadele ve AİHM kararına rağmen AKP Hükümeti gereken adımları atmamıştır. Ayrıca, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin yanı sıra seçmeli din dersleri eklenmiştir. Zorunlu din dersi kaldırılmayarak Alevilik ile ilgili bölümün ders kitaplarına özensizce ve Alevi topluluğuna danışılmadan yerleştirilmesi kabul edilebilecek bir çözüm değildir. Zira ders kitaplarındaki Alevilik başlığı altında verilen bilgiler Alevi toplumunun kendi inançlarını anlatmaktan uzaktır. Alevi inancında olmamasına rağmen ders kitaplarında yer alan bazı kavramlar, Hükümet’in kendi Alevi tanımını yarattığı, Aleviliği Sünni bakış açısından anlattığı gibi gerekçelerle Alevi topluluğu tarafından tepki toplamıştır.”

Sadece Türmen değil, konuştuğumuz farklı inanç grubuna mensup birçok kesimden kişi ve uzman için de din dersinin zorunlu olması kapsayıcı ve özgür bir laiklik anlayışına uygun değil. Türmen’in derslerin kalması halinde iki farklı ders kitabı hazırlanması yönünde bir önerisi var:

‘İki ayrı ders kitabı olmalı’
“Din dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması laik bir devlet olmanın gereğidir. Başka bir seçenek ise, Aleviler ve Sünniler için iki ayrı din dersi kitabı hazırlanması, (bunun örnekleri Almanya’da mevcut) ve seçmeli olan bu dersin Alevilere, Sünni-İslam anlayışına göre yetişmiş öğretmen ve ilahiyatçılar yerine Alevi öğretmenler tarafından verilmesidir. Ayrıca, ders kitapları hazırlanırken kurulacak komisyona her iki kesimden çok sayıda, farklı ve geniş yelpazede uzman, eğitimci ve din adamının katılması gerekmektedir.”

 
‘Seçim, Kimlik Beyanı olmamalı’

Din dersi kitaplarının farklı bir süreçle yeniden ele alınması gerektiğini düşünenlerden biri de sosyolog Dr. Necdet Subaşı. Diyanet Strateji Geliştirme Başkanı olan, ancak bu kimliği ile görüş bildirmek yerine 2009-2010 yılları arasında süren Alevi Çalıştayı’nın Koordinatörü olarak görüş bildirmek isteyen Subaşı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin içeriğindeki Alevilere ayrılan bölümle ilgili yetersizliğin, Sünni kısımlar için de geçerli olduğunu belirtiyor. Subaşı’na göre zorunlu din dersleri tartışmalı bir mesele.

‘Yeniden tasarlanmalı’
Subaşı din derslerinin seçmeli olmasını ve derslerin seçilme şeklinin de yeniden tasarlanmasını öneriyor. Subaşı’na göre Anayasa’nın 24. Maddesi gereği yasal statüye sahip olamayan Mevlevilik ve Nakşibendilik gibi tarikatlar ve Alevilik ve Nusayrilik gibi farklı inanç gruplarının da kapsanabileceği bir eğitim ve öğretim programının Milli Eğitim’ce tasarlanması gerekiyor. Dersin inanç gruplarının kendileri tarafından bağımsız bir şekilde hazırlanması da oldukça önemli. Subaşı, programın yanlış uygulamasının ayrımcılıkları besleyeceğini de hatırlatıyor:

“Zorunlu din derslerini tartışmalı kılan, din konusunda verilen bilgilerin tatminkâr olmamasından kaynaklanıyor. Vatandaşların genel geçer din bilgisi konusunda sağlam bilgi sahibi olmaları gerekir. Buna karşılık seçmeli din derslerinde ise her inanç grubunun kendi mekanizmalarınca da onaylanmış bilgilerin müfredatta yer alması uygun olacaktır. Bugün tüm vatandaşlarımızı tatmin edecek bir din bilgisi müfredatına yaklaşılmış olmakla birlikte eksiklik ancak seçmeli din dersleri uygulamasıyla telafi edilebilecektir.

‘Fişlemeyi getirmesin’
İsteğe bağlı dersler, vatandaşların kendi rıza ve isteklerine bağlı olarak verilmekle birlikte, hiçbir şekilde kendi kimliklerini beyan etmek zorunda kalmayacakları şekilde tasarlanmalıdır. Yani Alevilere seçmeli ders koyup, Alevi fişlemek de mümkün. Mesela küçük bir taşra kasabasında iki tane memur çocuğu Alevi olabilir. Öyle bir şey olmalı ki bu, mesela bir Sünni olarak benim çocuğum da Alevilik dersini seçebilmeli. Bu Sünnilerin bir jesti olabilir.”

Seçmeli ders seçilemiyor!

Akademik çalışmalarını Alevilik üzerine yapan ve aynı zamanda CHP milletvekili olan Doç. Dr. Aykan Erdemir Bursa’da yaşayan bir Alevinin kendisine ilettiği seçmeli ders formundaki yönlendirmelerden bahsediyor. Formda, eğitmeni olmadığı için açılamayacak olan derslerin üzeri çizilerek velilere teslim ediliyor. Hal böyle olunca, seçmeli dersler, bir nevi zorunlu dersler haline gelmiş oluyor. Erdemir’e göre din dersi meselesinde özgürlükler daha da kısıtlanmış ve Aleviler açısından daha geri bir konuma gelmiş durumda, zira Alevilik dersinin kaldırılmasını isterken, kendilerini temsil etmeyen bir Alevilik anlayışının ders kitaplarına eklenmiş olmasının Aleviler için kabul edilemez olduğunu düşünüyor.

‘Derse girmeme bedeli travma ve tehdit’

2007’deki AİHM kararından önce, 2005’te iç hukuk yolu ile çocuğunun din dersine girmemesi hakkını kazanan ilk kişi Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu. Kenanoğlu’nun bu davayı kazanmasının ardından yaşadıkları, sevincini kursağında bırakmış. Çocuğu okulda dışlanmış, kendisinin sosyal hayatı oldukça etkilenmiş:   “Zor

unlu din derslerine dava açıp bunu iç hukukta kazanan ilk kişiyim. Çocuğum din dersi almıyor ancak, alternatif bir ders olmadığı için din dersinde bahçeye çıkıyordu. Bu durum sorulara ve tacize maruz kalmasına neden oldu, herkese din dersinden muaf olduğunu  açıklamaktan bıktığı için “yaramazlık yapıp öğretmeninin kendisini dışarı attığını söylemeyi tercih etmeye” başlamıştı. Daha henüz 10 yaşındaydı. Bunu öğrendiğimde okula gidip müdürle konuştum ve çocuğun din dersinde sınıfta oturmasını sağladım, davayı kazandık ama çocuğumun fiilen din dersi almasına engel olamadık. O süreçte iş yerimde problemle karşılaştım, beni istifaya davet ettiler, tehdit edildim, çocuğum polis gözetiminde okuldan çıkıyordu, evimiz polis tarafından zaman zaman tehdit unsurlarına karşı gözetim altında tutuluyordu.”

‘Alevinin okul yaşamındaki zorluklar çok’

Alevilik üzerine çalışan antropolog Dr. Dilşah Deniz din derslerindeki Alevilik bölümünün yetersizliğinin yanı sıra Alevilik bölümünün işlenmesi sırasında Alevi öğrencilerin karşılaşacağı olası sıkıntılara değinerek, bunun öğrencilerin hayatını daha da zorlaştırdığından bahsediyor:   

“Din dersi kitabında  Alevilikten bahsedilmesi çeşitli açılardan sorunlu. Öncelikle, bu bilgiyi binlerce yıldır Alevilikle hiçbir teması olmayan, Aleviliği sapkın olarak gören, ya da görmezden gelen, görmek istemeyen, ona dair olumlu altyapısı olmayan öğretmenlerce ne kadarının, nasıl verildiğini bilmiyoruz. Sınıfta buna dair sorular soran öğrencilere nasıl, hangi beden diliyle cevaplar sunulduğunu bilmiyoruz. Ona kaç dakika ayıracağını bilmiyoruz. Toplumda çoğunlukla olumsuz bir algı ile doldurulmuş genç, ne söyleyeceğini bilemeyen bir yaş grubundaki öğrenciler arasında Alevi çocuklarının oradaki o atmosferden etkilenme durumunu bilmiyoruz. Bunlar asla bilinmeyecek. Ortaya çıkan komplikasyonlar bastırılacak.”

PAYLAŞ

Yorumunuzu yazınız